Makine ihracatı 16,2 milyar dolara ulaştı

Türkiye’nin Makine İhracatı Küresel Dinamiklere Rağmen Yükselişini Sürdürüyor: Geleceğe Yönelik Stratejiler

Türkiye’nin makine imalat sektörü, 2023 yılının ilk yedi ayında serbest bölgeler dahil olmak üzere toplam makine ihracatında önemli bir başarıya imza attı. Ocak-temmuz döneminde kaydedilen yüzde 0,9’luk artışla, sektörün dış satım hacmi 16,2 milyar dolara ulaştı. Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) tarafından açıklanan veriler, küresel ekonomideki dalgalanmalara rağmen Türk makine sektörünün dirençli yapısını ve stratejik büyüme potansiyelini gözler önüne seriyor.

Miktar bazında yüzde 6,1’lik bir düşüş yaşanmasına karşın, sektörün kilogram başına ortalama ihracat fiyatını yüzde 6,7 oranında artırarak 7,9 dolara çıkarması dikkat çekicidir. Bu durum, Türk makine sektörünün daha yüksek katma değerli ürünlere yöneldiğini ve rekabet gücünü artırdığını gösteriyor. Temmuz ayında aylık bazda yüzde 4,4’lük bir yükselişle ivme kazanan sektör, yıllıklandırılmış verilere göre ihracatını yüzde 0,6 artırarak 28,4 milyar dolara taşıdı. Bu veriler, sektörün kısa ve orta vadede sürdürülebilir bir büyüme trendi yakaladığının güçlü bir işaretidir.

Hedef Pazar Analizleri ve Pazar Çeşitliliği

Türkiye’nin makine ihracatında geleneksel pazarların yanı sıra yeni ve yükselen pazarlardaki performans da öne çıkıyor. Yedi aylık dönemde 1,8 milyar dolarlık ihracat hacmiyle Almanya, Türk makineleri için en önemli pazar konumunu korudu ve bu ülkeye yapılan ihracat yüzde 1,7 arttı. Almanya’yı 1 milyar dolarlık ihracatla Amerika Birleşik Devletleri (ABD) takip etti. Özellikle temmuz ayında ABD’ye yapılan makine ihracatında yüzde 9,2’lik dikkat çekici bir artış kaydedilmesi, Kuzey Amerika pazarındaki büyüme potansiyeline işaret ediyor.

Gelişmekte olan pazarlarda da önemli başarılar elde edildi. Temmuz ayında Kazakistan’a yapılan makine ihracatı yüzde 46, Fas’a yapılan ihracat ise yüzde 37 gibi yüksek oranlarda artış gösterdi. Bu pazarlardaki hızlı büyüme, Türk makine sektörünün pazar çeşitlendirme stratejilerinin başarısını ve küresel çapta rekabet edebilirliğini kanıtlıyor. Öte yandan, Rusya’dan sonra en fazla daralma yaşanan pazarın Polonya olması, belirli bölgelerdeki jeopolitik ve ekonomik dalgalanmaların ihracat üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor. Sektör, bu tür daralmaları dengelemek adına sürekli yeni pazarlar arayışında olmaya devam ediyor.

Ürün bazında incelendiğinde, temmuz ayında ambalaj makineleri ile ısıtıcı ve fırın ihracatında yüzde 40’ın üzerinde artışlar yaşandı. Bu, söz konusu ürün gruplarında küresel talebin arttığını veya Türk üreticilerin bu alanlarda rekabet avantajı elde ettiğini göstermektedir. Ancak aynı dönemde rulmanlar ile kauçuk ve plastik işleme makinelerinde düşüşler kaydedildi. Yedi aylık dönemde en büyük ihracat kalemi ise yüzde 4,7’lik artışla evsel ve endüstriyel soğutma makineleri oldu. Bu durum, Türk makine sektörünün belirli niş alanlarda güçlü bir uzmanlığa sahip olduğunu ve bu alanlardaki ürünlerinin küresel pazarda tercih edildiğini ortaya koyuyor.

Küresel Ticaret Arenasındaki Yeni Dengeler ve Türkiye

Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, küresel ticaretteki son gelişmeleri değerlendirirken, özellikle ABD-AB gümrük anlaşmasının güç dengelerinde yeni bir mimarinin sancılı doğumu olduğunu vurguladı. Karavelioğlu, ABD’nin korumacılık eğilimlerinin devam ettiğini ve eski başkan Trump döneminden miras kalan politikaların etkilerini sürdürdüğünü belirtti. Rusya ile anlaşamayan ülkelere yönelik ikincil tarifeler uygulama tehdidi ve Hindistan’ın gümrük vergilerini yüzde 50’ye çıkarması gibi örnekler, Karavelioğlu’na göre ABD’nin “vergi silahını” çekinmeden kullanmaya devam edeceğini gösteriyor.

Avrupa Birliği’nin (AB) ise bu süreçte pragmatik bir yaklaşım sergilediğine dikkat çeken Karavelioğlu, AB’nin belirsizliğin maliyetine katlanmaktansa, zaten yüksek olan kazancından fedakarlık etmeyi kabullendiğini ifade etti. Bu tavizlerin, ticari entegrasyonumuzun en fazla olduğu Avrupa kıtasının sanayi ve imalat sektörüne yüksek mali külfetler getirebileceği ve dolayısıyla Türkiye gibi ana tedarikçileri de etkileyeceği öngörülüyor. Ancak Karavelioğlu, yapılan anlaşmanın makine ihracatımız için kritik önemdeki Almanya’yı göreli olarak koruduğunu ve bu ülkeye ihracatta yakın vadede olumsuz bir tablo yaşanmayacağını düşündüklerini ekledi. Bu durum, Türkiye’nin AB ile olan köklü ticari ilişkilerinin önemini ve bu ilişkilerin korunması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Ekonomik Görünüm ve Sektör Beklentileri

Kutlu Karavelioğlu, küresel ekonomik görünümün hala kırılgan olduğunu ifade ederken, belirlenen tarifelerin enflasyonist etkilerinin sınırlı kalmasının, merkez bankalarının parasal gevşeme adımlarını sürdürmesine imkan tanıyabileceğini belirtti. Ancak küresel sanayi PMI’nın temmuz ayında yeniden daralma bölgesine inmesi, ticaret müzakereleri ve tarife belirsizliklerinin reel üretimi tahminlerin ötesinde baskıladığını gösteriyor. Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) dünya mal ticaretinde nominal artış olacağı öngörüsü ve resesyon beklentilerinin geri çekilmesi olumlu bir gelişme olarak kabul edilse de, Karavelioğlu’na göre siparişlerde devam eden düşüş, üretim, yatırım ve istihdam üzerindeki baskının bir müddet daha süreceğine işaret ediyor. Bu da Türk makine sektörünün önümüzdeki dönemde temkinli ve stratejik adımlar atması gerektiğini gösteriyor.

AB’nin ithalat gözetim mekanizması da Karavelioğlu’nun değerlendirdiği önemli bir konu. Avrupa Komisyonu’nun, ithalatı normalin dışında büyüyen mal grupları ve mahreç ülkeleri belirlemek üzere oluşturduğu İthalat Gözetim Çalışma Grubu’nun üçüncü ısı haritası raporuna değinen Karavelioğlu, ABD’nin ilave gümrük vergileri ve ithalat kısıtlamalarının, kendisine yönelen mallarda olağan dışı artışa yol açmasından çekinen AB’nin, benzer bir önlemi hızla hayata geçirdiğini kaydetti. AB, periyodik bir ısı haritasıyla hareketlenen rotaları ve mal gruplarını analiz etmeye başladı ve daha önce çelikte olduğu gibi bu incelemelere dayanarak iç pazarına sistemli biçimde taarruz eden mallara karşı ticari önlemler uygulayacak.

Türkiye’nin AB’ye kalite ve normlar üzerinden entegre olmuş sanayisiyle herhangi bir tehdit oluşturmayacağı bilinmekle birlikte, takip edilen ülkeler arasına alınmasının manidar olduğunu belirten Karavelioğlu, bunun gerek Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gerekse üzerimizden geçebilecek mallara dair endişeler bakımından önem taşıdığını ifade etti. Raporun, AB’ye makine ekipman ve servis hizmetleri ihracatında Türkiye’nin ortalamanın altında, Çin’in ise ortalamanın çok üstünde bir artış sergilediği tespiti, sektörün bu alandaki rekabet gücünü artırmak için derhal ve dikkatle eğilmesi gereken bir konu olarak öne çıkıyor.

Finansmana Erişim ve İthalat Politikalarının Rolü

Makine ihracatındaki başarıların sürdürülebilirliği için kritik öneme sahip konular arasında finansmana erişim ve ithalat politikaları yer alıyor. Makine ithalatında son 12 ayda yaşanan gerilemenin, son üç ayda görülen ivmelenme ve özellikle haziran ayında kaydedilen yüzde 15,4’lük artışla yeniden yükseliş trendine girmesi dikkat çekici. Yılın ilk yarısında Çin’den makine ithalatındaki yüzde 18,1’lik artış, Türkiye’nin küresel değer ve tedarik zincirinde Batı’nın önlem almaya çalıştığı bu ülkeye olan bağımlılığını güçlendiriyor.

Kutlu Karavelioğlu, bu tablonun korumacılığın hızla arttığı ve tarifelerin ticaret rotalarını saptırdığı bir dönemde Türkiye’nin ithalat politikasındaki göreli esnekliği ortaya koyduğunu belirtti. Ancak Karavelioğlu, pazar dengelerini yerli üreticiler aleyhine sarsan bu durumun, sanayi ve ticaret politikalarının uyumunda hassas ayarın önemine de işaret ettiğini vurguladı. Özellikle teknolojik derinliği yüksek ürünlerde ithalatın yapısal bağımlılığa dönüşmemesi için yatırım ve üretim kapasitesini artıracak uzun vadeli stratejilerin hızla devreye alınması büyük önem taşıyor. Bu, Türkiye’nin hem dış ticaret dengesini koruması hem de yerli üretimi güçlendirmesi açısından kritik bir adımdır.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) gibi önemli kurumların “işimiz üretim, gücümüz ihracat” mottosuyla ihracatta sürdürülebilir başarının üretim ve faaliyet ortamının müsaitliğine bağlı olduğuna dikkat çektiğini hatırlatan Karavelioğlu, makine imalat sektörünün son beş yılda üretimini ikiye, ihracatını ise bir buçuk katına çıkardığını belirtti. Bu hızlı büyüme, sektörün işletme sermayesi ihtiyacını da artırdı. Karavelioğlu’na göre, bu ihtiyacı karşılamak üzere kaynak ayrılması enflasyonist bir etki yaratmayacağı gibi, kısıtsız ve uygun finansmana erişim, sektörün kaldığı yerden daha güçlü bir şekilde devam etmesi için elzemdir. Yeterli finansman desteği, sektörün Ar-Ge, inovasyon ve kapasite artırımı yatırımlarını hızlandırarak küresel rekabetteki konumunu daha da güçlendirecektir. Türkiye’nin makine sektörü, mevcut başarılarını sürdürmek ve küresel ekonomideki yerini sağlamlaştırmak için stratejik planlama, pazar çeşitlendirme ve finansal destek mekanizmalarını etkin bir şekilde kullanmaya devam etmelidir.