Çin’in nominal GSYİH büyümesinde 47 yılın rekor düşüşü

Asya Ekonomileri Zayıf Çin Büyümesi ve Küresel Belirsizliklerle Dalgalanıyor: Piyasalar Dikkat Kesildi

Küresel finans piyasaları, Çin ekonomisindeki yavaşlama ve artan küresel tahvil getirilerinin yarattığı belirsizliklerle çalkalanmaya devam ediyor. Özellikle Asya piyasaları, son dönemde yaşanan şok dalgalarının ardından yatırımcı güvenini sarsan zorlu bir süreçten geçiyor. Perşembe günü yatırımcıların gözü, Japonya’dan gelecek makine siparişleri verileri, Yeni Zelanda imalat satın alma yöneticileri endeksi (PMI), Avustralya’nın işsizlik rakamları ve Çin’in Aralık ayı doğrudan yabancı yatırımları (DYY) gibi kritik ekonomik göstergelerdeydi. Bu verilerin bölgedeki ekonomik sağlığın nabzını tutması ve piyasaların geleceğe yönelik beklentilerini şekillendirmesi bekleniyordu.

Bu önemli ekonomik açıklamalar arasında, Çin’in doğrudan yabancı yatırım verileri, ülkenin uluslararası ticari ve yatırım ilişkilerindeki pozisyonu açısından büyük önem taşıyordu. Zira bu rakamlar, geçtiğimiz günlerde Pekin’den gelen ve piyasalarda karışık tepkiler uyandıran bir dizi ekonomik açıklamanın hemen ardından geliyordu. Doğrudan yabancı yatırımlar, bir ülkenin ekonomik cazibesini, iş ortamının güvenilirliğini ve gelecekteki büyüme potansiyelini yansıtan temel göstergelerden biridir. Çin’in bu alandaki performansı, küresel sermayenin ülkeye bakış açısını gözler önüne sererek, ekonomik aktivitenin yönü hakkında önemli ipuçları sunmaktadır.

Çin Ekonomisinden Gelen Karışık Sinyaller: GSYH ve Deflasyon Endişeleri

Çin’den gelen Aralık ayı ekonomik verileri, ekonominin karmaşık ve zorlu bir dönemden geçtiğini gözler önüne serdi. Sanayi üretimi beklentileri aşarak olumlu bir sinyal verirken, perakende satışlar yetersiz kalarak tüketici talebindeki zayıflığı ortaya koydu. Bu durum, dünyanın ikinci büyük ekonomisinin üretim tarafında toparlanma işaretleri gösterse de, iç talebin hala tam anlamıyla canlanamadığını ve bu durumun genel ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediğini gösteriyor.

Resmi rakamlara göre, Çin ekonomisi 2022 yılında %5,2 oranında bir büyüme kaydetti. Ancak bu rakam, yüzeydeki bir görünümdü ve daha derinlemesine analiz edildiğinde endişe verici tablo netleşti. Deutsche Bank’tan Jim Reid’in dikkat çektiği gibi, deflasyonist baskılar dikkate alındığında, Çin’in nominal GSYH büyüme oranı yalnızca %4,2 oldu. Nominal GSYH, fiyat değişikliklerinin etkisini içermediği için bir ekonominin gerçekte ne kadar büyüdüğünü daha doğru bir şekilde yansıtır.

Nominal GSYH Büyümesindeki Rekor Düşüş ve Etkileri

Yüzde 4,2’lik nominal GSYH büyüme oranı, Çin ekonomisi için oldukça kritik bir noktayı işaret ediyor. Bu oran, 2020 yılında yaşanan pandemi etkisindeki %2,7’lik büyüme hariç tutulduğunda, Başkan Mao Zedong’un vefat ettiği 1976 yılından bu yana görülen en düşük büyüme oranı olarak kayıtlara geçti. Bu tarihsel karşılaştırma, mevcut ekonomik yavaşlamanın ne kadar derin ve köklü olduğunu vurgulamaktadır. 1976 sonrası dönemde Çin, hızlı bir ekonomik dönüşüm ve büyüme süreci yaşamıştı. Mevcut nominal büyüme hızının bu denli düşük seviyelere inmesi, ülkenin ekonomik modelinde yapısal sorunların birikmiş olabileceğine dair ciddi endişeler uyandırıyor.

Jim Reid, nominal GSYH’nin önemini vurgulayarak, bu rakamın Çin hisse senetleri ve emlak sektörlerinde gözlemlenen kalıcı zayıflığa ışık tutabileceğini belirtiyor. Çünkü borç oranları, emlak piyasaları ve şirket kazançları gibi makroekonomik faktörler, nominal GSYH büyümesiyle doğrudan ilişkilidir. Nominal GSYH’deki düşüş, şirket gelirlerinin ve dolayısıyla karlılıklarının da reel olarak azaldığı anlamına gelebilir. Bu durum, borsada işlem gören şirketlerin değerlemelerini olumsuz etkilerken, emlak sektöründe ise borçların ödenmesinde zorluklara yol açabilir. Emlak sektöründeki zayıflık, aynı zamanda yerel yönetimlerin gelirlerini de azaltarak genel ekonomik istikrara yönelik riskleri artırmaktadır.

Deflasyon, yani genel fiyat seviyelerinin sürekli düşüşü, Çin ekonomisi için bir diğer büyük endişe kaynağıdır. Tüketici fiyatlarının düşmesi, tüketicilerin harcamalarını ertelemesine yol açar çünkü gelecekte daha ucuza alabileceklerini düşünürler. Bu durum, tüketici talebini daha da azaltarak şirketlerin gelirlerini düşürür ve yatırım yapma heveslerini kırar. Uzun süreli deflasyon, ekonomiyi bir durgunluk sarmalına sokabilir ve bu da işsizlik oranlarında artışa ve genel ekonomik refahın düşüşüne yol açabilir. Çin’in bu deflasyonist baskılarla mücadele etme çabası, global ekonominin genel sağlığı üzerinde de önemli bir etkiye sahip olacaktır.

Asya Piyasalarında Keskin Düşüşler ve Yatırımcı Güvensizliği

Çin’deki ekonomik gerileme ve deflasyonist endişeler, Asya’daki finansal piyasalara da hızla yansıdı. Çin’in ana endekslerinden CSI 300, Çarşamba günü %2’nin üzerinde keskin bir düşüş yaşayarak Ağustos ayından bu yana en önemli tek günlük kaybını kaydetti. Bu düşüş, yatırımcıların Çin ekonomisinin gidişatına dair endişelerinin somut bir göstergesiydi ve ülkenin finansal istikrarı üzerindeki baskıları gözler önüne serdi. Yatırımcılar, ekonomik verilerin yarattığı belirsizlik ortamında riskli varlıklardan kaçınarak daha güvenli limanlara yönelme eğilimi gösterdi.

Çin’deki bu keskin düşüş, bölge geneline yayılarak diğer Asya piyasalarını da olumsuz etkiledi. MSCI Asya Pasifik Japonya dışı endeksi, son altı ayın en kötü gününü yaşadı. Bu endeks, Japonya dışındaki Asya ülkelerinin hisse senedi piyasalarını temsil ettiği için, bölgedeki genel yatırımcı ruh halinin bir göstergesidir. Son iki günde, endeks yaklaşık %4 oranında düşerek Ekim 2022’den bu yana en büyük iki günlük düşüşü kaydetti. Bu durum, Asya’nın gelişmekte olan piyasalarının Çin ekonomisine olan yüksek bağımlılığını ve global piyasalardaki belirsizliklere karşı ne kadar kırılgan olduklarını bir kez daha ortaya koydu.

Küresel tahvil getirilerindeki önemli artış da yatırımcıları tedirgin eden bir diğer önemli faktördü. Özellikle ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz artırımlarına devam edeceği beklentisiyle yükselen tahvil getirileri, riskli varlıklardan sermaye kaçışına neden oldu. Yüksek tahvil getirileri, şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırarak karlılıklarını düşürebilir ve yatırım kararlarını olumsuz etkileyebilir. Bu durum, Asya piyasalarındaki hisse senedi fiyatları üzerinde ek bir baskı oluşturarak düşüşleri hızlandırdı ve yatırımcıların risk iştahını önemli ölçüde azalttı.

Çin’in Demografik Krizi: Uzun Vadeli Büyüme Potansiyelinin Önündeki Engel

Ekonomik endişelere ek olarak, Çin’in son nüfus istatistikleri, ülkenin uzun vadeli büyüme potansiyelini ciddi şekilde tehdit eden demografik bir krizin boyutlarını gözler önüne serdi. Yayınlanan verilere göre, Çin’in doğum oranı rekor düşük seviyeye gerilerken, nüfus 2,08 milyon azalarak 1,409 milyara düştü. Bu, 1961’deki Büyük Kıtlık’tan bu yana ilk kez 2022 yılı için bildirilen 850.000’lik düşüşle birlikte nüfusun art arda ikinci düşüş yılına işaret ediyor. Bu tarihi düşüş, Çin’in “tek çocuk politikası” döneminin bitmesine rağmen demografik yapısındaki derin sorunların devam ettiğini gösteriyor.

Azalan nüfus, ülkenin gelecekteki ekonomik büyümesi için önemli zorluklar teşkil ediyor. İlk olarak, azalan işgücü, üretim kapasitesini ve inovasyon potansiyelini sınırlayabilir. Çalışan nüfusun azalması, ülkenin rekabet gücünü zayıflatabilir ve ekonomik büyümeyi sürdürme yeteneğini olumsuz etkileyebilir. İkinci olarak, yaşlanan nüfusun artması, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri üzerindeki yükü artıracaktır. Daha az çalışan, daha fazla emekliyi desteklemek zorunda kalacak, bu da kamu maliyesi üzerinde ciddi baskılar oluşturacaktır. Üçüncü olarak, genç nüfusun azalması, tüketici harcamalarında ve iç talepte uzun vadeli bir düşüşe yol açabilir. Bu durum, perakende satışlardaki mevcut zayıflığı daha da derinleştirebilir ve Çin’in ekonomisini bir tüketim sarmalına sokabilir.

Çin hükümeti, bu demografik zorlukların farkında olup çeşitli politikalarla doğum oranlarını artırmaya çalışsa da, bu çabaların kısa vadede etkili olması beklenmiyor. Nüfusun yaşlanması ve küçülmesi, Çin’in “orta gelir tuzağına” düşme riskini artırarak, yüksek gelirli bir ekonomi olma hedefine ulaşmasını zorlaştırabilir. Bu demografik trendler, yalnızca Çin için değil, küresel tedarik zincirleri ve uluslararası ticaret üzerinde de uzun vadeli etkiler yaratacaktır.

Gelişmekte Olan Piyasalar ve Japonya’nın Durumu

Çin’deki bu gelişmelerin bir yansıması olarak, gelişmekte olan piyasa hisse senetleri 2016 yılından bu yana en kötü başlangıcını yaptı. Gelişmekte olan Asya ile dünyanın geri kalanı arasındaki performans farkı genişlemeye devam ediyor. Bu durum, yatırımcıların riskli olarak algılanan gelişmekte olan piyasalardan kaçınarak daha güvenli varlıklara yöneldiğini gösteriyor. Özellikle Çin’in bu kadar büyük bir ekonomi olması ve Asya’daki birçok ülkenin başlıca ticaret ortağı olması nedeniyle, Çin ekonomisindeki yavaşlama, bölgedeki diğer gelişmekte olan ekonomiler üzerinde domino etkisi yaratıyor.

Öte yandan, genel olarak güçlü bir performans sergileyen Japonya’nın Nikkei endeksi bile bu baskıya boyun eğdi. Nikkei endeksi, Çarşamba günü üst üste ikinci gün düşüş yaşadı. Japonya ekonomisi, son dönemde özellikle zayıf yen ve küresel toparlanmadan faydalanarak güçlü bir performans sergilese de, Çin’deki ekonomik yavaşlama ve küresel piyasalardaki belirsizlikler, Japonya’yı da etkilemekten geri kalmadı. Japonya’nın en büyük ticaret ortaklarından biri olan Çin’deki talep düşüşü, Japon ihracatını olumsuz etkileyebilir ve bu durum, Nikkei endeksindeki düşüşün temel nedenlerinden biri olarak gösterilebilir.

Asya genelinde yaşanan bu ekonomik dalgalanmalar, yatırımcıların önümüzdeki dönemde daha temkinli adımlar atmasına neden olabilir. Küresel ekonomik toparlanmanın hızı, enflasyon endişeleri ve merkez bankalarının para politikaları gibi faktörler, Asya piyasalarının gelecekteki yönünü belirlemede kilit rol oynayacaktır. Çin’in ekonomik zorlukları aşma ve demografik krizi yönetme becerisi, sadece kendi geleceği için değil, tüm küresel ekonomi için kritik öneme sahip olacaktır. Yatırımcılar, bu karmaşık tabloda doğru kararlar alabilmek için piyasaları ve ekonomik göstergeleri yakından takip etmeye devam edeceklerdir.

Kaynak: investing.com