Küresel Savunma ve Havacılık Sektörü Yükselişte: Jeopolitik Gerilimler ve Teknoloji Odaklı Yatırımlar
Son dönemde küresel güvenlik ortamında yaşanan değişimler, savunma ve havacılık sektörlerini benzeri görülmemiş bir büyüme trendine soktu. Ülkelerin savunma bütçelerini önemli ölçüde artırması, şirketler arası işbirliklerinin ve yenilikçi projelerin hız kesmeden devam etmesi, bu alandaki yatırımcıların yüzünü güldürdü. Türkiye’nin savunma teknolojileri alanındaki gururu ASELSAN da bu yükselişteki güçlü performansıyla uluslararası arenada dikkatleri üzerine çekti.
Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla tırmanan jeopolitik gerilimler, dünya genelinde güvenlik algısını kökten değiştirdi. Bu tehditlerin doğrudan bir sonucu olarak, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere pek çok devlet, on yıllardır süregelen “barış kârı” döneminin ardından savunma yatırımlarını artırma kararı aldı. Bu stratejik dönüşüm, savunma sanayii ve havacılık firmalarının hisse senetlerinde kayda değer ve hızlı yükselişlere zemin hazırladı.
ABD’de eski başkan Donald Trump’ın görev süresi boyunca ortaya koyduğu yaklaşımlar da Avrupa’nın savunma ve güvenlik politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Trump’ın göreve gelmesiyle ABD ve Ukrayna arasındaki ilişkilerde esen soğuk rüzgarlar ve ABD ile Avrupa arasında ekonomik ve savunma politikaları açısından belirgin ayrışmalar yaşandı. Ancak Trump’ın küresel sahnedeki etkinliği, aynı zamanda milyarlarca dolarlık yeni anlaşmaların kapısını araladı. Örneğin, mayıs ayında Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptığı ziyaretler kapsamında, toplamda 3 trilyon doları aşan yatırım ve devasa silah anlaşmaları imzalandı. Bu anlaşmaların en dikkat çekici örneklerinden biri, ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan ve değeri 142 milyar doları bulan, “tarihteki en büyük silah satış anlaşması” olarak kayıtlara geçen anlaşmaydı. Bu tür anlaşmalar, ABD merkezli savunma ve havacılık şirketlerinin hisse performansını doğrudan ve olumlu yönde etkileyen temel faktörler arasında yer aldı.
Küresel Çapta Savunma Harcamalarındaki Artış Şirket Hisselerini Rekor Seviyelere Taşıdı
NATO üyesi ülkelerin liderlerinin savunma harcamalarına yönelik taahhütlerini güçlendirme kararları, savunma ve havacılık şirketlerinin borsalardaki değerini artırmasında kilit rol oynadı. Yakın zamanda yapılan zirvelerde, 32 ülkenin lideri, kolektif savunma prensibini ve NATO Antlaşması’nın 5. maddesine olan bağlılıklarını bir kez daha vurguladı. Bu taahhütler, üye ülkelerin gayrisafi yurt içi hasılalarının (GSYH) belirli bir oranını savunmaya ayırma hedeflerini daha da yukarı çekmelerine yol açtı. Güvenlik ortamının kötüleşmesiyle birlikte, bu hedeflerin gerçekleşme olasılığının artması, sektördeki şirketlere olan güveni tazeledi.
Avrupa dışındaki bölgelerde de benzer jeopolitik gerilimler yaşanmaya devam etti. Hindistan ile Pakistan arasında zaman zaman artan gerilimler, Asya kıtasındaki savunma ve havacılık şirketlerinin hisselerine olumlu yansıdı. Bölgesel risklerin tırmanması, Asya’daki savunma sanayii şirketlerinin savunma harcamalarına ve uzun vadeli yatırımlara daha fazla odaklanacağı beklentilerini güçlendirdi. Bu durum, Asya merkezli firmaların hisse senetlerinde önemli değer artışlarına yol açtı.
Eski ABD Başkanı Trump’ın NATO topraklarında Rus uçaklarının düşürülmesini savunan açıklamaları ve Ukrayna’nın Rusya ile olan savaşta zafer kazanma şansına dair iyimser yorumları da, Avrupa’daki savunma hisselerinin yükselişinde önemli bir katalizör görevi gördü. Bu tür politik söylemler, savunma harcamalarının devamlılığı ve hatta artışı konusunda piyasalarda bir beklenti oluşturdu.
Şirketlerin Yılın İlk Dokuz Ayındaki Hissedarlık Performansları
Yılın ilk dokuz ayında şirketlerin hisse performanslarına bakıldığında, savunma ve havacılık sektörünün ne kadar dinamik bir dönemden geçtiği açıkça görüldü. Güney Koreli Hanwha Aerospace yatırımcısına yüzde 239 gibi dikkat çekici bir kazanç sağlarken, Alman Rheinmetall yüzde 221,9 ile onu takip etti. Türkiye’nin önde gelen savunma devi ASELSAN ise yüzde 196,6’lık yükselişiyle performansıyla göz doldurdu. İsveçli Saab yüzde 145,8, İngiliz Rolls-Royce yüzde 109,3, İtalyan Leonardo yüzde 108,3 ve İngiliz BAE Systems yüzde 79,3 oranında yatırımcılarına değer kattı.
Diğer küresel oyuncular da bu yükseliş trendinden payını aldı. Japon Mitsubishi Heavy yüzde 74,5, Fransız Dassault Aviation yüzde 45,7, ABD’li L3Harris Technologies yüzde 45,2, RTX Corporation yüzde 44,6, Fransız Safran yüzde 43,4, ABD’li Northrop Grumman yüzde 29,8 ve General Dynamics yüzde 29,4 oranında değer kazandı. Avrupa merkezli çok uluslu havacılık devi Airbus yüzde 27,5, Türk Papilon Savunma yüzde 26,2, ABD’li Boeing yüzde 21,9 ve Alman Lufthansa yüzde 16,3 oranında değer artışı kaydetti. Türkiye’den Otokar yüzde 5,8 ve ABD’li Lockheed Martin yüzde 2,7 kazançla bu listeye adlarını yazdırdı.
Borsa İstanbul özelinde ise farklı bir tablo gözlemlendi. Onur Yüksek Teknoloji’nin hisselerinde önemli bir değişim görülmezken, SDT Uzay ve Savunma hisseleri yüzde 3,1, Altınay Savunma hisseleri ise yüzde 11,8 azalış kaydetti. Bu durum, küresel trendlere rağmen yerel piyasalarda farklı dinamiklerin de etkili olabildiğini gösterdi.
Sektörü Şekillendiren Büyük Anlaşmalar ve Stratejik Projeler
Savunma ve havacılık sektöründeki şirketlerin hisse fiyatları üzerinde en belirleyici etkilerden biri de gerçekleştirdikleri büyük anlaşmalar ve yürüttükleri stratejik projeler oldu. Bu anlaşmalar, şirketlerin gelecekteki büyüme potansiyellerini ve pazar konumlarını doğrudan etkiledi.
Alman silah üreticisi Rheinmetall, bu dönemde dikkat çekici adımlar attı. ABD adına bir Doğu Avrupa ülkesine büyük miktarda top mühimmatı tedarik edeceğini duyuran şirket, aynı zamanda Rusya ile sınırı bulunan Baltık ülkesi Letonya’da yeni bir mühimmat fabrikası kurarak üretim kapasitesini önemli ölçüde artırmayı hedeflediğini açıkladı. Rheinmetall ayrıca, Almanya Bremen merkezli Lürssen Group’un savaş gemisi imalatı yapan bölümünü satın almak üzere anlaşmaya vararak, deniz sistemleri alanındaki yetkinliğini de genişletti.
İtalyan savunma ve havacılık devi Leonardo da stratejik ortaklıklara imza attı. Şirket, bu yıl Türkiye’nin önde gelen insansız hava aracı (İHA) üreticisi Baykar ile yüzde 50’şer ortaklıkla merkezi İtalya’da olacak “LBA Systems” adında yeni bir şirket kurdu. Bu ortaklık, geleceğin savunma teknolojilerinde işbirliğinin önemini vurguladı.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Ukrayna’ya yönelik askeri yardımlarına devam etti. Dışişleri Bakanlığının toplam 203,5 milyon dolar değerinde “muhtemel askeri ekipman ve hizmet satışına” onay verdiğini açıklayan Pentagon, bu satış kapsamında ekipman, bakım ve lojistik destek hizmetlerinin ana yüklenicisinin İngiltere merkezli savunma sanayi firması BAE Systems olacağını belirtti. Bu, küresel çatışmaların büyük savunma firmaları için nasıl yeni iş fırsatları yarattığının bir göstergesiydi.
Avustralya da donanmasının modernize edilmesi yönünde önemli bir adım attı. Ülke, yeni savaş gemileri inşa etmek üzere açtığı yaklaşık 6,5 milyar dolarlık ihaleyi Japonya’nın önde gelen sanayi devlerinden Mitsubishi Heavy Industries şirketine verdi. Bu anlaşma, Pasifik bölgesindeki deniz gücü dengelerindeki değişimleri ve Japon savunma sanayiinin küresel rekabetteki yükselişini yansıttı.
ABD’de F-35 savaş uçağı ve Patriot füze sistemi (PAC-3) üretimi gibi kritik projeleri yürüten Lockheed Martin şirketi de devasa bir ihale kazandı. ABD ordusundan, “firma tarihindeki en büyük ihale” olarak nitelendirilen, 1970 adet Patriot füzesi ve ilgili donanımın üretimi için 9,8 milyar dolar değerinde bir sözleşme alan şirket, füze savunma sistemlerindeki lider konumunu pekiştirdi. Bu tür anlaşmalar, büyük ölçekli ve uzun vadeli savunma projelerinin sektörün istikrarı ve büyümesi için ne denli önemli olduğunu ortaya koydu.
ASELSAN: Türkiye’nin Savunma Teknolojisindeki İhracat Odaklı Güç Merkezi
Türkiye’de savunma teknolojisinin gelişiminde ve dönüşümünde öncü rolünü kararlılıkla sürdüren ASELSAN, yalnızca teknolojik başarılarıyla değil, aynı zamanda finansal performansıyla da dikkatleri üzerine topluyor. Şirket, Borsa İstanbul’da işlem gören endekslere dahil şirketler arasında piyasa değeri 1 trilyon lirayı aşan ilk şirket olma unvanını elde ederek, Türk ekonomisi içindeki ağırlığını ve yatırımcı nezdindeki cazibesini gözler önüne serdi.
ASELSAN’ın başarısının arkasında, kararlı bir ihracat odaklı büyüme stratejisi yatıyor. Şirket, 2024 yılında uygulamaya koyduğu yenilikçi aselsaneXt programıyla bu alanda güçlü bir ivme yakaladı. ASELSAN Üst Yöneticisi (CEO) Ahmet Akyol’un 2024’te kamuoyuna duyurduğu aselsaneXt vizyonu çerçevesinde, şirketin üç ana hedefi bulunuyor: “alanında en iyi ürünleri yapma”, “oyun değiştirici teknolojileri geliştirme” ve “ihracat odaklı büyüme”. Bu hedefler, ASELSAN’ın hem yurt içinde liderliğini pekiştirmeyi hem de küresel ölçekte daha etkin bir oyuncu olmayı amaçladığını gösteriyor.
Şirket, 2030 yılına kadar dünya çapındaki savunma sanayisinin en büyük 30 şirketi arasında yer alma gibi iddialı bir hedef için çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyor. Türkiye’nin savunma teknolojisindeki öncü rolünü devam ettiren ASELSAN, aynı zamanda Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksindeki en yüksek piyasa değerine sahip şirket konumunda bulunarak finansal gücünü de ortaya koyuyor.
Yatırımcı İlgi Alanı Değişimi ve Savunma Sanayiindeki Teknoloji Odaklılık
Son yıllarda dünya genelinde yatırımcı ilgisinin geleneksel üretim yapan sanayi şirketlerinden ziyade, teknoloji geliştiren ve bunu yüksek katma değerli ürünlere dönüştürebilen şirketlere kaydığı gözlemleniyor. Küresel borsalarda en yüksek büyüme potansiyeline sahip firmalar genellikle teknoloji tabanlı şirketlerden oluşuyor. Bu trend, sadece sivil sektörde değil, savunma sanayisinde de benzer bir ayrışmayı beraberinde getirdi.
Artık sadece silah üreten veya konvansiyonel savunma ürünleri sunan şirketler değil, aynı zamanda savunma teknolojisini baştan sona geliştiren, yapay zeka, siber güvenlik, elektronik harp ve otonom sistemler gibi alanlarda inovasyon yapan şirketler yatırımcılar nezdinde çok daha fazla önem kazanıyor. Bu teknoloji odaklı dönüşüm, savunma sektörünün geleceğini şekillendiriyor ve bu alanda AR-GE’ye yatırım yapan firmaları öne çıkarıyor.
ASELSAN da Türkiye’de bu köklü dönüşümün en güçlü ve başarılı temsilcisi konumunda. Şirket, AESA teknolojisine sahip yeni nesil radarlar, en son teknolojiye sahip elektro-optik sistemler, gelişmiş elektronik harp sistemleri ve yapay zeka destekli otonom sistemler gibi yüksek teknoloji alanlarında üretim yaparak, uluslararası arenada yalnızca birkaç şirketin yapabildiği üst düzey üretimlere imza atıyor. Bu yetenekler, ASELSAN’ı sadece bir silah üreticisi olmaktan çıkarıp, küresel bir savunma teknolojileri devine dönüştürüyor ve Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltma misyonunda kritik bir rol oynuyor.