ABD-Çin Gerilimi New York Borsasını Karıştırdı: Çip ve Teknoloji Hisseleri Sert Düştü, Dow Rekor Tazeledi
Küresel piyasaların nabzının attığı New York borsası, son işlem gününü karışık bir seyirle tamamladı. ABD ile Çin arasında tırmanan ticari ve jeopolitik gerilimler, yatırımcılar arasında endişe yaratırken, piyasalarda belirgin bir yön ayrışması yaşandı. Özellikle ileri teknoloji ve yarı iletken sektörlerinde faaliyet gösteren şirketler ağır darbe alırken, diğer sektörlerdeki olumlu performans Dow Jones endeksini rekor seviyelere taşıdı.
Kapanış zilinde, endekslerin performansında dikkat çekici farklılıklar gözlendi. Sanayi devlerini temsil eden Dow Jones Endüstriyel Ortalaması, güçlü kurumsal kazançlar ve ekonomik verilerin desteğiyle 240 puanın üzerinde değer kazanarak yüzde 0,59’luk bir artışla 41.198,08 puana yükseldi ve tarihi bir rekor tazeledi. Bu yükseliş, piyasadaki genel belirsizliğe rağmen bazı sektörlerin ve şirketlerin dirençli yapısını ortaya koydu. Ancak, piyasanın geneline yayılmış teknoloji hisselerindeki satış baskısı, S&P 500 ve Nasdaq endekslerini aşağı çekti. Geniş tabanlı S&P 500 endeksi yüzde 1,39 azalışla 5.588,27 puana gerilerken, teknoloji hisselerinin yoğunlukta olduğu Nasdaq endeksi ise 500 puanın üzerinde dramatik bir değer kaybı yaşayarak yüzde 2,76 düşüşle 17.997,81 puana geriledi. Bu keskin ayrışma, piyasanın belirli sektörlere odaklandığını ve jeopolitik risklerin teknoloji odaklı şirketler üzerindeki etkisinin ne kadar büyük olabileceğini net bir şekilde gösterdi.
Piyasadaki bu karışık seyrin temel nedeni, ABD yönetiminin Çin’e yönelik olası yeni ticaret kısıtlamalarına ilişkin yayılan haberler oldu. Bloomberg tarafından aktarılan bilgilere göre, ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, müttefiklerine, Tokyo Electron ve ASML Holding NV gibi küresel yarı iletken devlerinin Çin’e gelişmiş yarı iletken teknolojisi erişimi sağlamaya devam etmesi halinde “en ağır ticari kısıtlamaları” uygulama niyetinde olduğunu bildirdi. Bu iddialar, özellikle çip üretimi ve yapay zeka sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin hisselerinde ani ve sert satış dalgalarına yol açtı. Zira bu tür kısıtlamalar, hem Çin’in teknolojik ilerlemesini yavaşlatmayı hedefliyor hem de küresel yarı iletken tedarik zincirinde önemli aksaklıklara neden olabilecek potansiyel taşıyor. Yatırımcılar, bu durumun şirketlerin gelir beklentileri ve operasyonel verimlilikleri üzerindeki olumsuz etkilerini hızla fiyatlamaya başladı.
ABD’nin Çin’e gelişmiş yarı iletken teknolojisi erişimini sınırlama çabaları, uzun süredir devam eden teknoloji savaşının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Yarı iletkenler, modern ekonominin ve ulusal güvenliğin vazgeçilmez unsurlarıdır. Yapay zeka, 5G, otonom araçlar ve ileri savunma sistemleri gibi kritik alanlarda kullanılan çiplerin üretimi, stratejik bir öneme sahiptir. ABD, Çin’in bu teknolojilerde kendi kendine yeterli hale gelmesini veya askeri kapasitesini artırmasını engellemek amacıyla sıkı ihracat kontrolleri uygulamayı sürdürüyor. Bloomberg’in haberiyle gündeme gelen yeni kısıtlama sinyalleri, bu politikanın daha da sertleşebileceğinin ve müttefiklerin de bu sürece dahil edilerek küresel bir cephe oluşturulmaya çalışıldığının işareti olarak yorumlandı. Bu durum, yarı iletken sektöründeki dev şirketleri, iki büyük ekonomi arasındaki politik gerilimin tam ortasına yerleştiriyor ve belirsizliği artırıyor.
Bu gelişmelerin ışığında, çip üreticisi devlerin hisselerinde keskin düşüşler yaşandı. Sektörün öncü firmalarından Nvidia’nın hisseleri yüzde 6,6 oranında değer kaybederken, Broadcom hisseleri yüzde 7,9, AMD hisseleri yüzde 10,2 ve Qualcomm hisseleri yüzde 8,6 oranında düştü. Bu şirketler, küresel yarı iletken tedarik zincirinin kilit oyuncuları olup, Çin pazarındaki varlıkları ve uluslararası işbirlikleri açısından önemli risklerle karşı karşıya kaldılar. Yarı iletken pazarının döngüsel yapısı ve yüksek sermaye gereksinimleri göz önüne alındığında, ticari kısıtlamaların bu şirketlerin araştırma-geliştirme faaliyetlerini, üretim kapasitelerini ve pazar stratejilerini derinden etkilemesi bekleniyor. Yatırımcılar, gelecekteki gelir akışlarındaki potansiyel daralmalar ve artan operasyonel belirsizlikler nedeniyle bu hisselerden uzak durmayı tercih etti.
Sadece çip üreticileri değil, daha geniş çaplı Amerikan teknoloji devleri de bu ticari gerilimin ve genel piyasa satış baskısının etkisiyle değer kaybetti. Dünya ekonomisinin lokomotifleri olarak kabul edilen Microsoft’un hisseleri yüzde 1,3, Alphabet’in (Google’ın ana şirketi) hisseleri yüzde 1,5, Apple’ın hisseleri yüzde 2,5, Amazon’un hisseleri yüzde 2,6 ve Meta’nın (Facebook’un ana şirketi) hisseleri yüzde 5,7 oranında düştü. Bu şirketler, doğrudan yarı iletken üreticisi olmasalar da, ürünlerinin ve hizmetlerinin önemli bir kısmı ileri çiplerden ve global tedarik zincirlerinden beslenmektedir. Ayrıca, Çin pazarı, bu teknoloji devlerinin birçoğu için önemli bir gelir kaynağı ve üretim üssüdür. Ticari kısıtlamaların genişlemesi, bu şirketlerin operasyonel maliyetlerini artırabilir, pazar erişimlerini kısıtlayabilir ve tüketici talebi üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Dolayısıyla, teknoloji sektöründeki bu yaygın düşüş, risk iştahının genel olarak azaldığını ve belirsizliğin geniş bir alanı etkilediğini gösteriyor.
Piyasalar üzerindeki baskıyı artıran bir diğer önemli faktör ise Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı ve eski ABD Başkanı Donald Trump’ın yarı iletken sektörüyle ilgili yorumları oldu. Trump, Bloomberg Businessweek’e verdiği röportajda, Tayvan’ın Amerika’nın yarı iletken işinin neredeyse tamamını ele geçirdiğini iddia etti ve Tayvan’ın ABD’ye savunma için ödeme yapması gerektiğini öne sürdü. Bu açıklamalar, hem ticaret politikaları hem de jeopolitik dengeler açısından yeni tartışmalara yol açtı. Tayvan, özellikle TSMC gibi dünya lideri çip üreticilerine ev sahipliği yaparak küresel yarı iletken tedarik zincirinde kritik bir rol oynamaktadır. Trump’ın bu yorumları, olası bir başkanlık döneminde ABD’nin Tayvan’a ve genel olarak yarı iletken sektörüne yönelik politikalarının nasıl bir yön alabileceğine dair endişeleri artırdı. Koruyucu ticaret politikalarına yatkınlığı bilinen Trump’ın bu sözleri, mevcut ticari gerilimi daha da körükleyerek, çip şirketlerinin hisseleri üzerindeki satış baskısını yükseltti ve piyasalardaki belirsizliği derinleştirdi.
Tüm bu jeopolitik ve ticari gelişmelerin yanı sıra, para politikası cephesindeki haberler de yatırımcıların dikkatini çekti. ABD Merkez Bankası (Fed) yetkililerinin açıklamaları yakından takip edilirken, Fed Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller’ın faiz indirimi zamanının “yaklaştığına” dair ifadeleri piyasalarda beklenti yarattı. Waller’ın bu açıklaması, enflasyonla mücadelede kaydedilen ilerlemelerin ve ekonomik göstergelerin Fed’i gevşeme politikalarına yaklaştırdığı sinyalini verdi. Uzun süredir yüksek seyreden faiz oranlarının şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırdığı ve yatırım iştahını azalttığı düşünüldüğünde, olası bir faiz indirimi, ekonomik büyümeyi destekleyici ve hisse senedi piyasalarını canlandırıcı bir etki yaratabilir.
New York Fed Başkanı John Williams da The Wall Street Journal gazetesine verdiği röportajda benzer bir tonda konuştu. Williams, iş gücü piyasası koşullarının kademeli olarak soğuduğuna dair işaretlerle birlikte, son üç aylık enflasyon verilerinin Fed’i “aradığı dezenflasyonist trende yaklaştırdığını” belirtti. Bu açıklamalar, Fed’in enflasyonu kontrol altına alma hedefinde başarılı adımlar attığına ve agresif sıkılaşma döngüsünün sonuna gelindiğine dair güveni pekiştirdi. İş gücü piyasasında gözlenen yumuşama, aşırı ısınan ekonominin dengelenmeye başladığının bir göstergesi olarak kabul edilirken, dezenflasyonist eğilimin güçlenmesi, Fed’in daha esnek bir para politikası izlemesine olanak tanıyabilir. Bu durum, genel piyasa beklentileri açısından olumlu bir gelişme olsa da, ABD-Çin gerilimi gibi jeopolitik risklerin gölgesinde, piyasaların tamamen rahatlaması pek mümkün görünmüyor. Yatırımcılar, Fed’in gelecek adımlarını ve küresel politikaların seyrini yakından izlemeye devam edecek.