Fed’den Faiz İndirimi Sinyali: Küresel Piyasalar Canlanırken Gözler Kritik İstihdam Verilerinde
Küresel finans piyasaları, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın “para politikasını gevşetmek için gereken güvenden uzak olmadıklarını” belirten açıklamalarının ardından belirgin bir pozitif ivme kazandı. Bu “güvercin” tonlu mesajlar, yatırımcıların risk iştahını artırarak hisse senedi piyasalarında yükselişe neden oldu. Ancak piyasaların asıl odak noktası, Fed’in gelecekteki faiz adımlarına yön verecek kritik bilgiler sağlayabilecek olan ABD’nin bugün açıklanacak tarım dışı istihdam verileri oldu. Bu veriler, işgücü piyasasının mevcut durumu ve Fed’in politika seyrindeki esnekliği açısından büyük önem taşıyor.
Fed Başkanı Powell, ABD Senatosu Bankacılık, Konut ve Kentsel İşler Komitesi’nde gerçekleştirdiği sunumda, Fed’in bu yıl içinde faiz indirimlerine başlayabileceğine dair güçlü sinyaller verdi. Powell, politika yapıcıların faiz indirimlerinin çok geç yapılması durumunda ekonomide oluşabilecek olumsuz risklerin de bilincinde olduğunu ifade etti. Bu açıklama, bir süredir yüksek enflasyonla mücadele eden ve sıkı para politikaları uygulayan Fed’in, ekonomik büyüme ve istihdam dengesini gözeterek daha esnek bir duruş sergileyebileceğine işaret etti. Analistler, Powell’ın bu ılımlı yaklaşımının küresel piyasalarda bir rahatlama yarattığını ve doların değer kaybetmesine, tahvil faizlerinin düşmesine ve hisse senedi endekslerinin yükselmesine zemin hazırladığını belirtiyorlar.
Powell’ın “güvercin” olarak nitelendirilen bu sözle yönlendirmelerinin ardından, pay piyasalarında risk iştahı önemli ölçüde arttı. Yatırımcılar, faiz indirimlerinin şirket karları üzerindeki baskıyı azaltacağı ve ekonomik aktiviteyi destekleyeceği beklentisiyle riskli varlıklara yöneldi. Bugün açıklanacak olan ABD istihdam raporu, iş gücü piyasasının ne kadar güçlü ya da zayıf olduğuna dair net göstergeler sunacak. Bu veriler, işsizlik oranı, ortalama saatlik kazançlar ve tarım dışı istihdam değişimi gibi unsurları içerdiğinden, Fed’in enflasyon ve istihdam hedeflerine ulaşma yolunda atacağı adımlar üzerinde doğrudan etkili olacak. Güçlü bir istihdam raporu, Fed’in temkinli duruşunu sürdürmesine yol açabilirken, zayıf veriler ise daha erken ve agresif faiz indirimleri beklentilerini güçlendirebilir.
Diğer Fed yetkililerinin açıklamaları da piyasalar tarafından yakından takip edildi. Fed Yönetim Kurulu Üyesi Michelle Bowman, enflasyonun sürdürülebilir bir şekilde %2 hedefine doğru ilerlediğini gösteren verilerin gelmesi halinde, para politikasının aşırı kısıtlayıcı olmasını önlemek amacıyla politika faizinin kademeli olarak düşürülmesinin uygun olacağını dile getirdi. Ancak Bowman, “Bana göre henüz o noktada değiliz” diyerek temkinli bir duruş sergiledi. Politika faizini çok erken düşürmenin, enflasyonu uzun vadede %2 hedefine döndürmek için gelecekte daha fazla faiz artışı gerektirebileceği konusunda da uyarıda bulunarak, enflasyonla mücadeledeki kazanımların korunmasının önemine vurgu yaptı.
Cleveland Fed Başkanı Loretta Mester de, faiz oranlarının çok uzun süre yüksek tutulmasından ziyade, çok hızlı düşürülmesinden endişe duyduğunu belirtti. Mester, “Kendimizi, çok erken gevşemeye başlayacağımız, enflasyon konusunda kaydettiğimiz ilerlemenin bir kısmını geri alacağımız, potansiyel olarak enflasyon beklentilerini istikrarsızlaştıracak ve ardından rotayı tersine çevirmek zorunda kalacağımız bir durumda bulmak istemiyoruz” sözleriyle bu endişeyi açıkça ifade etti. Bununla birlikte, Fed’in bu yılın sonlarında faiz indirimine gitmesinin muhtemel olduğunu ve faiz oranlarını kademeli olarak aşağıya çekeceklerini de ekleyerek, piyasalara genel bir yönlendirme sundu. Bu açıklamalar, Fed içerisindeki farklı görüşlerin varlığına rağmen, genel konsensüsün yıl içinde faiz indirimlerine başlama yönünde olduğunu teyit etti.
Söz konusu gelişmelerin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in faiz indirimine başlama ihtimali önemli ölçüde yükseldi. Mayıs ayında faiz indirimi beklentisi %25’e çıkarken, Haziran ayında bu ihtimal %75 seviyelerine ulaştı. Bu durum, piyasaların Fed’in ilk faiz indirimini yaz aylarında yapacağı yönündeki güçlü beklentisini yansıtıyor. Yatırımcılar, Fed’in artık enflasyonla mücadelede önemli bir yol kat ettiğine ve ekonomik aktiviteyi destekleme adına faiz oranlarını aşağı çekmeye hazırlandığına inanıyor. Bu beklenti, özellikle büyüme odaklı sektörler ve gelişmekte olan piyasalar için olumlu bir atmosfer yaratırken, küresel sermaye akışlarını da etkileyecek potansiyel taşıyor.
Makroekonomik veri cephesinde ise ABD’den gelen çeşitli göstergeler, ekonominin genel durumu hakkında karışık sinyaller verdi. 2 Mart ile biten haftada ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı, beklentiler dahilinde 217 bin olarak kaydedildi. Bu rakam, işgücü piyasasında istikrarın devam ettiğini gösterse de, bir önceki haftaya göre hafif bir artışa işaret ediyor. Süregelen işsizlik maaşı başvuru sayısı ise 24 Şubat ile biten haftada 8 bin kişi artarak 1 milyon 906 bine çıktı ve Kasım ayından bu yana en yüksek seviyesini gördü. Süregelen başvurulardaki artış, bazı işsizlerin yeni bir iş bulmakta daha fazla zorlandığına dair endişeleri beraberinde getirerek, işgücü piyasasında soğuma belirtileri olabileceği yönündeki tartışmaları alevlendirdi.
ABD’nin dış ticaret açığı, Ocak ayında aylık bazda %5,1 artışla 67,4 milyar dolara ulaşarak son 9 ayın en yüksek seviyesini kaydetti. Bu durum, ithalatın ihracattan daha hızlı arttığını ve ABD ekonomisindeki iç talebin gücünü gösterse de, uzun vadede ülke ekonomisi üzerindeki potansiyel dengesizlikleri gündeme getirebilir. İş gücü verimliliği tarafında ise, geçen yılın dördüncü çeyreğinde %3,2’lik bir artış kaydedildi. Fed’in yakından takip ettiği enflasyon göstergelerinden biri olan birim emek maliyeti ise aynı dönemde bir önceki çeyreğe göre %0,4 arttı. İş gücü verimliliğindeki artış, enflasyonist baskıları hafifletme potansiyeli taşırken, birim emek maliyetlerindeki yükseliş ise ücret enflasyonunun hala bir risk faktörü olabileceğini işaret ediyor.
Ülke bankacılık sektörünün kârı, 2023’ün dördüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe kıyasla yaklaşık %44 azalarak 38,4 milyar dolara geriledi. Bu düşüş, artan kredi karşılıkları ve düşen net faiz gelirleri gibi faktörlerle ilişkilendirilebilir ve sektördeki zorluklara işaret edebilir. Ancak, ABD’de hanehalkının net serveti ise %3,2 artarak 156,2 trilyon dolara yükseldi. Hanehalkı servetindeki bu artış, tüketim harcamaları için potansiyel bir destek sağlarken, ekonomik dayanıklılığın sürdürülmesine katkıda bulunabilir. Bu karışık ekonomik veriler, Fed’in politika kararlarını alırken çok boyutlu bir tabloyu değerlendirmesi gerektiğini bir kez daha gösteriyor.
Piyasa tepkilerine bakıldığında, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi 2 baz puan gerileyerek %4,09’a indi. Tahvil faizlerindeki bu düşüş, Fed’in faiz indirimlerine daha erken başlayabileceği beklentisini güçlendirerek, yatırımcıların gelecekteki faiz oranları hakkında daha ılımlı bir görüşe sahip olduğunu gösteriyor. Öte yandan, yükseliş eğilimini üst üste 7’nci işlem gününe taşıyarak 2 bin 165 dolarla yeni bir zirveye ulaşan altının ons fiyatı ise şu sıralarda 2 bin 157 dolardan alıcı buluyor. Altın fiyatlarındaki bu güçlü yükseliş, hem doların zayıflaması hem de faiz indirimi beklentileriyle desteklenirken, jeopolitik risklerin de güvenli liman talebini artırmasıyla açıklanabilir.
Dolar endeksi ise düşüş eğilimini üst üste 6’ncı işlem gününe taşıyarak 102,7’yi test etti ve yaklaşık son 2 ayın en düşük seviyesine geriledi. Şu sıralarda dolar endeksi, 102,8 seviyesinde bulunuyor. Doların küresel çapta değer kaybetmesi, diğer para birimleri karşısında güç kazanma potansiyeli olan varlıkları daha cazip hale getiriyor. Emtia piyasalarında ise Brent petrolün varil fiyatı %0,7 artışla 83,1 dolardan işlem görürken, küresel ekonomik büyüme beklentileri ve arz-talep dengesindeki değişimler petrol fiyatlarını etkilemeye devam ediyor. Kripto para piyasaları tarafında da Bitcoin fiyatı 67 bin doların üzerinde tutunmaya devam ederek, yatırımcıların risk iştahının yüksek olduğunu ve dijital varlıklara olan ilginin sürdüğünü gösteriyor.
Dün New York borsasında endeksler güçlü bir performans sergiledi. Teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi %1,51, geniş tabanlı S&P 500 endeksi %1,03 ve Dow Jones endeksi de %0,34 artış kaydetti. Bu yükselişler, Fed’in “güvercin” mesajlarının piyasalarda yarattığı olumlu havanın bir yansıması olarak yorumlandı. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı ve piyasalardaki iyimserliğin devam ettiğini işaret etti.
Avrupa borsalarında da dün pozitif bir seyir hakim olurken, bugün gözler Avro Bölgesi’nde açıklanacak Gayri Safi Yurt içi Hasıla (GSYH) verilerine çevrildi. Bu veriler, Avrupa ekonomisinin dördüncü çeyrekteki performansına dair önemli bilgiler sunarak, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) gelecekteki politika kararlarını etkileyebilir. Avrupa Merkez Bankası (ECB) dün, 3 temel politika faizini piyasa beklentileri doğrultusunda sabit tutma kararı aldı. Ardından açıklamalarda bulunan ECB Başkanı Christine Lagarde, bankanın enflasyonu %2 hedefine doğru düşürme konusunda kaydettiği ilerlemenin henüz yeterli derecede güvence sunmadığını belirtti.
Lagarde, ekonomik büyümeye yönelik risklerin aşağı yönlü kalmaya devam ettiğini ve jeopolitik gerilimlerin enflasyona yönelik yukarı yönlü riskler arasında bulunduğunu vurguladı. “Enflasyonu düşürme sürecindeyiz ve ilerleme kaydediyoruz ancak kendimizden yeterince emin değiliz. Daha fazla kanıta, daha fazla veriye ihtiyacımız var. Nisan ayında biraz daha fazlasını, Haziran ayında ise çok daha fazlasını öğreneceğiz” diyerek, ECB’nin daha fazla veri beklediğini ve Haziran ayının faiz indirimi için kritik olabileceğini ima etti. Analistler, Lagarde’ın bu açıklamalarının ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda, ECB’nin ilk faiz indirimine gitme ihtimalinin Haziran ayında %90’a çıktığını bildirdi. Bu, Fed ve ECB’nin benzer bir takvimde faiz indirimlerine başlayabileceği beklentisini güçlendiriyor.
Öte yandan, dün uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, ekonomik duraklama ve artan riskler nedeniyle Almanya bankacılık sektörünün görünümünü “durağan”dan “negatif”e çevirdi. Bu durum, Avro Bölgesi’nin en büyük ekonomisi olan Almanya’daki ekonomik yavaşlamanın bankacılık sektörü üzerindeki etkilerini gözler önüne serdi. Ayrıca, dün %0,4 artışla 1,0950’ye çıkarak yaklaşık son 2 ayın en yüksek seviyesini test eden avro/dolar paritesi, şu dakikalarda önceki kapanışının hemen altında işlem görüyor. Avrupa’da dün İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,17, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,16, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,71 ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,77 değer kazandı. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı ve küresel piyasalardaki iyimserliğin kıtaya yayıldığını gösterdi.
Küresel pay piyasalarında artan risk iştahı, Asya’ya da taşınarak bölge borsalarında yükselişlere yol açtı. Japonya’da Ocak ayında hane halkı harcamalarının beklenenden fazla düşmesine rağmen Japon yeninin dolar karşısında değer kazanmaya devam etmesi dikkat çekti. Japonya’da hane halkı harcamaları Ocak ayında aylık yüzde 2,1 ve yıllık yüzde 6,3 azalışla beklentilerin altında kalmıştı. Analistler, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) yakın zamanda negatif faiz politikasına son verebileceğine ilişkin beklentilerin hala sıcaklığını koruduğunu belirtti. Negatif faiz politikasından çıkış beklentisi, Japon yenini destekleyerek dolar/yen paritesinde düşüşe neden oldu. Düşüş eğilimini üst üste dördüncü işlem gününe taşıyan dolar/yen paritesi, şu sıralarda yüzde 0,2 azalışla 147,8 seviyesinden işlem görüyor. Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,3, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,1 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,1 ve Güney Kore’de Kospi endeksi ise yüzde 1 artış kaydetti.
Yurt içinde dün alıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 3,54 değer kazancıyla 9.054,18 puandan tamamlarken, uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’in bu akşam açıklaması beklenen Türkiye değerlendirme raporu yatırımcıların odağına yerleşti. Fitch’in açıklamaları, Türkiye’nin kredi notu ve görünümü üzerinde belirleyici olacak ve ülkeye yönelik uluslararası yatırımcı algısını doğrudan etkileyecek. Olumlu bir rapor, Türkiye ekonomisine olan güveni artırarak yabancı sermaye girişlerini teşvik edebilirken, olumsuz bir değerlendirme ise piyasalar üzerinde baskı yaratabilir. Bu raporun, özellikle Türk varlıklarının risk primleri ve döviz kuru üzerindeki etkileri yakından izlenecek. Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 31,8289’dan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 31,9540 seviyesinden işlem görüyor. Dolar/TL’deki bu yükseliş, küresel dolar endeksindeki düşüşe rağmen yurt içi dinamiklerin de etkili olduğunu gösteriyor.
Analistler, yurt içinde Fitch Ratings’in açıklayacağı Türkiye değerlendirme raporunun yanı sıra, yurt dışında Almanya’da sanayi üretimi ve üretici enflasyonu verileri ile Avro Bölgesi’nde büyüme verilerinin ve ABD’de kritik istihdam raporunun takip edileceğini bildirdi. Bu verilerin, küresel ekonominin genel sağlığı ve merkez bankalarının gelecekteki politika adımları hakkında önemli ipuçları vermesi bekleniyor. Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.100 ve 9.200 puanın direnç konumunda olduğunu aktaran analistler, 9.000 ve 8.900 seviyelerinin ise destek olarak öne çıktığını kaydetti. Endeksin bu seviyeler arasındaki hareketi, yatırımcılar tarafından yakından izlenecek.
Piyasalarda bugün takip edilecek kritik veriler şöyle sıralanıyor:
- 10.00 Türkiye, Şubat ayı finansal yatırım araçlarının reel getiri oranı
- 10.00 Almanya, Ocak ayı sanayi üretimi (Ekonomik aktivitenin önemli bir göstergesi)
- 10.00 Almanya, Ocak ayı Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) (Enflasyon için öncü bir gösterge)
- 13.00 Avro Bölgesi, 4. Çeyrek Gayri Safi Yurt içi Hasıla (GSYH) (Bölge ekonomisinin büyüme performansı hakkında bilgi verecek)
- 16.30 ABD, Şubat ayı işsizlik oranı, tarım dışı istihdam ve katılım oranı (Fed’in para politikası için en kritik verilerden)