Ons Altında Tarihi Rekor ve Emtia Piyasalarında Son Durum: Küresel Ekonomik Gelişmelerin Fiyatlara Etkisi
Küresel emtia piyasaları, son dönemde hem makroekonomik göstergelerden hem de jeopolitik gelişmelerden yoğun bir şekilde etkilenmeye devam ediyor. Özellikle değerli metaller, baz metaller, enerji ve tarım emtiaları, ABD Merkez Bankası (Fed) politikaları, doların seyri, ticaret politikaları ve arz-talep dengesizlikleri gibi birçok faktörün etkisiyle dikkat çekici fiyat hareketleri yaşadı.
Altının onsu, tüm zamanların en yüksek haftalık kapanışını 3 bin 448,21 dolardan gerçekleştirirken, küresel piyasalarda dolar endeksindeki zayıflama ve Fed’in bağımsızlığına yönelik artan endişelerle birlikte yükselişini sürdürdü. Bu gelişmelerin ışığında altının onsu 3 bin 453,88 dolara kadar çıkarak 22 Nisan’da kırılan rekorun ardından yeni bir zirveye ulaştı. Bu tarihi yükseliş, yatırımcıların güvenli liman arayışını ve piyasalardaki belirsizlik algısının ne denli güçlü olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Küresel makroekonomik veriler, emtia fiyatlamalarında belirleyici bir unsur olmaya devam ederken, ABD yönetiminin korumacı ticaret politikalarının ekonomi üzerindeki potansiyel etkilerine yönelik endişeler, piyasalarda dalgalanmalara neden oldu. Ancak ABD ekonomisi, yılın ikinci çeyreğinde beklentilerin üzerinde bir büyüme sergileyerek bu kaygıları bir nebze olsun hafifletti. Ülke ekonomisi, ikinci çeyrekte yıllıklandırılmış bazda yüzde 3,3 oranında büyüme kaydetti. Bu revize edilmiş büyüme oranı, ilk tahmin olan yüzde 3’ün üzerine çıkarak piyasaları olumlu yönde şaşırttı. Büyümedeki bu yukarı yönlü revizyonda, özellikle güçlü yatırımlar ve tüketim harcamaları etkili oldu. Bu gelişme, ABD ekonomisinin dayanıklılığına işaret etse de, yılın ilk çeyreğinde yüzde 0,5’lik bir daralma yaşanmış olması, ekonominin genel seyrinin inişli çıkışlı olduğunu gösterdi.
Temmuz ayına ilişkin kişisel tüketim harcamaları aylık bazda yüzde 0,5 artış gösterirken, Fed’in enflasyon hedefleri açısından yakından takip ettiği çekirdek Kişisel Tüketim Harcamaları (PCE) fiyat endeksi aylık yüzde 0,3 yükseldi. Yıllık artış ise yüzde 2,9 ile son beş ayın en yüksek seviyesinde gerçekleşti. Bu enflasyonist baskılar, Fed’in gelecekteki para politikası adımlarına ilişkin beklentileri şekillendirmede önemli rol oynadı. Aynı dönemde ABD’nin mal ticareti açığı, ithalattaki keskin artışın etkisiyle yüzde 22,1 oranında yükselerek 103,6 milyar dolara ulaştı. Bu durum, küresel tedarik zincirlerindeki dinamikleri ve ülkenin dış ticaret dengesindeki kırılganlıkları bir kez daha gündeme taşıdı.
Siyasi cephede ise ABD Merkez Bankası’nın (Fed) bağımsızlığına ilişkin endişeler, piyasaların ana gündem maddelerinden biri oldu. Eski Başkan Trump, Lisa Cook’un mortgage sözleşmelerinde yanlış beyanlarda bulunmuş olabileceği gerekçesiyle Fed yasasının kendisine verdiği yetkilere dayanarak görevden alındığını duyurdu. Bu tartışmalı karar, Fed’in siyasi baskılara karşı ne kadar dirençli olduğu konusunda soru işaretleri yarattı.
Bu gelişmelerin ardından Lisa Cook, hakkını hukuk yoluyla arayacağını belirterek Washington’daki federal bölge mahkemesinde dava açtı. Davanın ilk duruşması cuma günü görüldü ancak mahkeme, Cook’un görevden alınmasını geçici olarak durdurma talebine ilişkin henüz kesin bir karar açıklamadı. Bu hukuki süreç, Fed’in bağımsızlığı ve görevden alma prosedürleri açısından emsal teşkil edebilecek önemli bir dava olarak takip ediliyor.
Tarifelerle ilgili olarak da piyasaları etkileyen önemli bir gelişme yaşandı. ABD temyiz mahkemesi, piyasalar kapandıktan sonra verdiği bölünmüş bir kararla Trump yönetiminin uygulamaya koyduğu gümrük vergilerinin çoğunun yasa dışı olduğuna hükmetti. Bu karar, eski Başkan Trump’ın gümrük vergilerini önemli bir uluslararası ekonomik politika aracı olarak kullanma yeteneğini ciddi şekilde kısıtladı. Mahkeme, kararın yürürlüğe girmesini 14 Ekim’e kadar erteleyerek Trump yönetimine ABD Yüksek Mahkemesi’ne itiraz etme hakkı tanıdı. Bu erteleme, küresel ticaret ortamındaki belirsizliği bir süre daha sürdürecek gibi görünüyor.
Gelecek dönem için Fed başkan adayları da yatırımcıların odağına şimdiden yerleşmiş durumda. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Fed başkanlığı için 11 güçlü adayın bulunduğunu ifade etti. Bessent, İşçi Bayramı’ndan sonra adaylarla mülakatlara başlanacağını ve son aday listesinin Trump’a sunulacağını kaydetti. Bu süreç, önümüzdeki dönemde Fed’in para politikası duruşunu ve dolayısıyla küresel piyasaların seyrini etkileyecek kritik bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Fed tarafında ise, Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller’dan güvercin tonda açıklamalar geldi. Waller, eylül ayındaki toplantıda 25 baz puanlık bir faiz indirimini destekleyeceğini belirtti ve ilerleyen 3 ila 6 ay içinde ek faiz indirimleri öngördüğünü yineledi. Bu açıklamalar, piyasalarda faiz indirimi beklentilerini güçlendirerek özellikle değerli metaller üzerinde pozitif bir etki yarattı.
Tüm bu gelişmelerin ardından, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi haftayı yüzde 4,23 seviyesinde tamamlarken, dolar endeksi yüzde 0,1’lik hafif bir artışla 97,8 seviyesine yükseldi. Bu durum, küresel ekonomideki karmaşık dengeleri ve farklı varlık sınıfları üzerindeki çelişkili etkileri yansıttı.
Değerli Metallerde Haftalık Kapanış Rekoru ve Güvenli Liman Talebi
Değerli metaller piyasası, Fed Başkanı Jerome Powell’ın Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda yaptığı “güvercin” tonlardaki açıklamaların ardından haftaya faiz indirimi beklentileriyle güçlü bir yükselişle başladı. Hafta boyunca açıklanan makroekonomik veriler ve Fed’in bağımsızlığına dair yaşanan gelişmelerin etkisiyle pozitif seyrini korudu. Özellikle dolar endeksindeki zayıflama ve küresel ekonomiye dair endişeler, altın gibi güvenli liman varlıklarına olan talebi artırdı.
Altının ons fiyatı, ABD enflasyon verilerinin Fed’in gelecek ay faiz oranlarını düşürebileceği beklentilerini güçlendirmesiyle nisan ayından bu yana en iyi aylık performansını gösterdi ve aylık bazda yüzde 4,8 yükseldi. Bu durum, altının enflasyona karşı bir koruma aracı olarak cazibesini artırdığını gösterdi. Tüm zamanların en yüksek haftalık kapanışını 3 bin 448,21 dolardan gerçekleştiren altının onsu, dolar endeksindeki zayıflama ve Fed’in bağımsızlığına ilişkin endişelerle 3 bin 453,88 dolara kadar çıkarak 22 Nisan’daki rekorun ardından yeni bir zirveye ulaştı. Bu tarihi yükseliş, altının mevcut piyasa koşullarında ne denli güçlü bir varlık olduğunu kanıtladı.
Gümüşün ons fiyatı da altınla birlikte önemli ölçüde değer kazandı. 40 dolar seviyesine yakın bir seyir izleyen gümüş, haftayı 39,74 dolardan tamamladı. Bu seviye, 12 Eylül 2011’deki 40,68 dolarlık zirvenin ardından görülen en yüksek seviye olarak kaydedildi. Gümüşün bu performansı, sadece yatırım talebinin değil, aynı zamanda endüstriyel talebin de değerli metallere olan ilgiyi canlı tuttuğunu gösterdi.
Platin piyasasında ise arz-talep dengesi ve üretim stratejileri ön plandaydı. Dünyanın önde gelen platin üreticilerinden Güney Afrikalı Impala Platinum’un CEO’su Nico Muller, piyasada arz fazlası oluşmaması için üretimi kontrollü bir şekilde artırma çağrısında bulundu. Haziran ayından bu yana Çin’in artan ithalatı ve Güney Afrika’daki arz düşüşü sayesinde platin fiyatları toparlanma eğilimi gösterse de Muller’in bu uyarısı, gelecekteki üretim kararlarının fiyatlar üzerindeki etkisine dikkat çekti.
Paladyum tarafında ise dünyanın büyük üreticilerinden Sibanye-Stillwater, yılın ilk yarısında zararının azaldığını açıkladı. ABD’de uygulanan üretim teşvik kredileri sayesinde şirketin paladyum faaliyetleri destek bulurken, Sibanye yönetimi Rus paladyumuna yüzde 50 ek vergi getirilmesi için ABD’ye resmi başvuruda bulunduğunu duyurdu. Analistler, bu adımın küresel paladyum piyasasında fiyat oynaklığını önemli ölçüde artırabileceğini ve arz kaynaklarını yeniden şekillendirebileceğini belirtti.
Bu gelişmelerle birlikte değerli metaller piyasasında, ons bazında fiyatlar genel olarak pozitif bir seyir izledi. Altın yüzde 2,2, gümüş yüzde 2,2 ve platin yüzde 0,2 oranında değer kazanırken, paladyum ise yüzde 1,4 değer kaybetti. Paladyumdaki düşüş, Rusya’ya yönelik olası ek vergiler ve genel piyasa belirsizliklerinin bir yansıması olarak yorumlandı.
Baz Metallerde Kritik Mineraller Listesi Güncellemesi ve Endüstriyel Talep
Baz metaller piyasasında geçtiğimiz hafta, kritik minerallere ilişkin listede yapılan güncellemeler fiyatlamalar üzerinde belirleyici bir etki yarattı. Piyasa kapanışının ardından yatırımcıların odağına, ABD Temyiz Mahkemesi’nin tarifeler hakkında verdiği karar yerleşirken, bu durum küresel ticaret ve endüstriyel hammadde tedarik zincirleri üzerindeki politik riskleri bir kez daha gündeme getirdi.
ABD, ekonomi ve ulusal güvenlik açısından stratejik önemleri nedeniyle 2025 yılı için kritik mineraller listesine bakır ve potasyumun da eklenmesini önerdi. Taslak listeye ayrıca gümüş, kurşun ve silikon gibi önemli mineraller de dahil edildi. Bu genişletme, ülkenin yerli üretimini teşvik etme ve dışa bağımlılığını azaltma stratejisinin bir parçası olarak değerlendirildi.
ABD İçişleri Bakanlığı’na bağlı Jeolojik Araştırmalar Kurumu, taslak listeyi Federal Sicil’de yayımladı ve liste 30 gün boyunca kamuoyunun görüşüne açık kalacak. Bu süreç, paydaşların ve endüstri temsilcilerinin görüşlerini belirtmeleri için bir fırsat sunacak.
İçişleri Bakanı Doug Burgum, taslak listenin ABD’nin ithalata olan bağımlılığını azaltmak ve yerli üretimi artırmak için kapsamlı bir yol haritası sunduğunu vurguladı. Bu adımın, özellikle yeşil enerji teknolojileri, savunma sanayii ve yüksek teknoloji ürünleri gibi stratejik alanlarda kritik hammadde tedarik güvenliğini sağlamayı hedeflediği belirtildi.
Analistler, genellikle üç yılda bir güncellenen listeye dahil edilmenin, madencilik projelerinin federal fon almaya uygun hale gelmesini, izin süreçlerinin kolaylaştırılmasını ve ithalata uygulanan tarifeler nedeniyle yerli üreticilerin daha rekabetçi olmasını sağlayabileceğini ifade etti. Bu tür politikalar, uzun vadede baz metallerin arzını ve fiyat dinamiklerini doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor.
Özellikle bakırın önemi vurgulandı. Ulaştırma, savunma ve ABD elektrik şebekesinde yaygın olarak kullanılan bakırın, veri merkezleri ve yapay zeka teknolojilerinin yükselişiyle birlikte yirmi yıl aradan sonra ilk kez artan elektrik talebi nedeniyle şebekenin modernizasyonu için vazgeçilmez bir mineral olduğu belirtildi. Bu durum, bakıra olan talebin önümüzdeki yıllarda daha da artacağını ve bu minerallerin stratejik değerinin yükseleceğini gösteriyor.
Bu gelişmeler ışığında, baz metallerde tezgah üstü piyasada bu hafta fiyatlar libre bazında farklı bir seyir izledi. Nikel yüzde 3, bakır yüzde 1,4, çinko yüzde 0,7 ve kurşun yüzde 0,1 oranında değer kazanırken, alüminyum ise yüzde 0,1 oranında hafif bir değer kaybı yaşadı. Bu karmaşık fiyat hareketleri, küresel endüstriyel aktivite, arz kısıtlamaları ve makroekonomik beklentilerin sürekli değişen etkileşimini yansıttı.
Petrol Fiyatlarında Arz Endişesi ve Talep Belirsizliği
Brent petrol fiyatları, Ukrayna’nın Rusya’ya yönelik saldırılarının yoğunlaşmasıyla desteklenen arz endişeleri sonucunda haftaya yükselişle başladı. Jeopolitik risklerin artması, küresel enerji piyasalarında arz güvenliğine yönelik kaygıları körükleyerek fiyatları yukarı çekti. Ancak bu yükseliş, kısa sürede talep endişeleriyle törpülendi.
Eski Başkan Trump’ın Hindistan’a uyguladığı ek gümrük vergisinin yol açtığı kaygılar ve ABD’de yaz seyahat döneminin sona ermesiyle birlikte talebin zayıflayacağı beklentisi, fiyatlardaki yükselişi sınırlayan temel faktörler oldu. Özellikle ABD’deki yoğun seyahat sezonunun bitişi, benzin talebinde düşüş yaşanacağı beklentisiyle petrol piyasalarını baskı altına aldı.
Piyasalarda, Yeni Delhi’nin Washington’un Rus petrolü alımlarını durdurma baskısına nasıl yanıt vereceği ve bunun küresel arza olası etkisi yakından takip edildi. Uzmanlar, Hindistan’ın kısa vadede enerji güvenliği ve ekonomik çıkarları doğrultusunda Rusya’dan petrol alımına devam edeceğini öngörüyor. Bu durum, Rusya’nın küresel petrol piyasasındaki konumunu ve Batı yaptırımlarının etkinliğini de yakından ilgilendiriyor.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA), ülkedeki ticari ham petrol stoklarının geçen hafta 2,4 milyon varil azaldığını açıkladı. Piyasa beklentisi, stokların 1,7 milyon varil azalacağı yönündeydi. Beklentinin üzerinde gerçekleşen bu düşüş, yaz seyahat dönemindeki güçlü talebe işaret etse de, sezonun bitişiyle talebin zayıflayacağı endişeleri ve yatırımcıların ileriye dönük talep riskini değerlendirmesi, fiyatlardaki yükselişi kısıtlamaya devam etti. Aynı dönemde ülkede benzin stokları ise yaklaşık 1 milyon 200 bin varil geriledi, bu da kısa vadeli güçlü tüketimi destekledi.
Bu gelişmeler ışığında, Brent petrolün varil fiyatı haftayı yüzde 0,1’lik hafif bir artışla tamamlarken, New York Ticaret Borsası’nda işlem gören doğal gazın İngiliz termal birimi (MMBtu) cinsinden fiyatı ise yüzde 11,1 gibi önemli bir değer kazandı. Doğal gazdaki bu keskin yükseliş, Avrupa’daki arz kısıtlamaları, artan talebin yanı sıra küresel enerji krizine ilişkin endişelerin hala devam ettiğini gösterdi.
Tarım Emtia Fiyatlarında İhracat Verileri Desteği ve Küresel Rekabet
Tarım emtia piyasasında tamamlanan haftada, genel olarak arz fazlası beklentileri fiyatlar üzerinde baskı oluştururken, ABD’den gelen güçlü ihracat verileri fiyatlamalara yukarı yönlü önemli bir destek sağladı. Küresel gıda güvenliği endişeleri ve değişen hava koşulları da tarım emtiaları piyasasının dinamiklerini şekillendiren başlıca faktörler arasında yer aldı.
Chicago borsasında buğday fiyatları, Rusya’nın rekor üretim tahminleri ve Avrupa’da hasat edilen buğdayın düşük kalitesi nedeniyle dalgalı bir seyir izledi. Rusya’nın küresel buğday pazarındaki hakimiyeti, fiyatlar üzerinde sürekli bir baskı unsuru olmaya devam etti. Ancak ABD’nin haftalık buğday ihracat satışlarının beklentilerin üzerinde gelmesi, fiyatlamalara pozitif yansıdı ve buğdaydaki kayıpları bir nebze olsun telafi etti.
Mısır piyasasında da benzer şekilde, Meksika ve Japonya başta olmak üzere uluslararası pazarlardan gelen güçlü dış talep, fiyatlamalara önemli ölçüde destek sağladı. Mısır, özellikle hayvan yemi ve etanol üretimi gibi alanlarda yoğun talep gören bir emtia olmaya devam ediyor. Güçlü ihracat rakamları, küresel mısır stoklarının yönetimi açısından kritik bir gösterge niteliğindeydi.
Soya fasulyesinde ise ABD-Çin ticaret gerilimi ve Çin’in Güney Amerika menşeli alımlara yönelmesi, fiyatlarda baskı yaratan temel faktörler oldu. Çin’in ticaret stratejisindeki değişiklikler, küresel soya fasulyesi ticaret akışlarını önemli ölçüde etkiledi. Bununla birlikte, ABD’nin yeni sezon için açıkladığı yüksek ihracat satışları, fiyatlardaki kayıpları törpüledi ve piyasalara kısmi bir destek sağladı. ABD’nin rekor soya fasulyesi rekoltesi beklentileri de arz fazlası endişelerini artırsa da, güçlü talep bu etkiyi dengelemeye çalıştı.
Bu gelişmelerle, bu hafta Chicago Ticaret Borsası’nda kile başına fiyatlar farklı seyirler izledi. Soya fasulyesinde yüzde 0,5 değer kaybı yaşanırken, pirinçte yüzde 2,3, buğdayda yüzde 1,2 ve mısırda yüzde 2,1 oranında artış kaydedildi. Bu çeşitlilik, her bir tarım emtiasının kendine özgü arz-talep dinamikleri ve bölgesel faktörler tarafından etkilendiğini gösterdi.
ABD’de faaliyet gösteren emtia borsası Intercontinental Exchange’te (ICE) libre bazında fiyatlar incelendiğinde ise kahvede yüzde 1,5 artış yaşanırken, pamukta yüzde 2,2 ve şekerde yüzde 0,9 oranında azalış görüldü. Kakao’nun ton başına fiyatı ise haftayı yüzde 0,4 düşüşle tamamladı. Bu “yumuşak emtialar” olarak adlandırılan ürünlerdeki fiyat hareketleri, iklim koşulları, hasat beklentileri, küresel tüketim alışkanlıkları ve spekülatif pozisyonlar gibi çeşitli faktörlerin birleşik etkisini yansıttı.