Avrupa’nın odağında enflasyon verileri

Avrupa Piyasaları Haftayı Yükselişle Kapattı: ECB Faiz İndirimi Sinyalleri, BoE Kararı ve Kritik Enflasyon Verileri Bekleniyor

Geçtiğimiz hafta Avrupa hisse senedi piyasaları yatırımcılar açısından oldukça hareketli ve genellikle alış ağırlıklı bir seyir izledi. Bölge genelindeki endeksler, özellikle Avrupa Merkez Bankası (ECB) yetkililerinden gelen faiz indirimi sinyallerinin etkisiyle önemli değer kazanımları yaşadı. Piyasalardaki bu olumlu hava, önümüzdeki dönemde açıklanacak kritik enflasyon verileri ve İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) perşembe günü vereceği faiz kararına yönelik beklentilerle birleşerek, yatırımcıların dikkatini daha da artırdı. Küresel ekonomik görünümdeki belirsizlikler ve bölgesel dinamikler, Avrupa piyasalarının yönünü belirlemede kilit rol oynamaya devam ediyor.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) üyelerinden gelen sözlü yönlendirmeler, hafta boyunca piyasalar tarafından yakından takip edildi ve merkez bankasının para politikası duruşuna dair önemli ipuçları sundu. ECB Başkan Yardımcısı Luis de Guindos, bankanın haziran ayında faiz oranlarını düşürüp düşürmeme konusunda karar vermek için yeterli bilgiye sahip olacağını belirterek, piyasalarda haziran ayında ilk faiz indirimi beklentilerini güçlendirdi. Bu açıklama, bölge ekonomisinin mevcut durumu ve enflasyon görünümüne dair bankanın artan güvenini yansıtırken, gelecek adımlar için önemli bir gösterge olarak yorumlandı.

ECB üyesi Klaas Knot da bu iyimser tabloyu destekleyen bir açıklama yaparak, ücret artışlarının yavaşlayan enflasyon beklentilerini doğrulamaya devam etmesi halinde bankanın bu yıl içinde en az üç kez faiz indirimine gidebileceğini ve ilk hamleyi haziran ayında yapmasının kuvvetle muhtemel olduğunu ifade etti. Knot’un bu sözleri, enflasyonun kontrol altına alındığına ve ekonomik büyümeyi desteklemek adına faiz indirimlerinin gerekli olabileceğine dair ECB içindeki konsensüsün güçlendiğini gösterdi. Yatırımcılar, bu tür açıklamaları, ECB’nin daha esnek bir para politikasına doğru yöneldiğinin bir işareti olarak algıladı.

Banka üyesi Francois Villeroy de Galhau da, “Geçen hafta gerçekleştirdiğimiz Yönetim Konseyi toplantımızdan bu yana ilkbaharda faizleri düşürme konusunda çok geniş bir mutabakat var.” diyerek, ECB içindeki bu fikir birliğini açıkça ortaya koydu. Bu açıklama, faiz indirimi tartışmalarının banka içinde sadece bir ihtimal olmaktan çıkıp, artık somut bir gündem maddesi haline geldiğini gösterdi. Villeroy’un vurguladığı “geniş mutabakat”, piyasaların faiz indirimi beklentilerini daha da sağlamlaştırdı ve Avrupa piyasalarındaki olumlu havanın temelini oluşturdu.

ECB Üyesi Martins Kazaks da faiz indirim kararının, önümüzdeki birkaç toplantıda gelebileceğine işaret ederek, söz konusu indirimi fazla geciktirmeye gerek olmadığını kaydetti. Kazaks’ın bu duruşu, diğer yetkililerin açıklamalarıyla birleştiğinde, ECB’nin proaktif bir yaklaşımla enflasyon hedefine ulaşıldığında ekonomiyi desteklemek için hızla harekete geçebileceği izlenimini yarattı. Analistler, para piyasalarında ECB’nin ilk faiz indirimlerine başlama ihtimalinin nisan ayında yüzde 11 ile düşük kalırken, haziran ayında ise yüzde 88 gibi oldukça yüksek bir oranla fiyatlandığını belirtti. Bu durum, piyasaların haziran ayını neredeyse kesin bir başlangıç noktası olarak gördüğünü kanıtlar nitelikteydi.

Öte yandan, bölgeden gelen makroekonomik veriler de piyasaların odağındaydı. İngiltere ekonomisi, ocak ayında yüzde 0,2’lik bir büyüme kaydederek, beklentilerin üzerinde bir performans sergiledi. Ancak, Kasım 2023-Ocak 2024 dönemini kapsayan 3 aylık dönemde ise önceki 3 aylık döneme göre yüzde 0,1’lik bir daralma yaşandığı açıklandı. Bu çelişkili veriler, İngiltere ekonomisinin hala kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ve toparlanma sürecinin istikrarsız olabileceğini gösterdi. İş dünyası ve hane halkı güveninin önem arz ettiği bu dönemde, ekonomik aktiviteye dair daha net göstergelerin beklenmesi piyasalar açısından kritik önem taşıyor.

Avro Bölgesi’nde ise sanayi üretimi, ocak ayında aylık bazda yüzde 3,2, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 6,7 gibi dikkat çekici bir azalışla beklentilerin oldukça altında kaldı. Bu düşüş, bölgenin imalat sektöründeki zayıflığına işaret ederken, enerji fiyatlarındaki oynaklık, küresel talepteki düşüş ve tedarik zinciri sorunlarının hala etkili olduğunu gösterdi. Sanayi üretimindeki bu daralma, Avro Bölgesi’nin genel ekonomik büyümesi üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor ve ECB’nin faiz indirimi kararlarını tetikleyebilecek önemli bir faktör olarak görülüyor.

Avrupa Birliği (AB) içindeki gelişmeler de dikkat çekiciydi. AB veri koruma otoritesi, AB Komisyonu’nun Microsoft 365 yazılımını kullanarak Birlik gizlilik kurallarını ihlal ettiğini bildirdi. Bu durum, teknoloji devlerinin AB’nin katı veri koruma standartlarına uyma zorunluluğunu bir kez daha gözler önüne serdi ve dijital alanda veri güvenliğinin ne denli hassas bir konu olduğunu gösterdi. AB’nin bu konudaki kararlılığı, küresel teknoloji şirketleri için önemli yasal ve operasyonel sonuçlar doğurabilir.

Diğer yandan, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Avrupa’nın savunma sanayii ve teknoloji tabanını güçlendirmeleri ve üretimi artırmaları gerektiğini belirtti. Ukrayna-Rusya savaşıyla birlikte Avrupa’nın savunma kapasitesindeki eksiklikler daha belirgin hale gelirken, Borrell, iki yıl süren yüksek yoğunluklu savaşın ardından mevcut stokların tükendiğini ve çatışmanın “stok savaşından üretim savaşına” dönüştüğünü ifade etti. Bu stratejik dönüşümün altını çizen Borrell, “Yeni Avrupa Savunma Sanayi Stratejisi ile 2030 yılında ortak alımların payının yüzde 40 olmasını hedefliyoruz.” dedi. Bu hedefler, Avrupa’nın savunma sanayii alanında daha fazla bağımsızlık ve kapasite kazanma arayışını yansıtıyor, aynı zamanda bu sektördeki yatırımları ve iş birliğini artırma potansiyeli taşıyor.

Devam eden Ukrayna-Rusya savaşına ilişkin gelişmeler de uluslararası arenada ve Avrupa piyasalarında yakından takip edildi. Geçen hafta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, rakip olarak nitelendirdiği Rusya’nın savaşı kazanması halinde Avrupa’nın kredibilitesinin sıfıra ineceğini söyledi. Macron’un bu sert açıklamaları, Avrupa’nın Ukrayna’ya verdiği desteğin önemini ve Rusya’nın jeopolitik hedeflerine karşı kolektif bir duruş sergileme ihtiyacını vurguladı. Savaşın gidişatı ve AB ülkelerinin bu konudaki tutumu, enerji piyasalarından savunma harcamalarına kadar birçok alanda Avrupa ekonomisini etkilemeye devam ediyor.

Söz konusu tüm bu gelişmeler ve ECB’nin güvercin sinyalleriyle geçen hafta Avrupa piyasaları güçlü bir performans sergiledi. Almanya’da DAX endeksi yüzde 1,3, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,9, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1,7 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 2,3 değer kazandı. Bu yükselişler, yatırımcıların merkez bankalarının faiz indirimlerine başlayacağı beklentisiyle risk iştahlarının arttığını ve özellikle Avrupa hisse senetlerine yönelik ilginin canlı kaldığını gösterdi.

Önümüzdeki hafta, Avrupa piyasaları için yine yoğun bir veri takvimi ve merkez bankası kararlarıyla dolu olacak. Pazartesi günü Avro Bölgesi’nde Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verileri açıklanacak. Bu veri, enflasyonun seyrini anlamak ve ECB’nin gelecek adımlarına yönelik beklentileri şekillendirmek açısından kritik öneme sahip. Salı günü Avro Bölgesi’nde ZEW ekonomik güven endeksi, çarşamba günü ise Avro Bölgesi’nde genel ekonomik güven endeksi takip edilecek. Bu güven endeksleri, yatırımcıların ve iş dünyasının ekonomik görünüme dair algılarını yansıtarak, gelecekteki ekonomik aktiviteye dair önemli ipuçları sunacak.

Perşembe günü ise İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) faiz kararı piyasaların ana gündem maddesi olacak. Piyasalarda, BoE’nin mart ayı toplantılarında politika faizini değiştirmeyeceği ve faiz oranlarını mevcut seviyesinde tutacağı öngörülüyor. Ancak, bankanın geleceğe yönelik para politikası duruşu ve enflasyon projeksiyonları hakkında yapacağı açıklamalar, İngiltere ekonomisi ve sterlinin seyri açısından büyük önem taşıyacak. Cuma günü Almanya’da açıklanacak IfO iş dünyası güven endeksi verileri ise Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’daki ticari beklentileri yansıtacak ve bölge genelindeki ekonomik güvene dair bir gösterge sunacak. Bu verilerle birlikte, Avrupa piyasalarının gelecek haftaki yönü daha net bir şekilde belirlenecek ve yatırımcılar için yeni fırsatlar veya riskler ortaya çıkacaktır.