Cevdet Yılmaz’dan Kapsamlı Ekonomi Değerlendirmesi: Döviz İhtiyacı Azalıyor, Enflasyon Düşüşe Geçiyor
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye ekonomisine ve yerel seçimlere dair önemli açıklamalarda bulundu. NTV canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Yılmaz, döviz ihtiyacının azaldığına ve finansmana erişim imkanlarının arttığına dikkat çekerek, döviz üzerinden oluşturulan spekülasyonların herhangi bir zemininin bulunmadığını belirtti. Bu durum, Türkiye ekonomisinin güçlenen yapısını ve uygulanan politikaların başarısını gözler önüne seriyor. Yılmaz’ın açıklamaları, hem kısa vadeli ekonomik görünüm hem de uzun vadeli hedefler açısından geniş bir çerçeve sundu.
Yılmaz, yerel seçimlerin, ideolojik tartışmalardan ziyade hizmetin, eserlerin ve yerel sorunlara çözüm üretme kapasitesinin ön plana çıktığı bir atmosferde geçtiğini vurguladı. AK Parti’nin bugüne kadar hayata geçirdiği projeler ve sağladığı hizmetlerle kendini kanıtlamış bir parti olarak, vatandaşın tercihlerinde önemli bir yer tuttuğunu ifade etti. Bu bağlamda, AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın yerel seçimlerde olumlu bir sonuç elde edeceğine olan inancını dile getirdi. Türkiye’nin genelinde tesis edilen huzur ve güven ortamının, geçmişe kıyasla çok daha iyi bir noktada olduğunu belirten Yılmaz, sandık güvenliği konusunda da hiçbir endişelerinin bulunmadığını söyledi. Herkesin iradesinin sandığa eksiksiz yansıması gerektiğini ve bu konuda müşahitler ile görevlilere büyük sorumluluk düştüğünü hatırlattı. Terörün, demokrasinin ve kalkınmanın en büyük düşmanı olduğunu yineleyen Yılmaz, Türkiye’deki bu huzur ve güven ortamının ülkenin her köşesinde, özellikle de Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan insanlar tarafından somut faydalarının görüldüğünü vurguladı.
Doğu ve Güneydoğu’da Ekonomik Canlılık ve Hızlı Büyüme Beklentisi
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, son bir ay içerisinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da birçok ili ziyaret ettiğini anımsatarak, gözlemlerini aktardı. Her gittiği yerde belirgin bir huzur ortamının ve vatandaşlarda büyük bir memnuniyetin olduğunu gördüğünü ifade etti. Bu huzur ortamının beraberinde ekonomik bir canlılığı da getirdiğini belirten Yılmaz, önümüzdeki dönemde Doğu ve Güneydoğu’nun büyüme hızının, Türkiye’nin genel büyüme hızının kesinlikle üzerinde olacağına dair iddialı bir tahminde bulundu. Bölgeye yönelik yatırım, istihdam ve ihracat potansiyelinin çok daha artacağını belirten Yılmaz, geçmişteki yıkıcı etkilerin kısa sürdüğünü, ancak yapıcı ve kalıcı etkilerin biraz daha zaman alsa da artık tüm Türkiye tarafından görüleceğini vurguladı. Bu değerlendirmeler, bölgedeki sosyo-ekonomik dönüşümün hızlandığını ve refahın arttığını gösteriyor.
Büyükşehirlerde Yoğun Rekabet ve İddialı Adaylar
Yerel seçimlerde özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde çok ciddi bir rekabet yaşandığına işaret eden Cevdet Yılmaz, AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bu şehirlerde iddialı olduklarını belirtti. Aday belirleme süreçlerinde büyük bir titizlikle hareket ettiklerini, anket çalışmaları ve kapsamlı profil analizleri yaptıklarını aktardı. Örneğin, İstanbul için afetlere karşı direnç ve ulaşım meselelerinin ön plana çıktığını ifade eden Yılmaz, bu bağlamda Murat Kurum’un en uygun aday olarak belirlendiğini ve yaptığı projelerle, afete hazırlık konusundaki tecrübesiyle topluma güven verdiğini söyledi. İzmir’de ise Hamza Dağ’ın kapsayıcı ve ezber bozan bir kampanya yürüttüğünü, İzmir’in hiçbir partinin tekelinde olmadığını ortaya koyduğunu ve bu dönemde farklı bir sonuç beklediklerini dile getirdi. Ankara için ise Keçiören’de efsanevi projelere imza atan ve ilçeyi dönüştüren Turgut Altınok’un Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına talip olduğunu belirten Yılmaz, her üç ilde de güçlü adaylarla seçime girdiklerini ve iddialı olduklarını vurguladı. Bu açıklamalar, iktidar partisinin büyükşehirlerdeki stratejilerini ve adaylarına olan güvenini ortaya koyuyor.
Emeklilerin Yaşam Standardı Hükümetin Öncelikli Konusu
Cevdet Yılmaz, emeklilerin yaşadığı sıkıntıların hükümetin öncelikli gündem maddelerinden biri olduğunu dile getirdi. Milli gelirden iş gücü ödemelerinin aldığı payın 2022’de pandemi ve diğer küresel etkiler nedeniyle yüzde 23,6’ya gerilediğini, ancak 2023’te ciddi bir toparlanmayla bu oranın yüzde 29,1’e yükseldiğini ve pandemi öncesi seviyelere yaklaştığını hatırlattı. Önümüzdeki dönemde bu oranın daha da iyileşeceğine inandığını belirtti. Türkiye’de 16 milyonu aşkın emekli bulunduğunun altını çizen Yılmaz, hükümetin her zaman emeklilerin yanında olduğunu ve elindeki tüm imkanları seferber ettiğini vurguladı. Geçtiğimiz dönemde yapılan düzenlemelerle, kanuni artış oranlarına ek olarak yaklaşık 300 milyar lira civarında bir kaynağın emeklilere tahsis edildiğini ifade etti. Bu düzenlemeler arasında bayram ikramiyeleri, yılbaşında SGK’lılar için 6 aylık oranın yüzde 50’ye çekilmesi ve asgari emeklilik uygulaması gibi maddeler yer alıyor. Depremin ağır yüküne ve birçok ekonomik zorluğa rağmen bütçenin sonuna kadar zorlanarak emeklilere destek olmaya çalışıldığını söyleyen Yılmaz, buna rağmen emeklilerin hala sıkıntılar yaşadığının farkında olduklarını belirtti. Son yapılan artışın 6 aylık bir düzenleme olduğunu ve Orta Vadeli Program’da beklenen enflasyon rakamının yüzde 36 olduğu halde yüzde 50 civarında bir artış yapıldığını hatırlattı. Temmuz ayında mutlaka yeni bir değerlendirme yapılacağını ve emeklilerin sıkıntılarının önümüzdeki dönemde hükümetin birinci önceliği olacağını yineledi. Bu ifadeler, hükümetin emeklilerin refah seviyesini artırma kararlılığını ve bu konuya verdiği önemi vurguluyor.
Döviz İhtiyacı Azaldı, Spekülasyonların Zemini Yok
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Seçim sonrası için bir zam yağmuru olacağı, vergi artışı ve kemer sıkma uygulamalarının geleceği” yönündeki spekülasyonlara net bir yanıt verdi. Seçimin ardından Türkiye’yi herhangi bir sürprizin beklemediğini, temel yaklaşımlarının belirsizlikleri azaltmak ve öngörülebilirliği artırmak olduğunu vurguladı. Siyasi ve politik belirsizliklerin de giderek azaldığına dikkat çekti. Yılmaz, toplumla paylaşılan Orta Vadeli Program’ın (OVP) adım adım hayata geçirileceğinin altını çizerek, Türkiye’nin döviz ihtiyacının azaldığı ve döviz finansmanına erişim imkanının arttığı bir dönemde olduğunu belirtti. Bu nedenle, döviz üzerinden oluşturulan spekülasyonların ne siyasi ne de teknik veya rakamsal bir zemininin bulunmadığını ifade etti. Bu durum, Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı direncini artırma ve makroekonomik istikrarı sağlama yolunda önemli adımlar attığını gösteriyor. Yılmaz’ın açıklamaları, yatırımcılar ve kamuoyu nezdinde güvenin pekişmesine katkı sağlamayı hedefliyor.
Enflasyonda Düşüş Trendi ve Temmuz Ayı Beklentileri
Enflasyondaki düşüş sürecine ilişkin takvimsel ve oransal tahminler hakkında da açıklamalarda bulunan Yılmaz, teknik analizlerinin ve programlarının çok net olduğunu ve hedefler doğrultusunda ilerlediklerini vurguladı. Yılın ikinci yarısında enflasyonda belirgin düşüşlerin görüleceğini ifade eden Yılmaz, bu düşüş trendinin ilk ayının aslında Haziran olduğunu, ancak istatistiklerin bir ay gecikmeli açıklanması nedeniyle yıllık bazdaki düşüşün 3 Temmuz’da yayınlanacak istatistiklerle birlikte net bir şekilde ortaya çıkacağını belirtti. Orta Vadeli Program’da enflasyonun 2025’te yüzde 15, 2026’da ise tek haneli rakamlara inmesinin öngörüldüğünü hatırlatan Yılmaz, bu temel çerçevede herhangi bir değişiklik olmadığını söyledi. Enflasyonla mücadelede politika çerçevesi ve hareket yönünün önemli olduğuna dikkat çeken Yılmaz, “İyi bir politika çerçevemiz var. Doğru yolda ilerliyoruz ve hedefimize varacağız. Bundan da eminiz” diyerek kararlılık mesajı verdi.
Orta Vadeli Program’ın ilk uygulama sonuçlarının sermaye girişi açısından yarattığı olumlu etkileri de değerlendiren Yılmaz, hem doğrudan sermaye girişlerinde (FDI) hem de portföy yatırımlarında önemli gelişmeler yaşandığını ifade etti. Ocak-Mayıs döneminde 4,5 milyar dolar olan doğrudan sermaye girişlerinin, Mayıs sonrası Haziran-Aralık döneminde 6,1 milyar dolara yükseldiğini ve bu yılın Ocak ayında da 910 milyon dolar civarında bir giriş olduğunu belirtti. Portföy yatırımlarında ise 2022’de 13,7 milyar dolarlık bir çıkış yaşanırken, 2023’te nette 8,34 milyar dolarlık bir girişin söz konusu olduğunu kaydetti. Haziran-Aralık döneminde 11,3 milyar dolar, bu yılın Ocak ayında da 1 milyar dolar civarında portföy girişi olduğunu aktaran Yılmaz, şubat rakamlarının henüz elinde olmadığını ancak hem doğrudan hem de portföy yatırımlarında olumlu gelişmeler yaşandığını vurguladı. Yılmaz, özellikle doğrudan uluslararası yatırımların gelmesinin biraz daha zaman aldığını kabul etmekle birlikte, uygulanan sağlıklı ve uluslararası piyasalara güven veren politika çerçevesi sayesinde bu girişlerin daha da artacağına inandığını ifade etti. Özellikle yerel seçim sonrası oluşan spekülasyonların ortadan kalkmasıyla birlikte bu sürecin hızlanacağını düşündüğünü belirtti. Bankaların ve özel sektörün finansmana erişiminde bir sıkıntı olmadığını ekleyen Yılmaz, dış finansman ve döviz açısından ihtiyaçların azaldığı, finansmana erişimin ise arttığı bir dönemde olunduğunu yineledi.
Merkez Bankası’nın Sıkı Duruşu ve Enflasyonla Mücadele
Merkez Bankası’nın yerel seçim sonrası politika faiziyle ilgili olası adımlarına ilişkin tartışmaların hatırlatılması üzerine Cevdet Yılmaz, faiz oranlarının düzeyini değerlendirirken beklenen enflasyonu esas almanın daha sağlıklı bir yaklaşım olduğunu belirtti. Merkez Bankası’nın şu anda sadece faiz oranlarıyla değil, aynı zamanda aldığı sıkılaştırıcı tedbirlerle de piyasadaki kontrolü güçlü bir şekilde tuttuğuna işaret eden Yılmaz, enflasyonda belirgin bir düşüş trendi ortaya çıkıncaya kadar bu duruşunu sürdüreceğini düşündüğünü söyledi. Özellikle hizmet sektörleri ve gıdada enflasyon trendlerinin henüz tam olarak kırılmadığını ifade eden Yılmaz, otomotivde iyi bir noktada olunduğunu, konutta düşüşün başladığını ve sanayide genel olarak durumun fena olmadığını aktardı. Ancak hizmet sektörleri ve gıdada henüz arzu edilen noktada olunmadığını, ancak buralarda da kırılmaların başlayacağını ve yılın ikinci yarısında bu iyileşmelerin belirginleşeceğini vurguladı. Yılmaz, Merkez Bankası’nın enflasyonu, küresel ve ulusal gelişmeleri yakından takip ederek, verilerin gidişatını analiz ederek, araç bağımsızlığı çerçevesinde ihtiyaç duyulan adımları doğru zamanda atacağını belirtti. Bu açıklamalar, Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadeledeki kararlı ve bağımsız duruşunu pekiştiriyor.
Kur Korumalı Mevduat (KKM) Mekanizmasından Kademeli Çıkış
Kur korumalı mevduatın (KKM) sistem içinde genel yapıyı etkilemeden devam edeceği bir orana gelip gelmeyeceği sorusuna karşılık Yılmaz, KKM’nin ilk kurgulandığı günden itibaren geçici bir mekanizma olarak tasarlandığını belirtti. Başından beri sürekli bir sistem olarak değil, belirli bir dönem görevini icra edecek geçici bir düzenleme olarak planlandığını hatırlattı. Yılmaz, “Şimdi artık kur korumalıdan çıkıyoruz” diyerek, geçen yıl Ağustos ayında 3,4 trilyon lira civarında en yüksek seviyeye ulaşan KKM’nin, gelinen noktada 2,3 trilyon liraya kadar düştüğünü, yani yaklaşık 1,1 trilyon liralık bir azalma yaşandığını bildirdi. KKM sisteminden ani bir şekilde çıkılmayacağını daha önce de söylediklerini anımsatan Yılmaz, finansal piyasaları dikkate alarak, finansal istikrarı zedelemeden, tasarruf sahiplerinin haklarını gözeterek aşamalı bir şekilde çıkış sürecini sürdüreceklerini vurguladı. KKM’nin, kamuya bir maliyet getirmeyecek şekilde, bankacılık sistemi içinde alternatif bir finansal enstrüman olarak kalmasında bir sakınca görmediğini de ekledi. Yeter ki kamunun bir yükümlülüğü veya maliyeti olmasın diyen Yılmaz, kamuya maliyet oluşturabilecek hususlarda çıkış sürecinin devam edeceğini ve belli bir vadede, finansal piyasalardaki istikrarı ve makro politikaların pozisyonunu gözeterek aşama aşama çıkışın tamamlanacağını ifade etti. Bu strateji, finansal sistemi sarsmadan, mevcut tasarruf sahiplerinin mağduriyetini engellemeyi ve kamu maliyeti yükünü ortadan kaldırmayı amaçlıyor.
Daha Makul Tüketim ve Dengeli Büyüme Vurgusu
Reel kesimin seçim sonrası dalgalanmaların ve spekülatif durumların ortadan kalkmasından sonra nasıl bir tabloyla karşılaşacağına değinen Cevdet Yılmaz, makro politikanın özünün “aşırı tüketimin zararlı olduğu” ilkesine dayandığını belirtti. Özellikle enflasyonu ve ithalatı körükleyen bir tüketim yerine, daha makul düzeyde bir tüketim arzu ettiklerini vurguladı. Diğer yandan, daha dengeli bir büyüme kompozisyonu istediklerini dile getiren Yılmaz, iç talep ve dış talebin dengeli olduğu, büyümede yatırımın ve ihracatın daha fazla katkı sağladığı bir yapının hedeflendiğini ifade etti. Bu şekilde, hem belirli bir düzeyde büyüme hızını sürdürmenin hem de dezenflasyon sürecini başarıyla yürütmenin mümkün olduğuna inandıklarını söyledi. Enflasyon düşmediği sürece yapılan her türlü artışın zaman içinde eriyip gittiğine ve tekrar artışa gitmek zorunda kalındığına dikkat çeken Yılmaz, enflasyon düşürüldüğünde kalıcı sosyal refah artışının sağlanacağını, bu nedenle enflasyonu temel öncelik haline getirdiklerini yineledi. Hem siyasi güven zemininde hem de güçlü politikaların uygulandığı bir ortamda reel ekonominin de katma değeri yüksek ekonomi hedefine doğru yürüyeceğine inandığını söyleyen Yılmaz, rekabet gücünü artırıcı, dış piyasalarda daha fazla etkinlik sağlayan, teknolojik seviyesini yenileyen bir ekonomik yapının hedeflendiğini belirtti. Buna yönelik olarak finansal sistemde başlatılan seçici kredilerin önümüzdeki dönemde artırılacağını ve ihracat ile yatırımın her kanaldan desteklenmeye devam edileceğini sözlerine ekledi. Bu strateji, Türkiye ekonomisinin daha sürdürülebilir, rekabetçi ve istikrarlı bir büyümeyi yakalamasını hedefliyor.