Enflasyon Beklentisi: Merkez’in Faiz Şartı

Merkez Bankası’ndan Kararlı Mesaj: Politika Faizi Sabit, Öncelik Enflasyon Beklentilerinde

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), son toplantısında piyasa beklentileri doğrultusunda politika faizini yüzde 50 seviyesinde sabit tutma kararı aldı. Bu karar, mart ayında yüzde 45’ten yüzde 50’ye yükseltilen politika faizinin beşinci toplantı üst üste değişmediği anlamına geliyor. TCMB’nin bu tutumu, enflasyonla mücadeledeki kararlılığını ve fiyat istikrarı hedefinden sapmayacağını bir kez daha ortaya koydu.

Ekonomistler ve piyasa aktörleri, bu kararı TCMB’nin dezenflasyon sürecine olan inancının ve uyguladığı sıkı para politikasının devamlılığının bir işareti olarak yorumluyor. Ancak bu sabit tutuşun ardında yatan nedenler ve geleceğe dönük sinyaller, Türkiye ekonomisinin gidişatı açısından büyük önem taşıyor. Özellikle bankanın önceki dönemlerdeki faiz kararlarıyla kıyaslandığında, mevcut duruşun farklılığı ve potansiyel etkileri daha net anlaşılabilir.

Geçmişten Dersler: 2021 Deneyimi ve Mevcut Yaklaşım Arasındaki Fark

Türkiye ekonomisi için politika faizi kararları her zaman kritik bir rol oynamıştır, ancak geçmişteki bazı deneyimler, bu kararların nasıl yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini de gözler önüne sermiştir. Mart 2021’de yüzde 19’a çıkarılan politika faizinin beş toplantı boyunca bu düzeyde tutulduktan sonra, Eylül 2021’de başlayan faiz indirim döngüsü hafızalardaki yerini koruyor. O dönemde, yükselen enflasyon eğilimine rağmen politika faizinde yapılan indirimler, Türk lirasında sert değer kayıplarına ve genel ekonomik dengelerde ciddi bozulmalara yol açarak Türkiye’yi adeta bir ekonomik felaketin eşiğine getirmişti. Bu süreç, para politikasının bağımsızlığı ve ekonomik gerçeklere uygun hareket etme zorunluluğunun ne denli hayati olduğunu acı bir şekilde göstermişti.

Şimdi ise durum tam tersi bir seyir izliyor. Kamuoyunda belirli bir kesimden, özellikle ekonomideki yavaşlama ve yüksek faizlerin getirdiği maliyetler nedeniyle bir faiz indirimi beklentisi olsa da, TCMB’nin son açıklamaları bu beklentilerin yakın zamanda gerçekleşmeyeceğine dair net sinyaller verdi. Aslında, Merkez Bankası dünkü açıklamasında tavrını bir kez daha net bir şekilde ortaya koyarak, yakın zamanda bir faiz indiriminin pek söz konusu olmayacağını somut olarak ifade etti. Bu net duruş, 2021’deki “yapılmaması gerekenin yapıldığı” dönemin aksine, enflasyonla mücadeledeki kararlı ve bilimsel temellere dayalı bir yaklaşımın benimsendiğini gösteriyor.

Elbette, eylülde ılımlı bir faiz indirimi ihtimali tamamen kapanmış sayılmaz, ancak böyle bir indirimin kesinlikle Eylül 2021’deki gibi bir etki yapmayacağı öngörülüyor. Zira mevcut ekonomik koşullar ve enflasyon beklentileri o dönemden oldukça farklı. Eğer bir indirim düşünülürse, bu ancak dezenflasyon sürecinde kayda değer bir ilerleme sağlanması ve beklentilerde belirgin bir iyileşme görülmesi halinde, giderek tıkanan ekonomiyi ve kaygı duyulan durgunluğu aşmak adına atılabilecek, çok kontrollü bir adım olabilir. Ancak, bu tür bir adımın bile, politik müdahalelerden ziyade ekonomik gerekçelerle ve dikkatli bir analiz sonucunda alınması elzemdir. Ne yazık ki, Türkiye’de faiz kararlarının çoğu zaman ekonominin gereklerine değil, siyasetçinin tercihlerine göre verildiği bir gerçektir ve bu durum, politika yapıcıların bağımsızlık ve kredibilite sınavı vermesine neden olmaktadır.

“Önce Beklentiler!”: TCMB’nin Dezenflasyon Stratejisinin Temel Taşı

TCMB’nin Para Politikası Kurulu (PPK) açıklamalarında uzun süredir vurgulanan ve bu son toplantıda önemi daha da artırılan bir nokta var: “Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının öngörüler ile uyumunun dezenflasyon süreci açısından göreli öneminin arttığı” ifadesi. Bu, aslında Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadeledeki anahtar stratejisini özetleyen güçlü bir mesajdır. TCMB, daha önce de belirttiği üzere “enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının öngörüler ile uyumunun yakından izlendiği”ni ifade ederken, şimdi bu uyumun göreli öneminin arttığını vurgulayarak, konunun aciliyetini ve önceliğini pekiştirmiştir.

Peki, bu ne anlama geliyor? Daha yalın bir ifadeyle, Merkez Bankası şunu demektedir: “Mevcut enflasyon beklentileriyle ve bu fiyatlama davranışlarıyla enflasyonu öyle kolay kolay düşürmek mümkün değil. Önce bu beklentilerin ve davranışların düzeltilmesi gerekiyor. Dezenflasyon sürecinin başarıyla yönetilebilmesi için buna ihtiyaç var. Aksi takdirde, daha uzun bir süre faiz indirimi söz konusu olmayacaktır!”

Enflasyon beklentileri, ekonomideki aktörlerin (tüketiciler, üreticiler, yatırımcılar) gelecekteki fiyat artışlarına ilişkin inançlarını ifade eder. Yüksek enflasyon beklentileri, işletmelerin maliyetlerini artırmadan önce fiyatlarını yükseltmelerine, çalışanların daha yüksek ücret taleplerinde bulunmalarına ve tüketicilerin alım güçlerini korumak için bugün daha fazla harcama yapmalarına neden olarak, enflasyonun kendiliğinden beslendiği bir kısır döngü yaratır. Bu nedenle, Merkez Bankası için sadece mevcut enflasyonu düşürmek değil, aynı zamanda gelecekteki enflasyon beklentilerini de yönetmek büyük önem taşımaktadır. Beklentiler çıpalanmadıkça, yani halkın ve piyasanın enflasyonun düşeceğine dair inancı sağlamlaşmadıkça, para politikasının etkinliği sınırlı kalacaktır.

TCMB’nin Yaklaşımı Net: Fiyat İstikrarı Birincil Hedef

Piyasadan yoğun bir şekilde durgunluk işaretleri alınmasına, faizin yüksekliğinden yakınanların ve indirim isteyenlerin her geçen gün artmasına rağmen, Merkez Bankası adeta “Piyasadaki durum beni ilgilendirmez, ben enflasyona bakarım” demeye devam ediyor. Aslında böyle bir yaklaşım sergilediği için Merkez Bankası’nı eleştirmek pek doğru olmaz. Zira, Merkez Bankası, temel görevini yapmaya, yani temel amacını gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

Merkez Bankası’nın web sayfasına girip baktığınızda göreceğiniz ilk ifade şudur: “Merkez Bankasının temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.” Üstelik bu cümledeki “fiyat istikrarı” sözcükleri, daha çok göze çarpması için farklı bir şekilde yazılmıştır. Bu vurgu, TCMB’nin odak noktasını ve önceliğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, Merkez Bankası, “Ben enflasyonu düşürmeye odaklandım, gerisi beni ilgilendirmez” yaklaşımını koruyarak, temel misyonuna sadık kalmaya devam etmektedir.

Bu kararlı duruşun bir yansıması olarak, Para Politikası Kurulu metninde yer alan bir ifade aylardır değiştirilmiyor ve TCMB’nin gelecekteki adımlarına ışık tutuyor: “Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşu sürdürülecektir. Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır.” Bu ifade, Merkez Bankası’nın yıllık enflasyondaki gerilemeyi parasal sıkılaştırmaya son vermek için yeterli görmeyeceğini, bakılması gerekenin aylık enflasyonun seyri ve beklentilerin tahmin aralığına yaklaşması olduğunu bir kez daha vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, dezenflasyon sürecinin geçici değil, kalıcı ve sağlam temellere oturması için atılması gereken adımları ortaya koymaktadır.

Merkez Bankası, para politikası metinlerinde sadece faiz oranlarını değil, aynı zamanda enflasyonu etkileyen diğer faktörleri de değerlendirir. Örneğin, mal enflasyonundaki düşüşe karşın hizmet enflasyonundaki iyileşmenin gecikmeli olacağına vurgu yapılıyor. Hizmet enflasyonunun, ücret artışları, beklentiler ve talep koşulları gibi faktörlere daha duyarlı olması, onu daha dirençli ve inatçı hale getirebilir. Geçen ayların toplantı metinlerinde olduğu gibi yine “Hizmet enflasyonundaki yüksek seyir ve katılık, enflasyon beklentileri ve jeopolitik gelişmeler enflasyonist riskleri canlı tutmaktadır” deniliyor. Geçen aydan farklı olarak ise bu cümleden “gıda fiyatları” ifadesinin çıkarılması dikkat çekiyor. Bu durum, gıda fiyatlarındaki olası bir hafifleme veya Merkez Bankası’nın gıda fiyatlarının kontrolünde diğer faktörlere (arz-talep dengesi, tarımsal politikalar) daha fazla vurgu yapması anlamına gelebilir.

“Para Politikası Yetmez” Diyebilmek: Maliye Politikasının Rolü

Merkez Bankası tavrını net bir şekilde ortaya koyarak, mevcut koşullar altında yakın zamanda bir faiz indirimi olmayacağının mesajını veriyor. Ancak, enflasyonla mücadelede sadece para politikası araçlarının yeterli olmayacağı gerçeği de sıklıkla dile getirilen bir husustur. Merkez Bankası’nın açıklamalarında doğrudan ifade edemese de ima ettiği kritik bir nokta bulunmaktadır: “Enflasyonla mücadele için para politikası yetmez. Maliye politikasıyla bize destek olunması gerekir.”

Bu çağrı, enflasyonla mücadelenin kapsamlı bir hükümet stratejisi gerektirdiğini ve tek başına Merkez Bankası’nın omuzlarına yüklenemeyeceğini gösterir. Maliye politikası, devletin harcama ve vergi politikaları aracılığıyla ekonomiyi yönlendirmesidir. Enflasyonla mücadelede sıkı bir maliye politikası, yani kamu harcamalarında kısıtlamaya gidilmesi ve bütçe disiplininin sağlanması, toplam talebi düşürerek para politikasının enflasyon üzerindeki etkisini güçlendirir. Aşırı kamu harcamaları veya genişlemeci maliye politikaları ise Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı para politikası adımlarının etkisini zayıflatabilir, hatta ortadan kaldırabilir.

Dolayısıyla, Merkez Bankası, sıkı para politikası duruşunu sürdürürken, maliye politikasından da aynı yönde bir destek beklemektedir. Bütçe açığının azaltılması, kamu borçlanmasının kontrol altında tutulması ve seçici harcama politikaları, enflasyonla mücadelenin başarısı için kritik öneme sahiptir. Para ve maliye politikalarının uyumlu bir şekilde çalışması, beklentilerin daha hızlı iyileşmesine ve dezenflasyon sürecinin daha az maliyetle tamamlanmasına olanak tanıyacaktır. Aksi takdirde, Merkez Bankası’nın tek başına yürüttüğü mücadele, ekonomik büyüme üzerinde daha ağır bir yük oluşturabilir ve enflasyonu kalıcı olarak düşürmekte yetersiz kalabilir.

Önümüzdeki bir aylık süreç ve sonrasında atılacak adımlar, Türkiye ekonomisinin geleceği açısından belirleyici olacak. Hem Merkez Bankası’nın bağımsızlığı hem de hükümetin maliye politikaları konusundaki duruşu, enflasyonla mücadeledeki başarı hikayesinin yazılıp yazılamayacağını gösterecektir. Bu süreçte şeffaflık, tutarlılık ve ekonomik gerçeklere sadakat, atılacak her adımın temelini oluşturmalıdır.

Kaynak: ekonomim.com

  • Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.