Wall Street kızardı

New York Borsası, Üretici Enflasyonu Beklentileri Aşınca Haftayı Düşüşle Kapattı: Fed Faiz İndirimi Beklentileri Sarktı

New York borsası, Amerika Birleşik Devletleri’nde açıklanan üretici enflasyonunun piyasa beklentilerini önemli ölçüde aşması sonrasında haftanın son işlem gününü belirgin bir düşüşle tamamladı. Bu durum, yatırımcılar arasında ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz indirimlerine başlama zamanlamasının öngörülenden daha ileri bir tarihe sarkabileceği endişesini güçlendirdi. Piyasalarda belirsizlik hakimiyeti sürerken, Fed’in para politikasına yönelik beklentiler yeniden şekilleniyor.

Haftanın kapanışında, önde gelen endekslerde aşağı yönlü bir hareket gözlendi. Sanayi devlerini temsil eden Dow Jones endeksi, 140 puanın üzerinde bir düşüş yaşayarak yüzde 0,37 azalışla 38.627,99 puana geriledi. Geniş tabanlı piyasanın nabzını tutan S&P 500 endeksi yüzde 0,48 oranında değer kaybederek 5.005,57 puana inerken, teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq endeksi ise yüzde 0,82’lik bir kayıpla günü 15.775,65 puandan kapattı. Bu düşüşler, son dönemdeki güçlü performansların ardından gelen kar satışları ve enflasyon endişeleriyle birleşince piyasalar için olumsuz bir kapanışa işaret etti.

ABD ekonomisinden gelen tüketici fiyatları verilerinin ardından üretici fiyatlarının da tahminlerin üzerine çıkması, enflasyonla mücadelede henüz tam anlamıyla zafer elde edilemediği yönündeki görüşleri kuvvetlendirdi. Bu durum, Fed’in faiz indirimlerine başlama konusunda daha temkinli davranabileceğine dair öngörüleri artırarak, para piyasalarında haftanın son işlem gününde ağırlıklı olarak negatif bir eğilimin benimsenmesine neden oldu. Yüksek enflasyon verileri, genellikle merkez bankalarının faiz artırım döngüsünü sürdürmesine veya indirimleri ertelemesine yol açtığından, bu gelişmeler piyasalarda dalgalanmalara zemin hazırladı.

Ülkede açıklanan son makroekonomik verilere göre, ekonomik aktivitenin önemli göstergelerinden biri olan Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE), ocak ayında aylık bazda yüzde 0,3 ve yıllık bazda ise yüzde 0,9 gibi piyasa beklentilerinin üzerinde bir artış gösterdi. Özellikle aylık bazdaki bu artış, son beş ayın en yüksek seviyesi olarak kayıtlara geçti. ÜFE, nihai tüketiciye yansımadan önceki fiyat değişimlerini ölçtüğü için, tüketici enflasyonunun (TÜFE) gelecekteki seyrine dair önemli ipuçları sunar. Üreticilerin maliyetlerindeki bu yükseliş, perakende fiyatlara da yansıyarak genel enflasyonist baskıyı artırma potansiyeli taşımaktadır. Bu beklenmedik yükseliş, Fed’in enflasyonla mücadeledeki kararlılığını yeniden sorgulamasına yol açabilir.

Değişken gıda ve enerji fiyatlarının hariç tutulduğu, dolayısıyla daha istikrarlı bir enflasyon görünümü sunan çekirdek ÜFE de ocak ayında aylık bazda yüzde 0,5 ile Temmuz 2023’ten bu yana en hızlı artışını kaydetti. Yıllık bazda ise yüzde 2 yükselerek yine piyasa beklentilerini aşan bir performans sergiledi. Çekirdek enflasyonun yüksek seyretmesi, enflasyonist baskıların genele yayıldığına ve geçici faktörlerden ziyade yapısal nedenlerle desteklendiğine işaret edebilir. Bu durum, Fed’in faiz indirimlerini erteleme olasılığını daha da güçlendiren bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Yatırımcılar ve ekonomistler, çekirdek verileri, Fed’in para politikası kararları için birincil göstergelerden biri olarak yakından takip etmektedir.

Piyasa analistleri, bu hafta açıklanan tüketici fiyatlarının ardından üretici fiyatlarının da beklentileri aşmasının enflasyona dair genel endişeleri daha da artırdığını vurguladı. Bu gelişmeler, Fed’in yakın zamanda agresif faiz indirimlerine başlayabileceğine yönelik iyimser öngörüleri önemli ölçüde zayıflattı. Analistler, merkez bankasının enflasyon hedeflemesinde kararlı duruşunu sürdüreceğini ve fiyat istikrarını sağlama adına gerekli adımları atmaktan çekinmeyeceğini, bu nedenle faiz indirimleri için daha somut ve kalıcı bir enflasyon düşüşü görmeyi bekleyeceğini belirtiyor. Bu belirsizlik ortamı, hisse senedi piyasalarında dalgalanmalara yol açmaya devam edecektir.

Beklentilerin üzerinde gelen ÜFE verileri sonrası finans piyasalarında bir diğer önemli gelişme de ABD’nin 10 yıllık tahvil faizinde yaşanan yükseliş oldu. Faizler, kısa sürede yüzde 4,33 seviyesine kadar çıkarak yatırımcıların risk algısındaki değişimi gözler önüne serdi. Tahvil faizlerindeki artış, genellikle daha yüksek faiz oranları beklentisi ve enflasyonist baskılarla ilişkilidir. Ayrıca, hisse senedi piyasaları için daha yüksek tahvil faizleri, risksiz getiri oranını yükselttiği için cazibeyi azaltır ve şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırarak kar marjlarını olumsuz etkileyebilir. Bu durum, hisse senedi piyasalarındaki düşüşü destekleyen önemli faktörlerden biridir.

Makroekonomik veri takvimindeki diğer önemli başlıklara bakıldığında, ABD’de Michigan Üniversitesince ölçülen tüketici güven endeksinin şubat ayında 79,6‘ya yükselmesine rağmen piyasa beklentilerinin altında kalması dikkat çekti. Tüketici güveni, harcamaların gelecekteki seyrini tahmin etmede kritik bir gösterge olduğundan, beklentilerin altında kalması ekonomik büyümeye dair potansiyel yavaşlama sinyalleri verebilir. Tüketicilerin geleceğe yönelik endişeleri, özellikle enflasyonist baskılar ve iş piyasasındaki belirsizlikler nedeniyle hala yüksek seviyede olabilir.

Öte yandan, konut sektöründen gelen veriler de piyasaları şaşırttı. Ülkede yapımına başlanan yeni konut sayısı, ocak ayında yüzde 14,8 gibi keskin bir azalışla 1 milyon 331 bine gerileyerek Nisan 2020’den bu yana en büyük düşüşü kaydetti. Konut başlangıçlarındaki bu önemli gerileme, yüksek mortgage faiz oranları, inşaat maliyetlerindeki artış ve potansiyel talep düşüşü gibi faktörlerin birleşimiyle açıklanabilir. Konut sektörü, ekonominin önemli lokomotiflerinden biri olduğundan, bu tür bir yavaşlama genel ekonomik aktivite üzerinde olumsuz bir etki yaratabilir ve Fed’in dikkatle izlediği alanlardan biridir. Düşüş, aynı zamanda ekonomide genel bir soğuma işaretçisi olarak da algılanabilir.

Fed yetkililerinin sözle yönlendirmeleri de piyasaların odağında yer aldı ve faiz indirimlerinin zamanlamasına dair farklı görüşleri ortaya koydu. Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic, genel olarak faiz indirimlerinin bu yaz başlamasını desteklediğini ancak daha olumlu ve kalıcı enflasyon verilerinin gelmesi halinde daha erken bir başlangıç tarihine izin verilebileceğini ifade etti. Bostic, Fed’in veri bağımlı bir politika izlediğini ve ekonomik gelişmelerin seyrine göre esneklik gösterebileceğini vurguladı.

San Francisco Fed Başkanı Mary Daly ise bu yıl 3 faiz indiriminin “makul” bir beklenti olduğunu kaydetti. Daly, Fed’in gerekirse sabırlı davranarak hızlı hareket etmekten kaçınacağını, ancak ekonomi gelişirken de hızlı bir şekilde tepki vermeye hazır olacaklarını ifade etti. Bu açıklamalar, Fed içinde faiz indirimleri konusunda konsensüsün henüz tam olarak oluşmadığını ve farklı senaryoların değerlendirildiğini gösteriyor.

Buna karşılık, daha temkinli bir duruş sergileyen Richmond Fed Başkanı Thomas Barkin, son enflasyon verilerinin faiz oranlarını düşürmeye başlamadan önce neden daha fazla ve tutarlı veri görmek istediklerinin önemini bir kez daha gösterdiğini belirtti. Barkin’in açıklamaları, yüksek enflasyon riskine karşı Fed’in faiz indirimleri konusunda aceleci davranmayacağını ve enflasyonun yüzde 2 hedefine kalıcı olarak geri döndüğüne dair daha fazla kanıt bekleyeceğini işaret ediyor.

Kurumsal tarafta ise bazı önemli gelişmeler yaşandı. ABD’li spor giyim markası Nike‘ın hisseleri, şirketin küresel çapta çalışanlarının yaklaşık yüzde 2’sini işten çıkaracağını bildirmesi sonrası yüzde 2’nin üzerinde değer kaybetti. Bu karar, şirketin maliyetleri düşürme ve karlılığı artırma çabalarının bir parçası olarak görülse de, yatırımcılar arasında şirketin gelecekteki büyüme potansiyeline dair endişeler yarattı.

Kripto para borsası Coinbase‘in hisseleri ise, şirketin geçen yılın son çeyreğinde 2021’den bu yana ilk kez kar açıklamasının ardından yüzde 8’in üzerinde değer kazandı. Bu pozitif gelişme, kripto piyasalarında yaşanan toparlanma ve Bitcoin gibi varlıkların değer kazanmasıyla birlikte, sektördeki genel iyimserliği yansıttı. Coinbase’in karlılık performansı, kripto ekosisteminin olgunlaştığına dair bir işaret olarak yorumlanabilir.

Yarı iletken ekipman üreticisi Applied Materials‘ın hisseleri de açıklanan güçlü finansal sonuçlarının ardından yüzde 6’nın üzerinde yükseldi. Şirketin beklentileri aşan performansı, küresel çip talebindeki artış ve yapay zeka gibi yeni teknolojilerin tetiklediği yatırımlarla destekleniyor. Bu yükseliş, teknoloji sektörünün belirli segmentlerindeki sağlam büyüme potansiyelini bir kez daha ortaya koydu.

Öte yandan, finans piyasalarının dışında ancak kamuoyunda geniş yer bulan bir haber de Eski ABD Başkanı Donald Trump ile ilgiliydi. Trump, kendisi, çocukları ve şirketleri hakkında “emlak sektöründe yıllarca çok sayıda kişi ve kurumu dolandırdıkları” gerekçesiyle açılan davada 354,9 milyon dolar gibi rekor bir para cezasına çarptırıldı. Bu karar, Trump’ın iş imparatorluğu ve kişisel finansmanı üzerinde önemli etkileri olabilecek yasal bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir. Bu ceza, aynı zamanda, yasal süreçlerin önemli kişileri ve kurumları nasıl etkileyebileceğinin bir göstergesi olarak da dikkat çekmektedir.