ABD Merkez Bankası (Fed) Faiz İndirimi: Uzmanlar Mayıs ve Haziran Aylarını Öngörüyor
ABD Merkez Bankası (Fed), küresel piyasaların en merakla beklediği konulardan biri olan faiz indirimleri konusunda belirsizliğini korurken, önde gelen ekonomistler ve stratejistler ilk indirimin zamanlaması hakkında farklı görüşler sunuyor. Genel eğilim, Fed’in önümüzdeki aylarda daha fazla ekonomik veriye ihtiyaç duyacağı ve bu nedenle ilk faiz indiriminin en erken mayıs veya haziran ayında gerçekleşebileceği yönünde. Ancak bazı uzmanlar, enflasyon verilerindeki olumlu gelişmelerin devam etmesi halinde mart ayının bile bir olasılık olabileceğini belirtiyor.
Piyasaların nabzını tutan Rabobank Kıdemli ABD Stratejisti Philip Marey, Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) yaklaşan toplantıda mevcut para politikası duruşunu değiştirmeyerek beklemede kalacağını öngörüyor. Marey’e göre, Fed’in kararlarında verilere bağlılık ve dikkatli ilerleme niyetini bir kez daha vurgulayacağı açık. Özellikle Fed Başkanı Jerome Powell’ın basın toplantısında, piyasaların erken faiz indirimi beklentilerine karşı ne kadar direneceği, odak noktası olacak. Marey, bu bağlamda ilk faiz indiriminin haziran ayında gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğunu ifade ediyor. Marey, haziran ayındaki ilk indirimin ardından Fed’in her çeyrekte 25 baz puanlık düzenli indirimlere devam edebileceğini de ekliyor.
Marey, ekonomik göstergelerin Fed’in para politikası üzerindeki etkisini detaylı bir şekilde analiz ediyor. 2023 yılının son çeyreğine ilişkin açıklanan yüzde 3,3’lük güçlü büyüme rakamının, 2022’nin ilk yarısında yaşanan teknik durgunluğun ardından ABD ekonomisinin ne denli dirençli olduğunu gözler önüne serdiğini belirtiyor. Bu büyüme, Fed’in agresif faiz artırımı döngüsünden ekonominin yalnızca ılımlı bir şekilde etkilendiğini ve gücünü koruduğunu gösteriyor. Kişisel tüketim harcamalarının da 2023’ün ikinci yarısında sağlam bir performans sergileyerek ekonomik aktiviteye önemli katkı sağladığını vurguluyor. Tüketimin gücünü koruması, enflasyon hedeflerine ulaşma sürecinde Fed için hem olumlu hem de dikkat edilmesi gereken bir unsur olarak öne çıkıyor. Tüketici harcamaları, ekonomik büyümenin lokomotifi olmaya devam ederken, Fed’in enflasyonu yüzde 2 hedefine çekme çabalarını da yakından ilgilendiriyor.
Reel politika faizlerinin uzun süredir pozitif ve kısıtlayıcı bir seviyede olmadığını belirten Marey, bu durumun 2024 yılı boyunca ekonomik büyümede bir yavaşlama ve büyük olasılıkla sığ bir resesyon olasılığını hala koruduğunu ifade ediyor. Ancak 2023’ün dördüncü çeyreğindeki ekonomik ivmenin devam etmesi ve işsizlik verilerindeki aşağı yönlü revizyonlar, resesyon tahminlerinin zamanlamasını gözden geçirmeyi gerektirebilir. Marey’e göre, bu göstergeler resesyon beklentisini 2024 yılının birinci ve ikinci çeyreğinden biraz daha ileri bir tarihe kaydırma ihtiyacını doğuruyor. Bu durum aynı zamanda, Federal Açık Piyasa Komitesi’nin erken bir faiz indirimi kararı alma olasılığını da azaltan önemli bir faktör olarak değerlendiriliyor. Güçlü ekonomik veriler, Fed’in aceleci davranmadan enflasyonun kalıcı olarak hedefe indiğinden emin olmak istemesine zemin hazırlıyor.
Politika Yapıcıları Faizleri İndirmeden Önce Daha Fazla Veriye İhtiyaç Duyabilir
Piyasaların bir diğer önemli sesi FWD Bonds Başekonomisti Chris Rupkey de faiz indirimleri konusunda dikkatli bir yaklaşım sergiliyor. Rupkey, aralık ayındaki Fed toplantısında faiz indirimlerinin resmi olarak gündeme gelmediğini ancak ocak toplantısında bu konunun kesinlikle sıcak bir tartışma başlığı olacağını belirtiyor. Rupkey, enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye dikkat çekerek, çekirdek kişisel tüketim harcamalarındaki (PCE) artış hızının yüzde 2,9’a gerilediğini hatırlatıyor. Bu düşüşün, Fed’in yüzde 2’lik enflasyon hedefine önemli ölçüde yaklaştığını gösterdiğini ifade ediyor. Rupkey, çekirdek kişisel tüketim harcamalarının önümüzdeki aylarda hedefe daha da yaklaşmasının, Fed’e bu yılın mayıs veya haziran aylarında ilk kez faiz indirimi şansı vereceğini düşünüyor. Ancak Rupkey de Fed’in aceleci davranmayacağını ve politika yapıcılarının faizleri indirmeden önce muhtemelen daha fazla veriye ihtiyaç duyacağını, enflasyonun ve istihdam piyasasının seyrini yakından izlemeyi sürdüreceğini vurguluyor. Fed, geçmişteki hataları tekrarlamamak ve enflasyonun yeniden yükselişe geçmesini engellemek adına son derece temkinli bir tutum sergiliyor.
Berenberg Başekonomisti Holger Schmieding, Fed’in ocak ayı toplantısında mevcut faiz oranlarını koruyacağı yönündeki genel beklentiye katılıyor. Schmieding, ilk faiz indiriminin en geç mayıs ayında gerçekleşebileceği öngörüsünde bulunuyor. Ancak, piyasaların yakından takip ettiği çekirdek kişisel tüketim harcamaları verilerinin daha fazla düşmesi ve Fed’in yüzde 2’lik enflasyon hedefine daha da yaklaşması durumunda, ilk faiz indiriminin mart ayında bile gerçekleşebileceği ihtimalini dile getirerek, bu konuda diğer uzmanlardan biraz daha iyimser bir tablo çiziyor. Bu senaryo, enflasyonun beklenenden daha hızlı bir şekilde soğumaya devam etmesi ve işgücü piyasasının da kademeli olarak dengeye oturması durumunda masadaki yerini alabilir. Schmieding’in bu değerlendirmesi, piyasaların kısa vadeli beklentilerini şekillendiren kritik bir unsur olarak öne çıkıyor.
ING Uluslararası Başekonomisti James Knightley ise, güçlü ekonomik büyüme ve hala sıkı olarak nitelendirilebilecek istihdam piyasası koşulları göz önüne alındığında mart ayının faiz indirimi için çok erken bir tarih olabileceği görüşünü savunuyor. Knightley, mevcut ekonomik ivmenin Fed’e acele etmeme lüksü tanıdığını ve enflasyonun kalıcı olarak hedefe indiğinden emin olmak için daha fazla zaman tanımak isteyeceğini belirtiyor. Bu nedenle Fed yetkililerinin son zamanlarda yaptıkları ve yakın zamanda bir faiz indirimi ihtimalini küçümseyen yorumlarının sürpriz olmadığını dile getiriyor. Knightley de Rabobank stratejisti Marey ve FWD Bonds başekonomisti Rupkey ile benzer şekilde Fed’in faiz indirimleri için mayıs ayına kadar bekleyebileceğini öngörüyor. İşgücü piyasasındaki güçlü talep ve ücret artışları, Fed’in enflasyonla mücadelesinde hala tam anlamıyla bir zafer ilan etmesini engelleyen faktörler arasında yer alıyor.
Genel olarak, uzmanlar Fed’in faiz indirimleri konusunda temkinli bir duruş sergileyeceği ve kararlarını açıklanacak yeni ekonomik verilere dayandıracağı konusunda hemfikir. Enflasyon verileri, işgücü piyasası raporları ve tüketici harcamaları gibi temel göstergeler, Fed’in yol haritasını belirlemede kilit rol oynayacak. Piyasalar, Fed’in iletişimini ve gelecek toplantı tutanaklarını yakından takip ederek olası faiz indirimi sinyallerini anlamaya çalışacak. Küresel ekonominin geleceği açısından büyük önem taşıyan bu kararlar, önümüzdeki aylarda yakından izlenmeye devam edecek. Fed’in “yumuşak iniş” senaryosunu gerçekleştirmeyi başarıp başaramayacağı, yani enflasyonu kontrol altına alırken aynı zamanda resesyondan kaçınmayı başarıp başaramayacağı, hem ABD hem de dünya ekonomisi için belirleyici olacak.