ABD büyüme verisi küresel piyasaların odağında

ABD Ekonomisi ve Fed Politikaları Faiz İndirimi Beklentilerini Yıl Sonuna Taşıdı: Küresel Piyasalar Tedirgin

Küresel piyasalar, Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası (Fed) yetkililerinden gelen açıklamalar ve yayımlanan son toplantı tutanakları sonrasında Fed’in para politikasına ilişkin beklentileri yeniden şekillendiriyor. Enflasyonla mücadelede kararlı duruşunu sürdüren Fed’in ilk faiz indirimine ilişkin öngörüler, yılın son çeyreğine ötelenirken, yatırımcıların gözü gelecek hafta açıklanacak ABD büyüme verilerine çevrildi. Bu durum, piyasalarda belirsizliği artırırken, hisse senetleri ve emtia piyasalarında dalgalanmalara neden oldu.

ABD ekonomisinden gelen güçlü makroekonomik veriler, Fed’in ‘yüksek faizler daha uzun süre devam edecek’ söylemini destekler nitelikte. İşgücü piyasasının dirençli görünümü, perakende satışlardaki artış ve genel ekonomik aktivitenin beklentilerin üzerinde seyretmesi, enflasyonun hedeflenen yüzde 2 seviyesine düşürülmesi konusunda Fed yetkililerinin daha temkinli adımlar atma ihtiyacını doğurdu. Bu veriler, Fed’in enflasyonun kalıcı olarak soğuduğuna dair daha fazla kanıt görmek istediği ve faiz indirimi konusunda aceleci davranılmaması gerektiğine yönelik sözle yönlendirmelerini kuvvetlendirdi. Merkez Bankası’nın ikili görevi olan tam istihdam ve fiyat istikrarı hedefleri doğrultusunda, özellikle fiyat istikrarını sağlama konusunda tam anlamıyla emin olmadan gevşemeye gitmeyeceği sinyalleri güçlendi.

Fed’in önde gelen isimlerinden gelen yorumlar, piyasaların yönünü belirlemede kilit rol oynuyor. Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic, politika faizini değiştirmeden önce enflasyonun yüzde 2 hedefine gideceği yol konusunda biraz daha sabırlı ve emin olunması gerekebileceğini açıkça belirtti. Bostic, “ABD’de yüzde 2’lik enflasyona ulaşmanın diğer yerlere göre daha uzun sürmesi beni şaşırtmaz.” değerlendirmesinde bulunarak, enflasyonla mücadelenin beklenenden daha uzun soluklu olabileceğine işaret etti. Bu açıklama, Fed’in enflasyon görünümüne yönelik ihtiyatlı yaklaşımını vurguluyor ve piyasalarda faiz indirimi beklentilerinin ertelenmesine neden olan başlıca faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

Fed Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller da benzer bir yaklaşımla, “Veriler enflasyonun artmadığını gösteriyor ve ben politika faizindeki daha fazla artışın muhtemelen gereksiz olduğuna inanıyorum.” ifadelerini kullandı. Waller, her ne kadar faiz artırımına gerek olmadığını düşünse de, para politikası duruşunun gevşetilmesini rahatlıkla destekleyebilmesi için birkaç ay daha iyi enflasyon verilerinin görülmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, veriler güven verirse bu yılın sonunda faiz indirimini düşünebileceklerini bildirdi. Bu yorum, yıl sonu faiz indirimi ihtimalini korusa da, yakın vadede bir indirim beklentisinin düşük olduğunu gösteriyor.

Fed’in denetimden sorumlu başkan yardımcısı Michael Barr ise, enflasyonla ilgili hala yapacak işleri olduğunu ifade ederek, daha önce düşünülenden daha uzun süre para politikasını sıkı tutmak gerekeceğini belirtti. Bu tür açıklamalar, Fed’in enflasyon hedefine ulaşma konusundaki kararlılığını ve bu süreçte para politikasını sıkı tutmaktan çekinmeyeceğini gösteriyor. Yetkililerin genel olarak ‘veri bağımlılığı’ vurgusu, gelecek makroekonomik verilerin piyasalar üzerindeki etkisini daha da artırıyor.

Öte yandan, Fed’in 30 Nisan-1 Mayıs tarihlerinde düzenlenen ve politika faizini yüzde 5,25-5,50 aralığında sabit tuttuğu toplantısına ilişkin yayımlanan tutanaklar, piyasalar üzerinde önemli bir etki yarattı. Tutanaklar, son verilerin dezenflasyon sürecinin beklenenden daha uzun sürebileceğini gösterdiğini ve hatta bazı Fed yetkililerinin gerekmesi halinde faiz oranlarını artırmaya açık olduğunu ortaya koydu. Tutanaklarda, “Bazı yetkililer, enflasyona yönelik risklerin gerektirmesi halinde politikayı daha da sıkılaştırma isteğinden bahsetti.” ifadesi kullanıldı. Bu ifade, piyasalarda ‘şahin’ bir sinyal olarak algılandı ve faiz artırımı ihtimalinin tamamen masadan kalkmadığı algısını güçlendirdi. Bu gelişme, yatırımcıların risk iştahını azaltarak küresel piyasalarda negatif bir hava estirdi.

Para piyasalarındaki fiyatlamalar, Fed’in açıklamaları ve tutanakları sonrasında hızla değişti. Fed’in eylülde ilk faiz indirimine gitme ihtimali yüzde 65’ten, yüzde 50’ye geriledi. Bu keskin düşüş, piyasaların indirim beklentilerini ötelediğini net bir şekilde gösteriyor. Bankanın faiz indirimine başlama ihtimali kasımda yüzde 63 ve aralıkta yüzde 80 ihtimalle fiyatlanıyor. Bu durum, piyasaların büyük çoğunluğunun faiz indirimlerinin yılın son çeyreğinde başlamasını beklediğini ancak yakın vadeli indirim beklentilerinin oldukça zayıfladığını ortaya koyuyor. Özellikle önümüzdeki aylarda açıklanacak enflasyon ve istihdam verileri, bu beklentileri yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor.

Küresel piyasalar sadece Fed politikalarıyla değil, jeopolitik gelişmelerle de yakından ilgileniyor. Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler yakından takip edilirken, İran devlet televizyonunun, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın helikopter kazasında hayatını kaybettiğini duyurması, bölgedeki siyasi riskleri ve belirsizliği artırdı. Bu tür olaylar, özellikle petrol fiyatları ve güvenli liman varlıkları üzerinde kısa vadeli etkiler yaratabiliyor. Her ne kadar ilk anda büyük bir piyasa tepkisi görülmese de, bölgedeki gelişmelerin uzun vadeli enerji arzı ve jeopolitik istikrar üzerindeki potansiyel etkileri yakından izlenmeye devam ediyor.

Bu gelişmelerle birlikte, finansal varlıklar üzerinde de belirgin değişimler yaşandı. ABD’nin 10 yıllık hazine tahvil faizi, Fed’in sıkı para politikası duruşunu koruyacağı beklentisiyle geçen hafta yaklaşık 5 baz puan artışla yüzde 4,47’ye çıktı. Tahvil faizlerindeki yükseliş, genellikle yatırımcıların risksiz getiri beklentilerinin artması ve faiz indirim beklentilerinin azalmasıyla ilişkilidir. Dolar endeksi (DXY) de, Fed’in ‘şahin’ duruşunun küresel para birimleri karşısında doları güçlendirmesiyle yüzde 0,2 artışla 104,7 seviyesine yükseldi. Güçlenen dolar, genellikle uluslararası ticarette ve emtia fiyatlamalarında önemli bir faktör olarak rol oynar.

Emtia piyasaları da bu gelişmelerden nasibini aldı. Altının ons fiyatı, Fed’in politika faizini beklenenden daha uzun bir süre yüksek seviyelerde tutabileceğine yönelik öngörülerin güçlenmesiyle, doların değer kazanması ve tahvil faizlerinin yükselmesi sonucu haftayı yüzde 3,33 azalışla 2.334,17 dolardan tamamladı. Altın, faiz getirisi sunmayan bir varlık olduğu için, faiz oranlarının yükselmesi veya yükseliş beklentisi altın talebini olumsuz etkiler. Brent petrolün varil fiyatı ise, dünyanın en büyük petrol tüketicisi ABD’deki petrol talebine ilişkin endişelerle geçen hafta yüzde 2,2 azalışla 81,9 dolara geriledi. ABD’nin stratejik rezervlerinden benzin satışı gibi adımlar da piyasada arz fazlası algısı yaratarak fiyatlar üzerinde baskı oluşturdu. Aynı dönemde, bakırın libresi de Çin fabrikaların rekor fiyatlar ödemekten kaçınması sonrasında talebin azalması ve Fed yetkililerinin açıklamalarıyla haftayı yüzde 7,3 düşüşle 4,75 dolardan tamamladı. Bakır, küresel ekonomik aktivitenin önemli bir göstergesi olarak kabul edildiğinden, fiyatındaki bu düşüş küresel büyüme beklentilerine dair endişeleri artırıyor.

ABD’de seçim dönemi yaklaşırken, Biden yönetiminden de ekonomik adımlar gelmeye devam ediyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, yaz sezonunda benzin fiyatlarını düşürmek amacıyla kuzeydoğudaki stratejik rezervlerden 1 milyon varil benzini satışa sunacağı bildirildi. Bu hamle, tüketicilerin cebini rahatlatmayı amaçlarken, aynı zamanda enflasyonla mücadele ve seçim öncesi seçmen memnuniyetini artırma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Kripto para piyasaları ise genel makroekonomik eğilimlerden kısmen ayrı bir dinamik sergiledi. Ethereum borsa yatırım fonu (ETF) başvurularının onaylanacağına ilişkin haber akışının ardından, 71 bin doların üzerini test eden Bitcoin, geçen hafta yüzde 2,5’in üzerinde değer kazanarak 68 bin 500 doların üzerinde dengelendi. Kripto paralar, özellikle ETF onayları gibi yapısal gelişmelerle kurumsal yatırımcıların ilgisini çekmeye devam ediyor ve bu durum, Fed’in sıkı politikalarının yarattığı genel negatif havadan kısmen izole olmalarını sağlıyor.

Önümüzdeki hafta ABD’de açıklanacak büyüme verileri, Fed’in para politikası kararları ve piyasa beklentileri açısından büyük önem taşıyor. Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verileri, ABD ekonomisinin genel sağlığı hakkında kritik bilgiler sunacak ve Fed’in ‘yüksek faizler daha uzun süre devam edecek’ söyleminin ne kadar geçerli olduğunu gösterecek. Güçlü bir büyüme verisi, faiz indirimi beklentilerini daha da öteleyebilirken, zayıf bir veri piyasalarda indirim umutlarını yeniden canlandırabilir. Yatırımcılar, Fed yetkililerinin açıklamalarını, enflasyon ve istihdam raporlarını yakından takip ederek, 2024 yılına dair para politikası patikasını anlamaya çalışacaklar.