Enflasyon Verilerinde Büyük Ayrışma: İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi (İTO) ile TÜİK TÜFE Farkı Neden Açılıyor?
Türkiye ekonomisinin en kritik göstergelerinden biri olan enflasyon verileri, son dönemde yaşanan belirgin farklılıklarla gündemin ilk sıralarına yerleşti. Özellikle İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından açıklanan yeni İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi (ITFE) ile Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) arasındaki makasın giderek açılması, hem ekonomik analizlerde hem de kamuoyunda ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor.
Uzun yıllar boyunca, İstanbul Ticaret Odası denildiğinde akla gelen ana endeks, genellikle “Ücretliler Geçinme Endeksi” olmuştur. Ancak bu endeks, hem baz yılının eski olması hem de kapsamındaki mal ve hizmet sepetinin güncel tüketim alışkanlıklarını yeterince yansıtamaması nedeniyle, Türkiye’nin genel enflasyon dinamiklerini sağlıklı bir şekilde ölçmekte zorlanıyordu. 2024 yılının başından itibaren, bu eski endeksin yerini daha modern bir yaklaşımla hazırlanan, 2023 bazlı “İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi” (ITFE) aldı. Bu yenilik, enflasyon ölçümünde daha güncel ve gerçekçi bir perspektif sunma potansiyeli taşıyor.
Yeni ITFE, ilk yayınlandığında bazı kurgusal hatalar içeriyordu. Bu hatalar, Haziran ayında Ocak 2024’e kadar geri dönük bir revizyonla düzeltildi. Yapılan bu kapsamlı düzeltmelerin ardından, İTO’nun İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi, Türkiye’deki en güncel bazlı endekslerden biri olarak veri açıklamaya devam ediyor. Bu durum, endeksin güvenilirliğini ve tutarlılığını artırma yönünde önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.
Elbette İTO’nun bu endeksi sadece İstanbul’daki fiyat değişimlerini kapsıyor. Ancak İstanbul, Türkiye ekonomisinin kalbi ve en büyük şehri olması nedeniyle, burada oluşan fiyat dinamiklerinin ve enflasyonist eğilimlerin Türkiye ortalamasıyla büyük ölçüde örtüştüğünü söylemek yanlış olmaz. İstanbul’un ekonomik ağırlığı, ulusal ekonomideki gösterge niteliğini pekiştirmektedir. Bu nedenle, İTO’nun ITFE’si ile TÜİK’in ulusal ölçekte açıkladığı TÜFE’yi karşılaştırmak, ekonomik gelişmeleri daha iyi anlamak adına makul ve gerekli bir analiz yöntemi haline gelmiştir.
Her iki endeks arasında, kapsadıkları mal ve hizmet sepetleri ile ağırlıklandırma yöntemleri açısından belirli farklar bulunması doğaldır. Örneğin, TÜİK’in TÜFE’si tüm Türkiye’yi kapsarken, İTO’nun endeksi yalnızca İstanbul’u odağına alır. Ayrıca, farklı kalemlerin endeks içindeki ağırlıkları da değişiklik gösterebilir. Ancak bu tür yapısal farkların, enflasyon değişim oranlarında astronomik ve giderek açılan bir makasa yol açmaması beklenir. Teorik olarak, benzer ekonomik koşullar altında, iki endeksin yıllık değişim oranlarının birbirine yakın seyretmesi gerekir.
Beklenenin Aksine: İTO ve TÜİK Arasındaki Makas Giderek Açılıyor
Ne var ki, gözlemlenen durum teorik beklentilerle uyuşmuyor. İTO’nun Haziran ayında bir buçuk yıl öncesine kadar geri giderek revize edip düzelttiği oranlara rağmen, iki endeks arasında belirgin bir makas oluştuğu ve bu makasın zamanla daha da açıldığı net bir şekilde görülmektedir. Bu durum, ekonomistler ve kamuoyu nezdinde ciddi bir soru işareti yaratmaktadır.
Verilere daha yakından bakacak olursak, 2023 yılının Aralık ayını başlangıç noktası aldığımızda, aradan geçen bir buçuk yıllık süreçte TÜİK’in TÜFE’sine göre enflasyon yüzde 68 oranında artış göstermiştir. Aynı dönemde, İTO’nun açıkladığı endekse göre ise artış yüzde 81 gibi çok daha yüksek bir seviyeye ulaşmıştır. Yüzde 13’lük bu fark, sadece bir buçuk yıllık bir dönem için oldukça çarpıcıdır ve reel ekonomideki yansımaları göz ardı edilemez.
Bu bir buçuk yıllık dönemin ay bazındaki yıllık artış oranları incelendiğinde ise, iki endeks arasındaki makasın özellikle 2024’ün Mayıs ve Haziran aylarında rekor düzeye yükseldiği dikkat çekmektedir. Bu durum, son dönemdeki fiyat artışlarının İstanbul’da daha keskin hissedildiğini ya da İTO’nun ölçüm yöntemlerinin bu artışları daha iyi yakaladığını düşündürmektedir. Ancak bu noktada, grafikler üzerinden yapılan bazı değerlendirmelerde yanıltıcı görüntüler ortaya çıkabileceğini belirtmek önemlidir. Örneğin, iki endeksin yıllık artış oranı arasındaki fark, 2024’ün ilk aylarında daha fazla gibi görünse de, bu bir yanılsama olabilir. 2024’ün Ocak ayı ile bu yılın Mayıs ayındaki farkın puan olarak aynı olması, mutlak farkın benzer kaldığını gösterirken, göreceli farkın değiştiğine işaret edebilir.
Her ne kadar iki oranın farkı doğrudan yüzde olarak alınmasa da, gerçek farkın büyüklüğünü ve etkisini anlamak için bu tür bir hesaplama yapmak gerekmektedir. İki endeks arasındaki fark, 2024 yılının başında yüzde 15 civarındayken, bu yılın Mayıs ayında yüzde 29’a kadar tırmanmış, Haziran ayında ise yüzde 27 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu rakamlar, İTO’nun enflasyon verilerinin, TÜİK’in açıkladığı resmi rakamların neredeyse üçte birinden daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu denli büyük ve açılan bir farkın, hem hane halkının hem de işletmelerin ekonomi algısını derinden etkilemesi kaçınılmazdır.
Bu Farkın “Mazereti” Yok: Güvenilirlik Krizi Derinleşiyor
Daha önce de belirtildiği gibi, İstanbul Ticaret Odası’nın eski ücretliler geçinme endeksi, hem çok eski bir baz yılına sahip olması hem de kapsadığı maddeler dolayısıyla TÜİK’in TÜFE’si ile sağlıklı bir kıyaslama yapma olanağı sunmuyordu. Ancak buna rağmen, bu eski endeks çoğu zaman “gerçek enflasyon göstergesi” olarak kullanılıyor ve TÜİK’in oranı kamuoyunun gözünde ikinci planda kalabiliyordu. Yeni ITFE ile birlikte, baz yılı güncellenmiş ve metodoloji modernleştirilmiş olduğundan, TÜİK’in TÜFE’si ile kıyaslama yapmak çok daha makul ve bilimsel bir zemin kazanmıştır. Ancak bu makullük zemininde bile arada giderek büyüyen bir farkın varlığı, sorunun ciddiyetini artırmaktadır.
Bu farkın gerçek nedenini, yani İTO’nun neden daha yüksek enflasyon açıkladığını ve TÜİK’in neden daha düşük kaldığını öğrenmek herhalde hiçbir zaman tam olarak mümkün olmayacaktır. Şeffaflık ve detaylı metodoloji açıklamalarının yetersizliği, bu tür belirsizlikleri körüklemektedir. Makas açıldıkça da, özellikle ücretliler ve emekliler başta olmak üzere geniş kitlelerin TÜİK’in oranına olan güvensizliği daha da artmaktadır. Halkın enflasyon algısı ile resmi veriler arasındaki uçurum, ekonomik istikrar algısını zedelemekte ve beklentilerin bozulmasına neden olmaktadır.
“TÜİK’in oranı ile güven kavramı zaten yan yana geliyor muydu ki?” diye sorabilirsiniz ve bu soruyu soranlar da haklıdır. Yıllardır süregelen eleştiriler ve endişeler, resmi enflasyon verilerinin toplumun büyük kesimleri tarafından sorgulanmasına yol açmıştır. Bu durum, ekonomik politikaların etkinliğini de tartışmalı hale getirmektedir, zira doğru ve güvenilir veri olmadan doğru politika yapmak mümkün değildir.
İTO Verilerine Göre Emeklilerin Durumu: Artan Reel Kayıplar
Enflasyon verilerindeki bu farklılaşma, özellikle sabit gelirli vatandaşlar, yani emekliler için çok daha vahim sonuçlar doğurmaktadır. Bir önceki yazıda, işçi emeklilerinin enflasyon karşısındaki durumunu ele almış ve emeklilerin 2024 ile 2025 yıllarında enflasyona göre nasıl reel kayıplara uğradıklarını detaylandırmıştık. Türkiye’de enflasyon farkları, altı aylık dönemlerin sonunda tek seferde ödendiği için, arada geçen aylar boyunca ciddi bir reel kayıp oluşmaktadır. Bu gecikme, emeklilerin alım gücünün erimesine neden olan en önemli faktörlerden biridir.
Emekli maaşlarına yapılan enflasyon farkı zamları, beğenilsin veya beğenilmesin, ya da gerçekçi bulunmasa da, maalesef TÜİK’in açıkladığı TÜFE oranlarına göre belirlenmektedir. Bu oranın gerçeği yansıttığını varsaysak bile, maaş artışlarının gecikmeli olarak yapılması nedeniyle emekli sürekli olarak reel kayba uğramaktadır. Yani, resmi enflasyon oranı bile doğru kabul edilse, ödeme takvimindeki bu gecikme, emeklilerin alım güçlerinin aydan aya düşmesine yol açmaktadır.
Örnekle açıklayacak olursak: 2024 ve 2025 yıllarının toplam kaybı (2025’in ikinci yarısında aylık artışın yüzde 1,7 olacağı tahminiyle) 27 bin lira olarak hesaplanmıştı. 2023 yılı sonundaki maaşı 10 bin lira olan bir emekli, iki yıl boyunca toplam 329 bin lira maaş alacaktı. Oysa, aylık enflasyon değişimine göre alması gereken maaşın 356 bin lira olması gerekiyordu. Bu, TÜİK’in nispeten düşük enflasyon oranlarına göre bile ciddi bir kayıptı.
Peki, bu hesaplamayı bir de İTO’nun açıkladığı daha yüksek Tüketici Fiyat Endeksi’ne göre yaparsak ortaya nasıl bir kayıp çıkıyor? İşte asıl çarpıcı tablo burada ortaya çıkıyor. Emeklinin eline geçen maaş miktarı, resmi oranlar üzerinden hesaplandığı için yine 329 bin lira olarak kalıyor. Ancak, eğer enflasyon İTO’nun verileriyle ölçülseydi, emeklinin alması gereken maaş 373 bin liraya ulaşıyor. Bu durumda, iki yıl için oluşan reel kayıp tam 44 bin liraya yükseliyor. Bu, TÜİK verilerine göre hesaplanan kayıptan neredeyse yüzde 60 daha fazla bir kayıp demektir. Bu denli büyük bir fark, emeklilerin yaşam standartları üzerindeki baskıyı ve yoksullaşmayı çok daha derinleştirmektedir.

Sonuç: Güvenilir Veri ve Şeffaflık İhtiyacı
Enflasyon verilerindeki bu büyük ayrışma, Türkiye ekonomisi için ciddi bir problem teşkil etmektedir. İTO’nun güncel bazlı ve İstanbul’u temsil eden yeni endeksi, TÜİK’in ulusal TÜFE’sinden belirgin şekilde yüksek gelmekte ve aradaki makas giderek açılmaktadır. Bu durum, yalnızca teknik bir ölçüm farkı olmaktan öte, ekonomik güvenilirlik, politika yapımının etkinliği ve toplumsal refah üzerinde derin etkiler yaratmaktadır. Özellikle emekliler gibi sabit gelirli kesimler için reel kayıpların büyüklüğü, sorunun sosyal boyutunu da gözler önüne sermektedir.
Ekonomik istikrar ve toplumsal refah için, enflasyon verilerinin şeffaf, tutarlı ve güvenilir olması hayati önem taşımaktadır. İki önemli kurumdan gelen veriler arasındaki bu denli büyük ve açıklanamayan farklar, hem yurt içi hem de yurt dışı yatırımcıların Türkiye ekonomisine olan güvenini sarsmakta, hem de vatandaşların ekonomik gerçeklik algısını bozmaktadır. Bu nedenle, ilgili kurumların metodolojilerini daha şeffaf bir şekilde açıklamaları, farklılıkların nedenlerini bilimsel yöntemlerle ortaya koymaları ve bu makasın kapanması için gerekli adımları atmaları büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde, enflasyonla mücadele politikaları da dahil olmak üzere, birçok ekonomik adımın etkinliği sorgulanmaya devam edecektir.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: ekonomim.com