Küresel piyasalarda bahar havası

Küresel Piyasalar Mercek Altında: Ticaret Gerilimleri, Teknoloji Rekorları ve Merkez Bankası Hamleleri

Küresel piyasalar, jeopolitik risklerin, makroekonomik verilerin ve şirket bilançolarının etkisi altında oldukça dinamik bir seyir izlemeye devam ediyor. Son dönemde Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın Kanada ve Meksika’ya yönelik gümrük tarifeleri uygulama niyetini açıklaması, ticaret savaşları endişelerini yeniden alevlendirdi. Bu potansiyel tarifeler, küresel ticaret akışını olumsuz etkileyebileceği ve enflasyonist baskıları artırabileceği gerekçesiyle piyasalarda tedirginliğe yol açtı. Ancak, bu gerilime rağmen, teknoloji sektörünün önde gelen firmalarının bilanço döneminde beklentilerin üzerinde kâr açıklamaları, özellikle ABD borsalarında pozitif bir hava yaratmayı başardı.

Dünya genelinde enflasyonla mücadele, merkez bankalarının ana gündemi olmayı sürdürürken, resesyon (ekonomik durgunluk) endişeleri de piyasaların risk algısını belirleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Böylesine belirsiz bir ortamda, Trump’ın ABD’nin en önemli ticaret ortaklarına karşı ilave gümrük vergileri uygulayacağını kesin bir dille belirtmesi, küresel ekonomik görünüm üzerindeki baskıyı artırıyor. Bu durum, özellikle Fed gibi merkez bankalarının enflasyonla mücadelede attığı adımların ve elde ettiği kazanımların sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri doğuruyor. Analistler, veri odaklı politikalar izleyeceğini belirten Fed yönetimi ile Trump’ın korumacı ticaret politikaları arasında oluşabilecek potansiyel uyuşmazlıkların, gelecek dönemdeki piyasa fiyatlamalarını daha da karmaşık hale getiren bir unsur olacağını vurguluyor.

Makroekonomik veri cephesinde ise Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi, 2024 yılının dördüncü çeyreğinde yıllık bazda yüzde 2,3 ile piyasa beklentilerinin altında bir büyüme kaydetti. Ancak, 2024 yılının geneline bakıldığında yüzde 2,8’lik bir büyüme performansı gösterdi ki bu, küresel yavaşlama eğilimlerine rağmen dirençli bir duruşa işaret ediyor. Ekonominin geçtiğimiz yılın son çeyreğindeki büyümesinde, tüketici harcamalarındaki artış ve kamu harcamalarının belirgin etkisi gözlemlendi. Kişisel tüketim harcamaları, ekonomik aktivitenin önemli bir göstergesi olarak yüzde 2,3 oranında arttı. İş gücü piyasasına yönelik veriler de umut vericiydi; ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı 25 Ocak ile biten haftada 207 bine gerileyerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti. Bu durum, istihdam piyasasındaki sağlamlığın devam ettiğini ve tüketicilerin harcama kapasitesini desteklediğini gösteriyor.

Kurumsal tarafta ise teknoloji devlerinin bilançoları, yatırımcıların odağındaydı. Dün piyasaların kapanışının ardından finansal sonuçlarını açıklayan ABD’li elektrikli araç devi Tesla’nın geliri ve kârı beklentilerin altında kalmasına rağmen, şirket hisseleri yaklaşık yüzde 3 oranında yükseliş gösterdi. Bu durum, piyasaların şirketin geleceğe yönelik beklentilerine veya zaten kötüleşen bir tabloyu fiyatlamış olmasına işaret edebilir. Bir diğer teknoloji devi Meta ise piyasa beklentilerinin üzerinde gelir ve kâr açıklamasının ardından yüzde 1,5 değer kazandı ve sosyal medya sektöründeki güçlü konumunu bir kez daha ortaya koydu. Mali takviminde 28 Aralık 2024’te sona eren üç aylık dönemi 2025 mali yılının ilk çeyreği olarak kabul eden Apple da güçlü bir bilanço sundu. Şirketin geliri bu dönemde yıllık bazda yüzde 4 artışla 124,3 milyar dolara ulaşırken, bir önceki yılın aynı döneminde 119,6 milyar dolar gelir elde etmişti. Apple’ın net kârı da aynı dönemde yüzde 7 artarak 36,3 milyar dolara çıktı ve şirketin premium ürün stratejisinin başarısını teyit etti. Öte yandan, geçtiğimiz yılın ekim-aralık döneminde geliri yüzde 12 artan Microsoft’un hisseleri, zayıf gelir beklentisi bildirmesi sonrasında yüzde 6’nın üzerinde bir düşüş yaşadı. Buna karşılık IBM’nin hisseleri, kârının beklentileri aşmasının ardından yaklaşık yüzde 13’lük etkileyici bir artış kaydetti. Bu karmaşık tablo, teknoloji sektöründeki şirketlerin büyüme dinamiklerinin ve piyasa beklentilerinin ne kadar hızlı değişebildiğini gözler önüne seriyor.

Bu gelişmeler ışığında, küresel piyasalarda temel finansal göstergeler de dalgalı bir seyir izledi. ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yeni güne yüzde 4,54 seviyesinde başlarken, yatırımcıların risk algısının ve enflasyon beklentilerinin bir göstergesi olarak yakından takip edildi. Dolar endeksi ise yüzde 0,4 yükselişle 108,2 seviyesinde bulunarak, doların diğer para birimleri karşısındaki gücünü koruduğunu gösterdi. Özellikle Trump kaynaklı ticaret risklerinin devam etmesi ve küresel ekonomideki belirsizliklerin artmasıyla güvenli liman varlıklara olan talep de yükseldi. Altının ons fiyatı dün yaklaşık yüzde 1,5 artışla 2 bin 799 doları görerek rekor tazeledi. Ancak yeni günde bu seviyeden kısmi bir geri çekilmeyle 2 bin 795 dolarda dengelendi. Emtia piyasalarında ise Brent petrolün varil fiyatı yüzde 0,5 artışla 76,2 dolardan işlem gördü. Petrol fiyatlarındaki bu yükseliş, küresel talebe ve arz beklentilerine ilişkin iyimserliği yansıtırken, enerji maliyetleri üzerinden enflasyonist baskı yaratma potansiyelini de beraberinde getiriyor.

Söz konusu gelişmeler sonrasında New York Borsası’nda işlem gören ana endeksler pozitif bir kapanış yaptı. S&P 500 endeksi yüzde 0,53, teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi yüzde 0,25 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,38 değer kazandı. Bu yükseliş, özellikle teknoloji şirketlerinin güçlü bilançoları ve genel piyasa iyimserliği tarafından desteklendi. ABD’de endeks vadeli kontratlar da yeni güne pozitif bir başlangıç yaparak, piyasalardaki olumlu seyrin devam edebileceğine işaret etti.

Avrupa borsalarında da dün alış ağırlıklı bir seyir öne çıktı. Bölgede, Avrupa Merkez Bankası (ECB) piyasa beklentileri doğrultusunda hareket ederek üç temel politika faizini 25 baz puan düşürdü. Bu kararla mevduat faizini yüzde 3’ten yüzde 2,75’e, refinansman faizini ve marjinal borçlanma faizini de 25 baz puan düşürerek sırasıyla yüzde 2,90 ve yüzde 3,15’e çekti. Bu faiz indirimi, Euro Bölgesi’nde ekonomik aktiviteyi canlandırmayı ve enflasyonu hedeflenen seviyeye doğru çekmeyi amaçlayan genişleyici para politikası duruşunun bir göstergesiydi.

ECB Başkanı Christine Lagarde, faiz kararı sonrası yaptığı açıklamada, Avro Bölgesi ekonomisinin şimdilik zayıf kalmaya devam edeceğini belirtti. Lagarde, “Ekonomi dördüncü çeyrekte durgunlaştı. Yakın gelecekte de zayıf kalması muhtemel,” ifadeleriyle bölgenin ekonomik görünümüne dair temkinli bir duruş sergiledi. Ancak, çoğu enflasyon bileşeninin gelişiminin ECB’nin yüzde 2’lik enflasyon hedefiyle uyumlu olduğunu da vurgulayan Lagarde, enflasyon oranının gelecek aylarda muhtemelen mevcut seviye civarında dalgalanacağını ve yıl boyunca yüzde 2 hedefine ulaşacağını sözlerine ekledi. Bu açıklamalar, piyasaların gelecekteki faiz indirimlerinin zamanlaması ve boyutu hakkındaki beklentilerini şekillendirmede önemli rol oynadı.

Öte yandan, Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), Avrupa Birliği (AB) ve Avro Bölgesi’nde 2024 dördüncü çeyreğe ilişkin öncü büyüme verilerini yayımladı. Verilere göre, 20 üyeli Avro Bölgesi’nde mevsimsellikten arındırılmış Gayrisafi Yurt içi Hasıla (GSYH), 2024’ün son çeyreğinde üçüncü çeyreğe kıyasla değişmeyerek durgun bir tablo çizdi. Piyasa beklentileri, Avro Bölgesi’nde GSYH’nin çeyreklik bazda yüzde 0,1 artacağı yönündeydi, bu da açıklanan verinin piyasalar için hayal kırıklığı olduğu anlamına geliyor. Almanya Federal İstatistik Ofisi (Destatis) de Alman ekonomisine ilişkin 2024’ün son çeyreğini kapsayan nihai büyüme verilerini açıkladı. Buna göre, Almanya’da mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH, geçen yılın son çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,2 daraldı. Destatis, 15 Ocak’ta ekonominin dördüncü çeyrekte yüzde 0,1 küçüleceğini öngörmüştü. Alman ekonomisi geçen yılın ilk çeyreğinde yüzde 0,2 büyüdükten sonra, ikinci çeyrekte yüzde 0,3 küçülmüş, üçüncü çeyrekte ise yüzde 0,2 büyümüştü. Almanya’nın Euro Bölgesi’nin lokomotif ekonomisi olması nedeniyle bu daralma, bölgenin genel ekonomik sağlığı üzerinde olumsuz bir sinyal olarak algılandı. Bu arada, Danimarka Merkez Bankası da ECB’nin ardından temel faiz oranını 25 baz puan düşürerek yüzde 2,35’e çekti ve Avrupa’da genel bir faiz indirim trendinin başladığını gösterdi.

Avrupa borsalarında dün, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,41, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,04, İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 0,16 ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,88 yükseldi. Özellikle DAX 40 endeksi kapanışta rekor kırarak Avrupa piyasalarındaki güçlü havayı perçinledi. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar ise yeni güne karışık bir seyirle başladı ve yatırımcıların bölgenin gelecekteki ekonomik performansına ilişkin belirsizliklerini yansıttı.

Asya tarafında ise ay takvimine göre yeni yılın başlangıcının kutlandığı Çin ve Hong Kong’da resmi tatil sebebiyle finansal işlemler gerçekleşmezken, bölgede açık olan diğer piyasalarda karışık bir seyir izlendi. Bölgede bugün açıklanan verilere göre, Japonya’da ocak ayında Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık bazda yüzde 3,4 artarak beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Bu durum, Japonya’da uzun süredir devam eden deflasyonist eğilimlerin tersine döndüğüne ve enflasyonist baskıların giderek güçlendiğine işaret ediyor. Analistler, ülkede enflasyonun güç kazanmaya devam ettiğini belirterek, Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) parasal sıkılaşma sürecinde yeni politika adımları atabileceğini, hatta negatif faiz oranlarından çıkış sürecini hızlandırabileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, Japonya’da aralık ayında sanayi üretimi önceki aya göre yüzde 0,3 ile beklentilerin üzerinde artarken, yıllık olarak yüzde eksi 1,1 ile tahminlerin üzerinde gerçekleşti. Sanayi üretimindeki bu artış, küresel tedarik zincirlerindeki iyileşme ve dış talebin desteğiyle Japon ekonomisinin imalat sektöründe bir toparlanma işaretini verdi. Ülkede aralık ayında perakende satışlar da yıllık bazda yüzde 3,7 artışla öngörülerin üzerinde yükselirken, aylık bazda yüzde eksi 0,7 ile beklentilerin altında gerçekleşti. Perakende satışlardaki bu karmaşık tablo, tüketici harcamalarının dalgalı seyrini yansıttı. Bu gelişmelerle kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,4 yükselirken, Güney Kore’de Kospi endeksi ise yüzde 1,2 değer kaybetti. Güney Kore piyasalarındaki düşüş, bölgesel risk faktörleri veya yerel ekonomik endişelerle ilişkilendirildi.

Yurt içinde dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi günü yüzde 0,05 değer kazanarak 10.082,10 puandan tamamladı. Türk piyasalarında gözler, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’in beklenen Türkiye değerlendirmesine çevrildi. Fitch, en son eylül ayında Türkiye’nin kredi notunu “B+”dan “BB-“ye yükseltirken, not görünümünü “durağana” çevirmişti. Kurumun yeni değerlendirmesi, Türkiye ekonomisinin uluslararası yatırımcılar nezdindeki algısını ve ülkeye yönelik sermaye akışlarını doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Olumlu bir not artışı veya görünüm iyileştirmesi, ülkeye daha fazla yabancı yatırım çekilmesini sağlayabilirken, aksi bir durum ise risk algısını artırabilir. Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) toplam rezervleri, 24 Ocak haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 257 milyon dolar artışla 167 milyar 560 milyon dolara çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Merkez Bankası rezervlerindeki bu güçlü artış, Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı direncini artırması ve uluslararası piyasalarda güven oluşturması açısından son derece olumlu bir gelişme olarak değerlendirildi.

Dolar/TL kuru ise dün yüzde 0,1 azalışla 35,7720’den kapanırken, bugün bankalararası piyasanın açılışında yüzde 0,2 artışla 35,8610 seviyesinden işlem görmeye başladı. Kurdaki bu sınırlı dalgalanma, küresel piyasalardaki dolar endeksi hareketleri ve yurt içi dinamiklerin etkisiyle yakından takip ediliyor. Analistler, bugün yurt içinde Fitch Ratings’in beklenen Türkiye değerlendirmesi ve aralık ayı dış ticaret dengesi başta olmak üzere yoğun bir veri gündeminin olduğunu dile getirdi. Yurt dışında ise ABD’de kişisel tüketim harcamaları ve Almanya’da ocak ayı enflasyon verileri gibi önemli makroekonomik göstergelerin piyasaların yönünü belirlemede etkili olacağını kaydetti. Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.200 ve 10.250 puanın önemli direnç seviyeleri, 10.000 ve 9.900 seviyesinin ise destek konumunda olduğu belirtilerek, yatırımcılara bu seviyeleri dikkatle izlemeleri tavsiye edildi.

Piyasalarda bugün takip edilecek başlıca veriler ve olaylar şunlardır:

  • 10.00 Türkiye, Aralık ayı dış ticaret dengesi: Ülkenin ithalat ve ihracat performansı hakkında bilgi vererek, cari denge üzerindeki etkilerini gösterir.
  • 10.00 Almanya, Aralık ayı perakende satışlar: Tüketici harcamalarının ve genel ekonomik aktivitenin önemli bir göstergesidir.
  • 11.55 Almanya, Ocak ayı işsizlik oranı: İş gücü piyasasının sağlığı ve genel ekonomik görünüm hakkında ipuçları sunar.
  • 14.30 Türkiye, aylık para ve banka istatistikleri: Parasal genişleme, kredi hacimleri ve bankacılık sektörünün genel durumu hakkında bilgi sağlar.
  • 16.00 Almanya, Ocak ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE): Enflasyonist baskıların seviyesini ve ECB’nin gelecekteki politika adımlarını etkiler.
  • 16.30 ABD, Aralık ayı kişisel gelirler ve harcamalar: Tüketici harcamalarının ve gelirlerinin dinamiklerini göstererek, ekonomik büyümeye olan katkısını ortaya koyar.
  • 16.30 ABD, Aralık ayı kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi: Fed’in tercih ettiği enflasyon göstergesi olup, para politikası kararları için kritik öneme sahiptir.