Borsalar Savaşta Ne Yaşar

Savaşlar ve Jeopolitik Gerilimler Finans Piyasalarını Nasıl Etkiler? Kapsamlı Bir Analiz

Jeopolitik gerilimler, özellikle savaş gibi kapsamlı ekonomik, sosyal ve politik sonuçlar doğuran çatışmalar, doğal olarak küresel ölçekte bir etki-tepki zinciri başlatır. Dünyanın herhangi bir bölgesinde meydana gelen bir çatışma, küresel ekonomileri doğrudan veya dolaylı yollarla etkileme potansiyeli taşır. Bu durum, merkez bankalarının para politikalarından döviz paritelerine, hisse senedi piyasalarındaki hareketlilikten emtia fiyatlarına kadar geniş bir yelpazede finansal yansımalar yaratır.

Son dönemde, İsrail ile Hamas arasındaki çatışmanın derinleşmesi ve ardından İran’ın İsrail’e yönelik füze saldırısı, Ortadoğu’daki gerilimi zirveye taşıdı. Bu tür olaylar, yatırımcıların geleceğe dair beklentilerini ve risk algılarını kökten değiştirebilir. Peki, savaş durumlarında hisse senedi piyasalarına ne olur? Jeopolitik gerilimler finansal piyasaları nasıl etkiler? Hisse senedi endekslerinde olumsuz hareketler kaçınılmaz mıdır, yoksa piyasalar bu tür şokları hızla atlatabilir mi?

Bu soruların yanıtlarını, geçmiş deneyimler ve mevcut dinamikler ışığında detaylı bir şekilde inceleyelim. Yatırımcıların bu belirsiz dönemlerde nasıl bir yol izlemesi gerektiğine dair önemli ipuçları sunarak, piyasaların karmaşık tepkilerini anlamaya çalışalım.

???? Piyasalar Jeopolitik Gerilimlere Nasıl Tepki Verir?

Finansal piyasalar, jeopolitik olaylara karşı genellikle çift yönlü bir tepki sergiler: başlangıçta şok ve belirsizlikle gelen sert satış dalgası, ardından ise çoğu zaman hızlı bir toparlanma eğilimi. LPL Financial’ın araştırmaları, hisse senetlerinin geçmişteki pek çok jeopolitik çatışmadan büyük ölçüde sıyrılarak yoluna devam ettiğini göstermektedir. LPL Financial’ın eski Baş Yatırım Stratejisti John Lynch, Ocak 2020’de ABD’nin İranlı general Kasım Süleymani’yi öldüren hava saldırısına atıfta bulunarak, “Bu tırmanış ne kadar ciddi olursa olsun, önceki deneyimler bunun ABD ekonomik temelleri veya şirket kârları üzerinde önemli bir etkisinin olmayabileceğini gösterdi” yorumunu yapmıştır.

Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından küresel piyasalarda yaşananlar oldu. İşgalin hemen ardından, ABD ve diğer ülkelerin Rusya’ya yönelik ağır ekonomik yaptırımları artırması ve yatırımcıların emtia fiyatlarındaki yükselişten endişe duymasıyla ABD’nin S&P 500 endeksi yüzde 7’den fazla değer kaybetti. Ancak, piyasaların dayanıklılığı kısa sürede kendini gösterdi. Sadece bir ay sonra, petrolün varil başına 100 doların üzerinde seyretmeye devam etmesine rağmen S&P 500, işgal öncesi seviyesinin bile üzerine çıkarak işlem gördü. Bu durum, piyasaların şokları hızla fiyatlama ve geleceğe odaklanma kapasitesini gözler önüne serdi.

Borsalar Savaş Dönemlerinden Nasıl Etkilenir?

Allianz baş ekonomi danışmanı Mohamed A. El-Erian da bu gözlemi destekleyerek, “Son birkaç yıldır piyasalar iki nedenden ötürü siyasi ve jeopolitik şoklara aşırı tepki vermemeye şartlandırıldı: birincisi, ilk şokun ardından önemli bir şiddetlenme olmayacağı inancı; ikincisi ise merkez bankalarının finansal oynaklığı bastırmaya hazır olduğu görüşü” şeklinde önemli bir analiz sunar. Bu iki faktör, piyasaların kısa vadeli dalgalanmaları tolore etmesinde ve uzun vadeli toparlanmasında kritik rol oynamaktadır.

Aynı şekilde, İsrail-Hamas çatışmasının başlangıcında hisse senedi piyasaları sert satış baskısına maruz kalmış olsa da, piyasaların toparlanma eğilimi göstermesi muhtemeldir. Eğer savaş geniş çaplı bir küresel ekonomik krize dönüşmezse, piyasalar bu tür olayları kısa sürede “fiyatlayıp” yoluna devam etme eğilimindedir. Buna ek olarak, Federal Rezerv (Fed) gibi merkez bankalarının olası faiz indirimleriyle sağlayacağı likidite bolluğu da piyasalar için destekleyici bir faktör olabilir. Fed’in son toplantısında yavaşlayan enflasyona karşı 50 baz puanlık faiz indirimine gitmesi ve yıl sonuna kadar iki kez daha 25’er baz puanlık indirim yapacağını açıklaması, piyasalara ek likidite sağlayarak olası ekonomik zorlukları hafifletmeyi ve yatırımcı güvenini desteklemeyi amaçlamaktadır.

Ancak, bu hızlı toparlanma eğilimi her zaman kesin değildir. Çatışmaların boyutu, süresi ve küresel ekonomiye yayılma potansiyeli, piyasaların tepkisini belirlemede anahtar rol oynar. Özellikle tedarik zincirlerinde kalıcı aksaklıklar, enerji arzında uzun süreli kesintiler veya büyük ekonomiler arasında doğrudan bir çatışma durumu, piyasaların daha uzun süreli ve derin bir düşüş yaşamasına neden olabilir. Bu nedenle, yatırımcıların kısa vadeli oynaklıkları göz ardı etmeden, uzun vadeli stratejilerini ve portföy çeşitlendirmelerini dikkatle yönetmeleri büyük önem taşır.

???? Hangi Hisseler Jeopolitik Risklerden Olumsuz Etkilenir?

Jeopolitik gerilimler, küresel tedarik zincirlerine yoğun bir şekilde bağımlı olan sektörleri ve şirketleri olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir. Özellikle teknoloji ve yarı iletken sektörleri, bu tür risklere karşı hassas bir yapıya sahiptir. Örneğin, Nvidia (NVDA), Intel (INTC) ve Taiwan Semiconductor Manufacturing Company (TSM) gibi dev şirketler, dünya genelindeki üretim tesisleri, lojistik ağları ve hammadde tedarikleri nedeniyle jeopolitik risklerden doğrudan etkilenebilir.

Bu şirketlerin İsrail gibi çatışma bölgelerinde önemli üretim tesisleri veya araştırma ve geliştirme merkezleri bulunması, risk potansiyelini artırır. Özellikle Intel, İsrail’de kurmayı planladığı ve 25 milyar dolar değerindeki büyük üretim tesisiyle dikkat çekiyor. Eğer çatışmalar artar veya bölgedeki istikrarsızlık devam ederse, bu tür yatırım planlarının ertelenmesi veya hatta iptal edilmesi söz konusu olabilir. Bu durum, şirketlerin uzun vadeli büyüme stratejilerini ve küresel çip üretim kapasitesini doğrudan etkileyerek, küresel teknoloji tedarikinde aksaklıklara yol açabilir. Ayrıca, bu sektördeki şirketler, hükümetler arası gerilimlerin neden olduğu ticaret kısıtlamaları veya teknoloji transferi yasaklarından da etkilenebilirler.

Öte yandan, siber güvenlik hisseleri de bu süreçte dikkat çeken sektörler arasında yer alabilir. Check Point Software Technologies (CHKP) gibi İsrail merkezli siber güvenlik şirketleri, özellikle savaş dönemlerinde artan dijital tehditlere ve siber saldırılara karşı daha fazla talep görebilir. Ancak bu durum, bölgedeki fiziksel çatışmaların şirketlerin operasyonel kabiliyetlerini etkilememesi koşuluna bağlıdır. Siber güvenlik şirketleri, artan güvenlik ihtiyacıyla birlikte gelirlerini artırabilirken, aynı zamanda kendi altyapılarının ve personelinin güvenliğini sağlama zorluğuyla da karşılaşabilirler.

???? Hangi Hisseler Jeopolitik Gerilimlerden Kazançlı Çıkabilir?

Jeopolitik gerilimler ve savaşlar, belirli sektörler için beklentilerin aksine önemli fırsatlar yaratabilir. Bu dönemlerde en belirgin kazananlardan biri genellikle savunma sanayii olur. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, 2022’deki Rusya-Ukrayna çatışması sırasında savunma hisseleri görece iyi performans gösteren isimler arasında yer almıştı.

Borsalar Savaş Dönemlerinden Nasıl Etkilenir?

Askeri elektronik teknoloji şirketi L3Harris Technologies (LHX) hisseleri, işgalin başladığı dönemde yüzde 6’nın üzerinde artış göstermişti. Aynı süreçte, Northrop Grumman (NOC) hisseleri yüzde 18,7, Raytheon Technologies (RTX) ve Lockheed Martin (LMT) ise sırasıyla yüzde 4,5 ve yüzde 10,7 oranlarında değer kazanmıştı. Bu artışlar, ülkelerin savunma harcamalarını artırma ve askeri kapasitelerini güçlendirme eğiliminden kaynaklanmaktadır. Gelecekteki benzer jeopolitik krizlerde de savunma şirketlerinin, hükümetlerden gelen yeni siparişler ve uzun vadeli sözleşmelerle desteklenmesi muhtemeldir.

Savunma hisselerine ek olarak, dünya çapında yükselen enerji fiyatları enerji sektörü için de olumlu bir gelişme olarak kabul edilir. Ukrayna-Rusya geriliminin yaşandığı 2022 yılında petrol hisseleri, S&P 500’de en iyi performans gösteren isimler arasında yer almıştı. Bu hisseler arasında petrol ve gaz arama ve üretim şirketleri ExxonMobil (XOM), Occidental Petroleum (OXY), Marathon Oil (MRO) ve Coterra Energy (CTRA) bulunuyordu. Jeopolitik gerilimler, petrol ve doğal gaz gibi enerji kaynaklarının arzında kesintilere neden olabileceği veya belirsizlik yaratabileceği için fiyatları yukarı yönlü tetikler. Bu durum, enerji şirketlerinin kâr marjlarını artırarak hisse değerlerine olumlu yansıyabilir.

Ayrıca, bu dönemlerde bazı “güvenli liman” varlıkları da yatırımcıların ilgisini çekebilir. Altın gibi değerli metaller, belirsizliğin arttığı zamanlarda değerlerini koruma ve hatta artırma eğilimindedir. Gıda ve temel tüketim maddeleri gibi defansif sektörler de, ekonomik dalgalanmalardan daha az etkilenme potansiyeli taşır. Ancak, bu sektörlerin hisse performansları, enerji ve savunma sanayii kadar dramatik bir yükseliş göstermeyebilir.

???? Küresel Ekonomik Görünüm ve Jeopolitik Risklerin Derinleşmesi

Ortadoğu’daki jeopolitik risklerin tırmanması, küresel ekonomik görünüm üzerinde ciddi baskılar yaratmaktadır. Özellikle enerji fiyatları, bu bölgedeki istikrarsızlığa karşı en hassas varlıklardan biridir. İsrail ile Hamas arasındaki çatışmanın İran gibi büyük bir enerji üreticisini de işin içine çekmesiyle birlikte, küresel enerji arzına yönelik endişeler katlanarak artmıştır. İran’ın, dünya petrol arzında önemli bir rol oynadığı ve Hürmüz Boğazı gibi stratejik deniz yollarının kontrolünde etkili olduğu biliniyor. Dünya petrolünün yaklaşık %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın olası bir kapanma riski, enerji fiyatlarını sert bir şekilde yukarı çekebilir ve küresel ekonomiyi derinden sarsabilir.

Ekim ayının başlarında, İran’ın İsrail’e yönelik füze saldırıları sonrası petrol fiyatları yüzde 5 civarında bir artış gösterdi. Ancak bu artış, uzun vadeli ve kalıcı bir yükseliş trendinin başlangıcı olabilir. Bloomberg Economics’e göre, Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapanması durumunda petrol fiyatları varil başına 150 dolar seviyelerine kadar tırmanabilir. Böyle bir senaryo, küresel enerji arzında devasa bir kesintiye yol açarak sadece petrol fiyatlarını değil, doğal gaz ve diğer emtia fiyatlarını da yukarı yönlü itecektir.

Enerji fiyatlarındaki bu olası yükseliş, tüm dünyada enflasyon baskılarını ciddi şekilde artıracaktır. Yüksek enerji maliyetleri, üretimden ulaşıma, gıdadan temel hizmetlere kadar her alanda maliyetleri yükselterek genel tüketici fiyat endeksini yukarı çeker. Fed’in faiz indirimleriyle sağlanan likidite ve düşük borçlanma maliyetleri, normal şartlarda yatırımcıları riskli varlıklara yönlendirebilir. Ancak, artan enerji maliyetleri, tüketici harcamalarını kısmaya zorlayabilir ve şirketlerin kâr marjlarını baskılayabilir. Bu durum, ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyerek, “stagflasyon” (yüksek enflasyon ve düşük büyüme) riskini gündeme getirebilir. Böyle bir tablo, küresel ekonominin toparlanma sürecini sekteye uğratabilir ve yatırımcılar için yeni belirsizlikler yaratabilir.

Northern Trust’ın baş ekonomisti Carl Tannenbaum, bu durumu özetlerken, “Herhangi bir ekonomik belirsizlik kaynağı karar vermeyi geciktirir ve risk primlerini artırır. Asıl soru, bu yinelemenin uzun vadeli dengeyi bozacak bir şey olup olmadığı olacak” diyerek, çatışmaların sadece kısa vadeli değil, uzun vadeli yapısal etkilerini de göz önünde bulundurmanın önemine vurgu yapmıştır. Küresel tedarik zincirlerinin kırılganlığı, jeopolitik risklerin ekonomik etkilerini daha da büyüten bir diğer önemli faktördür.

???? Merkez Bankaları Bu Durumda Ne Yapacak? Fed’in İkilemi

Jeopolitik gerilimler, küresel ekonomiyi dengelemekle görevli merkez bankalarını zorlu bir ikilemle karşı karşıya bırakır. Özellikle Ortadoğu gibi büyük petrol üreticilerine ev sahipliği yapan ve Süveyş Kanalı gibi ana nakliye yollarını barındıran bir bölgedeki çatışmalar, merkez bankaları için iki temel senaryo ortaya çıkarır: savaş yeni ve kalıcı enflasyon baskılarına mı yol açacak, yoksa ekonomik güveni sarsarak büyümenin duraklamasına mı neden olacak?

Borsalar Savaş Dönemlerinden Nasıl Etkilenir?

ABD Merkez Bankası (Fed), enflasyonla mücadele etmek için faiz oranlarını uzun bir süre yüksek tutmuş olsa da, son dönemde gelen veriler enflasyonun yavaşladığını göstermekteydi. Ancak, Ortadoğu’daki jeopolitik riskler ve özellikle enerji fiyatlarındaki artış, bu olumlu tabloyu bozarak enflasyon üzerinde yeni ve beklenmedik baskılar yaratabilir. Fed’in bu duruma nasıl tepki vereceği, hem ABD ekonomisinin hem de küresel para politikasının geleceği açısından kritik bir önem taşımaktadır.

Son toplantısında Fed, 50 baz puanlık faiz indirimini gerçekleştirdi ve yıl sonuna kadar iki kez daha 25’er baz puanlık indirim öngörüsünde bulundu. Bu kararlar, ekonomik büyümeyi desteklemeyi ve piyasalara likidite sağlamayı amaçlıyordu. Ancak enerji fiyatlarındaki artışın enflasyonu yeniden canlandırması durumunda, Fed’in faiz indirimlerini yavaşlatması, hatta durdurması söz konusu olabilir. Fed Başkanı Powell, faiz indirimlerinin kademeli olarak devam edeceğini ancak acele edilmeyeceğini belirtmişti. Dolayısıyla, piyasalardaki likidite artışı, enerji fiyatlarındaki gelişmelere ve enflasyon dinamiklerine bağlı olarak sınırlı kalabilir.

III Capital Management’ın baş ekonomisti Karim Basta, “Savaş, daha yüksek petrol fiyatları ve hem enflasyon hem de büyüme görünümü için risk oluşturuyor” diyerek, Fed’in önündeki zorlu tercihi ortaya koyuyor. Basta’ya göre Fed, “daha yüksek fiyatların mı yoksa daha yavaş büyümenin mi daha büyük endişe kaynağı olduğunu çözmesi” gerekecek. Bu ikilem, merkez bankalarının para politikası araçlarını kullanırken ne kadar esnek olabileceklerini ve beklenmedik dış şoklara karşı ne kadar hızlı adapte olabileceklerini test edecek. Faiz artırımı veya indirim kararları, sadece ekonomik verilerle değil, jeopolitik gelişmelerle de şekillenecek ve yatırımcılar için belirsizlik ortamını derinleştirecektir.

???? Altın Fiyatları Ne Olur? Güvenli Liman Varlığı

Altın, tarihsel olarak belirsizlik dönemlerinde ve ekonomik türbülans anlarında “güvenli liman” olarak kabul edilen bir yatırım aracı olmaya devam etmektedir. Ortadoğu’daki savaşın derinleşmesi, İran’ın da doğrudan çatışmaya dahil olmasıyla birlikte, küresel risk iştahı azalmış ve altın fiyatlarında yukarı yönlü belirgin bir hareket gözlemlenmiştir.

Altının cazibesini artıran bir diğer unsur ise merkez bankalarının, özellikle de Fed’in faiz indirimleri politikasıdır. Faizlerin düşürülmesi, getirisi olmayan altın gibi varlıkları daha çekici hale getirir, çünkü alternatif yatırım araçlarının (örneğin tahviller) getirileri azalır. Ayrıca, faiz indirimleri genellikle ABD dolarının değer kaybetmesine yol açar. Doların zayıflaması, uluslararası piyasalarda dolarla fiyatlanan altının diğer para birimleri karşısında daha uygun hale gelmesini sağlayarak talebi artırır ve fiyatları yukarı yönlü destekler. Analistlere göre, savaşın daha da tırmanması durumunda ons altın fiyatları, psikolojik sınır olan 3000 dolar seviyesini test edebilir. Bu beklenti, küresel risklerin artmasıyla birlikte altına olan yatırımcı ilgisinin ne denli yoğunlaştığını göstermektedir.

Tarihsel veriler, savaş dönemlerinde altının güvenli liman olarak tercih edilmesinin altın fiyatlarını destekleyen güçlü bir faktör olduğunu defalarca kanıtlamıştır. Yüksek enflasyon beklentileri de altının değerini artıran bir başka unsurdur; çünkü altın, enflasyona karşı bir koruma aracı olarak görülür. Bu nedenle, jeopolitik gerilimlerin ve enflasyonist baskıların devam ettiği bir ortamda, altının yatırımcı portföylerinde önemli bir yer tutmaya devam etmesi beklenmektedir.

???????? Borsa İstanbul ve Jeopolitik Risklerin Türkiye’ye Etkisi

Borsa İstanbul, Türkiye’nin stratejik konumu ve küresel ekonomiye entegrasyonu nedeniyle jeopolitik gelişmelere karşı oldukça hassasiyet gösteren piyasalar arasında yer alır. Küresel ve bölgesel çatışmaların ekonomik yansımaları, Türkiye ekonomisi ve dolayısıyla Borsa İstanbul üzerinde doğrudan hissedilebilir etkiler yaratır. Son dönemde, özellikle Orta Doğu’daki gerilimler ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konudaki açıklamaları piyasalar üzerinde önemli etkiler yaratmıştır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’a yönelik saldırılarına tepki göstererek, “Kendini dev aynasında gören Hitler nasıl durdurulduysa Netanyahu da aynı şekilde durdurulacak” şeklindeki sert ifadeleri, piyasaların dikkatini çekmiştir. Erdoğan ayrıca, İsrail yönetiminin Filistin ve Lübnan’dan sonra Türkiye’yi hedef alabileceği yönündeki vurgusuyla, Türkiye’nin jeopolitik risklerini ön plana çıkarmıştır. Bu tür açıklamalar, uluslararası arenadaki gerilimi artırma potansiyeli taşıdığı için, yatırımcılar tarafından risk primini yükselten faktörler olarak algılanabilir. Bu gelişmelerin ardından BIST100 endeksi, kısa sürede yüzde 4’e kadar gerileyerek piyasaların bu tür siyasi söylemlere ne kadar duyarlı olduğunu göstermiştir.

Türkiye’nin enerji ithalatına bağımlılığı, Orta Doğu’daki istikrarsızlığın enerji fiyatlarını artırması durumunda ülke ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Bu durum, cari açık üzerinde baskı yaratabilir ve enflasyonist eğilimleri güçlendirebilir. Ancak, aynı zamanda bazı sektörler için fırsatlar da doğurabilir. Yatırımcılar, bu tür dönemlerde portföylerini çeşitlendirirken, hem küresel hem de yerel jeopolitik riskleri göz önünde bulundurarak daha bilinçli kararlar almak durumundadırlar. Borsa İstanbul’un genel yönü, sadece küresel piyasalardaki eğilimlerle değil, Türkiye’nin kendi dış politika dinamikleri ve bölgesel olaylarla da yakından ilişkilidir.

Borsa İstanbul’da Hangi Hisseler Etkilenebilir?

Jeopolitik gerilimler ve küresel piyasalardaki dalgalanmalar, Borsa İstanbul’da işlem gören belirli sektörler ve şirketler üzerinde farklı etkiler yaratabilir. Enerji ve savunma sanayii, bu tür dönemlerde dikkat çeken başlıca sektörlerdir.

Enerji fiyatlarındaki artış, Türkiye’nin enerji ithalatına bağımlılığı göz önüne alındığında ekonomik dengeler üzerinde baskı yaratsa da, sektördeki bazı şirketler için bir fırsat sunabilir. Özellikle rafineri ve dağıtım şirketleri, artan petrol fiyatlarından olumlu etkilenebilir. Örneğin, Tüpraş (TUPRS) gibi enerji hisseleri, rafineri marjlarındaki artış ve stok değerlemesi avantajıyla bu dönemlerde dikkat çekebilir. Enerji sektöründeki şirketlerin, enerji arzındaki belirsizlikler ve yükselen fiyatlar nedeniyle değer kazanma potansiyeli bulunmaktadır. Ayrıca, yerli enerji kaynaklarına yönelen veya yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösteren şirketler de uzun vadede daha az riskli ve potansiyel olarak kazançlı görülebilir.

Ortadoğu’daki gerilimler ve bölgesel güvenlik endişeleri, Türkiye’nin savunma sanayii şirketlerini de doğrudan ilgilendirir. Artan bölgesel güvenlik ihtiyaçları ve ülkelerin savunma harcamalarını artırma eğilimi, savunma şirketleri için yeni siparişler ve projeler anlamına gelebilir. Özellikle Aselsan (ASELS) gibi teknoloji ve savunma çözümleri üreten şirketler, bu süreçte olumlu bir ivme yakalayabilir. Türkiye’nin kendi savunma sanayisini güçlendirme politikaları, bu tür jeopolitik kriz dönemlerinde daha da hız kazanabilir ve savunma hisselerine olan talebi artırabilir. Benzer şekilde, Otokar (OTKAR), SDT Uzay ve Savunma (SDTTR) ile Altınay Savunma (ALTNY) gibi şirketler de artan savunma harcamaları ve teknoloji geliştirme faaliyetlerinden olumlu etkilenebilir. Bu şirketler, hem yurt içi hem de yurt dışı taleplerle büyüme potansiyeli taşırken, portföylerinde bu tür şirketleri barındıran yatırımcılar, olası kriz dönemlerinde nispeten daha korunaklı bir pozisyonda bulunabilirler.

Kaynak: Midas