TÜSİAD Rekabet Gücü Endeksi İvme Kazanıyor

TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi 2025 İkinci Çeyrek: Küresel Dinamikler ve Türkiye’nin İhracatçıları İçin Çıkarımlar

Türkiye ekonomisi için hayati öneme sahip olan ihracat sektörlerinin küresel pazardaki konumu, birçok faktörün birleşimiyle şekillenir. Bu faktörlerin başında ise ülkelerin maliyet bazlı rekabet gücü gelmektedir. Türkiye Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) tarafından hazırlanan Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi (TÜSİAD-RGE), Türk ekonomisinin ve özellikle ihracatçı sektörlerin uluslararası arenadaki maliyet avantajını veya dezavantajını ortaya koyan kritik bir göstergedir. Bu endeks, işgücü, finansman, enerji ve ara malı gibi temel maliyet kalemlerinin rakip ülkelere kıyasla nasıl bir seyir izlediğini analiz ederek, Türkiye’nin ihracat potansiyeline ışık tutar.

2025 yılının ikinci çeyreğine ilişkin yayımlanan TÜSİAD-RGE sonuçları, Türk ekonomisinin rekabet gücü profilinde dikkat çekici değişimlere işaret ediyor. Endeks, bu dönemde bir önceki çeyreğe göre %3,0 oranında önemli bir yükseliş kaydederek 88,7 seviyesine ulaştı. Bu çeyreklik artış, özellikle küresel piyasalardaki döviz kuru hareketleri ve rakip ülkelerdeki maliyet dinamikleri göz önüne alındığında, Türk ihracatçıları için sınırlı da olsa bir nefes alma alanı sunuyor. Ancak, genel tabloya bakıldığında, yıllık bazda gözlemlenen düşüş ve endeksin 2015 yılı değerlerinin altında seyretmeye devam etmesi, uzun vadeli yapısal sorunların varlığına ve sürdürülebilir rekabet gücü için atılması gereken adımların önemine vurgu yapıyor.

2025 İkinci Çeyrekteki Yükselişin Detayları: Küresel Karşılaştırma

TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi’nin 2025 ikinci çeyrekte %3,0 oranında yükselerek 88,7 seviyesine ulaşması, mevcut ekonomik koşullar altında olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bu artışın temelinde yatan en önemli faktörlerden biri, rakip ülkelerdeki maliyet artışlarının Türk maliyet artışlarından daha belirgin olmasıdır. Özellikle ABD dolarına kıyasla yerel para birimleri değer kazanan rakip ülkelerde, ABD doları bazında maliyetlerde ciddi yükselişler yaşanmıştır. Bu durum, Türk Lirası’nın (TL) dolar karşısındaki seyrinin, rakip ülkelerin para birimlerine göre farklılaşmasıyla birleşince, Türkiye için nispi bir maliyet avantajı yaratmıştır.

Raporda belirtildiği üzere, rakip ülkelerde döviz kurlarının dolar karşısında belirgin şekilde değer kazanması, bu ülkelerin dolar bazındaki üretim maliyetlerini doğrudan artırmıştır. Bu durum, uluslararası ticarette fiyat rekabeti açısından Türk firmalarına dolaylı bir avantaj sağlamıştır. Diğer yandan, Türkiye içinde enerji dışındaki diğer yurt içi maliyet kalemlerindeki değişimler rakip ülkelerin gerisinde kalmıştır. Bu da, özellikle girdi maliyetleri açısından Türk üreticileri için görece daha ılımlı bir seyir anlamına gelmektedir. Bu gelişmeler, endeksin çeyreklik bazda yükselmesinde ana etkenler olarak öne çıkmaktadır. Böylece, Türk ihracatçıları, bir önceki çeyreğe göre daha uygun maliyet koşullarıyla küresel pazarda rekabet edebilme imkanına kavuşmuşlardır. Ancak, bu çeyreklik iyileşmenin sürdürülebilirliği ve uzun vadeli etkileri, dikkatle takip edilmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yıllık Bazda Rekabet Gücü Kaybı: Endeks 2015 Seviyelerinin Altında

Çeyreklik bazdaki olumlu seyrine rağmen, TÜSİAD-RGE’nin yıllık bazda %1,4 oranında azaldığı gerçeği, Türkiye’nin maliyet bazlı rekabet gücünün uzun vadeli görünümünde devam eden zorluklara işaret etmektedir. Bu düşüş, Türk ihracatçı sektörlerinin rekabet gücündeki zayıf görünümün sürdüğünü ve endeksin 2015 yılı değerlerinin altında kalmaya devam ettiğini göstermektedir. 2015 seviyelerinin referans alınması, bu yılın ekonomik koşullarının ve küresel rekabet ortamının belirli bir denge noktasını temsil ettiğini düşündürmektedir. Endeksin bu seviyenin altında kalması, Türkiye’nin o tarihten bu yana maliyet avantajını korumakta zorlandığının ve rakiplerine kıyasla göreceli olarak daha yüksek maliyetlerle üretim yaptığının bir göstergesidir.

İhracatçı sektörler için maliyet bazlı rekabet gücünün zayıflaması, uluslararası pazarlarda daha yüksek fiyatlarla ürün sunmak zorunda kalmak anlamına gelir. Bu durum, özellikle fiyata duyarlı pazarlarda pazar payı kayıplarına yol açabilir ve ihracat hacmini olumsuz etkileyebilir. Küresel ekonomideki belirsizlikler, jeopolitik riskler ve ticaret savaşları gibi dışsal faktörler de göz önüne alındığında, maliyet bazlı rekabet gücündeki zayıflık, Türk firmalarının dayanıklılığını ve büyüme potansiyelini sınırlayabilir. Bu nedenle, yıllık bazdaki bu düşüşün nedenlerinin derinlemesine anlaşılması ve bu trendi tersine çevirecek stratejilerin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Rekabet Gücünü Etkileyen Temel Maliyet Kalemleri ve Ağırlıkları

TÜSİAD-RGE’nin yıllık bazdaki gerilemesinde etkili olan ana faktörler, işgücü ve finansman maliyetlerindeki artışlar olarak öne çıkmaktadır. Son bir yıllık dönemde, Türkiye’de hem işgücü hem de finansman maliyetleri rakip ülkelere kıyasla daha yüksek oranlarda artış göstermiştir. Bu durum, Türk üreticilerinin üretim maliyetlerini artırarak uluslararası rekabette dezavantajlı konuma düşmelerine neden olmuştur.

İşgücü Maliyetleri: Yıllık Düşüşün En Büyük Etkeni

İşgücü maliyetleri, bir ülkenin maliyet bazlı rekabet gücünü doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biridir. 2025’in ikinci çeyreğinde gözlemlenen yıllık %1,4’lük düşüşün 1,5 puanı, yani büyük bir kısmı, işgücü maliyetlerindeki artıştan kaynaklanmıştır. Türkiye’de son dönemde yaşanan yüksek enflasyonist ortam, asgari ücret artışları ve genel ücret seviyelerindeki yükselişler, işgücü maliyetlerini yukarı çekmiştir. Rakip ülkelerde benzer oranlarda bir artış yaşanmaması veya daha ılımlı seyretmesi, Türk işgücünün nispi maliyetini artırmış ve ihracatçı firmaların maliyet yapısını olumsuz etkilemiştir. Yüksek işgücü maliyetleri, özellikle emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren firmalar için ciddi bir rekabet baskısı oluşturmaktadır. Bu durum, firmaların yeni yatırımlar yapma, kapasite artırma veya teknolojik yeniliklere adapte olma kabiliyetlerini de sınırlayabilmektedir.

Finansman Maliyetleri: Borçlanma Giderlerinin Yükü

Finansman maliyetleri de rekabet gücü üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Yüksek faiz oranları, şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırarak işletme giderlerini şişirir ve yatırım kararlarını olumsuz etkiler. TÜSİAD-RGE’deki yıllık düşüşün 0,3 puanlık kısmı, finansman maliyetlerindeki artıştan kaynaklanmıştır. Türkiye’de uygulanan para politikaları ve yüksek enflasyonla mücadele kapsamında faiz oranlarının yüksek seyretmesi, firmaların finansmana erişimini zorlaştırmış ve maliyetlerini artırmıştır. Rakip ülkelerdeki daha düşük finansman maliyetleri, Türk firmalarını bu alanda da dezavantajlı duruma sokmaktadır. Özellikle ihracat odaklı çalışan ve döviz cinsinden gelir elde eden firmalar için yüksek finansman maliyetleri, hem operasyonel giderleri artırmakta hem de yeni projelere başlama veya mevcut projeleri genişletme kapasitelerini kısıtlamaktadır.

Enerji Maliyetleri: Sınırlı Etki ve Küresel Dinamikler

Enerji maliyetleri, üretim süreçlerinde kritik bir yer tutmasına rağmen, genel endeks üzerindeki etkisi son dönemde sınırlı kalmıştır. Endeksin yıllık düşüşüne katkısı 0,1 puan artış yönünde olmuştur, yani rakip ülkelere göre daha ılımlı seyrederek rekabet gücüne pozitif bir katkı sağlamıştır. Bu durum, global enerji fiyatlarındaki değişimlerin veya Türkiye’nin enerji tedarik stratejilerinin, rakip ülkelere kıyasla daha avantajlı bir konumda olduğunu düşündürmektedir. Ancak enerji maliyetlerinin sınırlı etkisi, diğer maliyet kalemlerindeki artışların çok daha belirleyici olduğunu gözler önüne sermektedir. Enerji maliyetleri, belirli sektörlerde çok daha önemli bir rol oynayabilirken, genel endeks içinde daha dengeli bir etkiye sahip olduğu görülmektedir.

Ara Malı Maliyetleri: Sınırlı Bir Rekabet Avantajı

Ara malı maliyetleri, özellikle sanayi üretiminde ve ihracat odaklı sektörlerde büyük önem taşır. Son dönemde ara malı maliyetlerinin yurt içine kıyasla rakip ülkelerde daha yüksek oranda artması, Türk ihracatçı firmalarına sınırlı da olsa bir rekabet avantajı sağlamıştır. Endeksin yıllık düşüşünde bu durum 0,2 puanlık bir artış yönünde katkı sağlamıştır. Bu, Türk üreticilerinin ara malı tedarikinde veya bu malların yurt içi fiyatlandırmasında rakip ülkelere göre daha avantajlı bir konumda olduğu anlamına gelebilir. Bu durum, özellikle ithal girdi bağımlılığı olan sektörler için kritik bir öneme sahiptir. Ara malı tedarik zincirlerindeki küresel aksaklıklar ve fiyat artışları göz önüne alındığında, Türkiye’nin bu alandaki göreceli avantajı, ihracat performansına kısmen olumlu yansıyabilir. Ancak bu avantajın “sınırlı” olması, tek başına genel rekabet gücü sorununu çözmeye yetmediğini de göstermektedir.

Türkiye’nin İhracatçıları İçin Çıkarımlar ve Gelecek Beklentileri

TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi’nin 2025 ikinci çeyrek raporu, Türk ekonomisinin ve ihracatçı sektörlerinin hem güçlü hem de zayıf yönlerini açıkça ortaya koymaktadır. Çeyreklik bazdaki artış, özellikle küresel döviz kuru hareketlerinin ve rakip ülke maliyet dinamiklerinin Türkiye lehine çalıştığı geçici bir dönemde ortaya çıkmıştır. Ancak yıllık bazda devam eden düşüş ve endeksin uzun vadede 2015 seviyelerinin altında kalmaya devam etmesi, yapısal sorunların devam ettiğini ve sürdürülebilir bir rekabet gücü için kapsamlı reformlara ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.

İşgücü ve finansman maliyetlerindeki artışlar, Türk ihracatçılarının en büyük engellerinden ikisi olmaya devam etmektedir. Bu maliyet kalemlerindeki yükseliş, Türkiye’nin üretimini ve ihracatını daha pahalı hale getirmekte, bu da küresel pazarda fiyat rekabetçiliğini düşürmektedir. Hükümetin ve ilgili paydaşların, bu alanlarda maliyetleri düşürecek veya verimliliği artıracak politikalar geliştirmesi büyük önem taşımaktadır. Örneğin, işgücü piyasasında esnekliği artıracak düzenlemeler, nitelikli işgücünün yetiştirilmesine yönelik yatırımlar ve finansal istikrarı sağlayarak faiz oranlarını düşürmeye yönelik adımlar, rekabet gücünü artırıcı etkiler yaratabilir.

Öte yandan, enerji ve ara malı maliyetlerindeki göreceli avantajlar, Türk firmaları için mevcut zorluklar içinde bir miktar nefes alma alanı sunmaktadır. Bu avantajların korunması ve geliştirilmesi, özellikle enerji verimliliği yatırımları ve yerli ara malı üretiminin desteklenmesi yoluyla sağlanabilir. Tedarik zincirlerinin güvenilirliği ve maliyet etkinliği, küresel ekonominin giderek daha karmaşık hale geldiği günümüzde, Türkiye için stratejik bir üstünlük alanı olabilir.

Sonuç olarak, 2025’in ikinci çeyreği, Türkiye’nin maliyet bazlı rekabet gücü açısından karmaşık bir tablo sunmaktadır. Kısa vadeli iyileşmeler cesaret verici olsa da, uzun vadeli trendler derinlemesine analiz edilmeli ve kalıcı çözümler üretilmelidir. Türk ihracatçılarının küresel pazarda güçlü kalabilmesi için, maliyet kontrolü, verimlilik artışı, teknolojik yenilik ve katma değeri yüksek ürünlere yönelim gibi stratejik öncelikler benimsemesi kaçınılmazdır. TÜSİAD-RGE gibi endeksler, bu süreçte karar alıcılar için değerli birer yol gösterici olmaya devam edecektir. Türkiye’nin küresel rekabette daha üst sıralara tırmanabilmesi için, ekonomik aktörlerin ve politika yapıcıların ortak akılla hareket etmesi ve kararlı adımlar atması gerekmektedir.