İktidarın İktidara Fısıltısı

Yüksek Faiz, Düşük Yatırım ve Enflasyonla Mücadele: Nihat Zeybekci’den Ekonomi Yönetimine Kritik Çağrılar

Geçtiğimiz hafta, Ankara temsilcimiz Maruf Buzcugil ile Ankara büromuzdan değerli meslektaşlarımız Canan Sakarya ve Besti Karalar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci ile önemli bir söyleşi gerçekleştirdi. Bu kapsamlı söyleşi, gazetemizde iki bölüm halinde okuyucularımızla buluştu. Söyleşinin ikinci bölümünde Nihat Zeybekci’nin dile getirdiği bazı hususlar, ekonominin gidişatına dair kritik ipuçları sunması açısından benim özel ilgimi çekti.

Arkadaşlarım, Zeybekci’nin bu bölümdeki en çarpıcı ifadesini manşetlerine taşıdı:

“Faizin yüksek olduğu dönemde yatırım yapmam, faize yatırırım.”

Bu sözler, mevcut ekonomik politikalara yönelik net bir duruşu ve iş dünyasının yaşadığı sıkıntıları özetler nitelikteydi. Ancak Zeybekci’nin söyleşide aktardığı tek kritik detay bu değildi. Aynı zamanda, enflasyonla mücadele stratejilerinde önemli bir eksikliğe de dikkat çekti. Parasal sıkılaşma adımlarının atıldığını, ancak bu mücadelenin “arz ayağının” yeterince güçlü olmadığını vurguladı. Bu tespitler, Türkiye ekonomisinin temel dinamiklerine ve gelecekteki olası yönelimlerine dair kapsamlı bir tartışma zemini oluşturdu.

Ekonomi Yönetimine Doğrudan Bir Mesaj mı?

Nihat Zeybekci’nin sözleri, özellikle iki ana noktada yoğunlaşıyor: yüksek faizlerin yatırım önündeki engeli ve enflasyonla mücadelede arz tarafındaki yetersizlikler. Bu iki önemli çıkışın, doğrudan mevcut ekonomi yönetimine, yani Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek liderliğindeki ekibe ve Merkez Bankası yönetimine yönelik bir mesaj olup olmadığı sorusu akıllara geliyor. Zeybekci’nin ifadeleri, “Faiz yatırım yapılamayacak kadar yüksek ve enflasyonla mücadelenin arz ayağı eksik” şeklinde özetlenebilir.

Nihat Zeybekci’nin siyasi kariyerine baktığımızda, bu türden açıklamaların sıradan bir parti yöneticisinin görüşleri olarak değerlendirilemeyeceği açıkça ortadadır. 2004 yılında Denizli Belediye Başkanı olarak AKP çatısı altında siyasete adım atan Zeybekci, belediye başkanlığının ardından uzun yıllar Ekonomi Bakanlığı gibi kritik bir görev üstlendi. Halen partisinin Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapması, onun ekonomi politikalarına dair görüşlerinin parti içinde ve kamuoyunda büyük bir ağırlığı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, Zeybekci’nin ekonomiye ilişkin yaptığı yorumlar, partinin resmi çizgisiyle ne denli örtüştüğü ya da ona bir eleştiri mi taşıdığı konusunda daha dikkatli bir analizi gerektirir.

Dolayısıyla, bir kez daha aynı soruyu sormak elzem hale geliyor:

“Nihat Zeybekci’nin faizin yüksek olduğu ve enflasyonla mücadelede arz yönlü politikaların eksik kaldığı yönündeki açıklamaları, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası yönetimine dönük açık birer mesaj niteliği taşıyor mu?”

Şahsen benim bu konudaki okumam ve yorumlamam, evet, bu ifadelerin açık birer mesaj olduğudur. Sizin bu konudaki düşünceleriniz ne olur, bilemem ama bu, ekonomi çevrelerinde geniş yankı uyandıracak bir tartışmanın başlangıcı olabilir.

Yüksek Faizin Yatırım Üzerindeki Yıkıcı Etkisi: Zeybekci’nin Detaylı Analizi

Nihat Zeybekci’nin faizlerin yüksekliği konusundaki görüşlerini daha detaylı inceleyelim. İş insanı perspektifinden yaptığı analiz, mevcut durumun vahametini gözler önüne seriyor:

“Diyelim ben bir iş insanıyım. Faizlerin bu kadar yüksek olduğu bir dönemde, işletme sermayesine ihtiyacımın olmadığını ve kendi paramın bulunduğunu varsayalım. Ben o parayla yatırım yapmam. Ben o parayla üretim yapmam. Basiretli tüccar tanımım kanunda da var; ‘Basiretli bir tüccar olarak davranmam lazım’ diye başlar. Ben o parayı faizler bu kadar yüksekken faize yatırırım. (Faizde param yok bu arada.) Bir genelleme yapıyorum. Faizler yüzde 30’un altına gelirse o zaman insanlar parasını ‘Ya boş ver faizi’ der ve üretime yatırır. Yeni yatırımlar yapılır. Ticaret canlanmaya başlar. Ticaret canlanmaya başladığında her talep kendi arzını yaratır.”

Bu açıklama, ekonomik rasyonalitenin temel bir ilkesini vurgulamaktadır. Bir iş insanı, riskli ve uzun vadeli yatırım projelerine girişmek yerine, risksiz ve yüksek getirili finansal araçları tercih edecektir. Mevcut durumda, iş insanının üretim veya yeni bir yatırım için kullanacağı kredinin faiz oranı yüzde 60’ların altında seyretmiyor. Zeybekci’nin işaret ettiği yüzde 30’luk eşik, mevcut faiz oranlarının neredeyse yarı yarıya düşmesi gerektiği anlamına geliyor. Bu denli büyük bir düşüş, ekonomi yönetiminin mevcut sıkı para politikası duruşuyla nasıl bağdaştırılacak, bu önemli bir soru işaretidir.

Peki, böylesine bir faiz indirimi nasıl gerçekleşecek? Kim, hangi adımları atarak bu hedefi sağlayacak? Zeybekci’nin ifadelerinden anlaşıldığı üzere, hedef tahtasında yine Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Merkez Bankası bulunuyor. Ancak Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadeledeki temel aracı faiz artırımlarıyken, bu çağrının uygulanabilirliği derin bir tartışma konusu yaratıyor.

Ekonomi Yönetimine Yönelik Cevaplanması Gereken Kritik Sorular

Nihat Zeybekci’nin açıklamaları önemli olsa da, ona da yöneltilmesi gereken bazı sorular bulunmaktadır. Bu sorular, mevcut ekonomik tablonun sadece bir yönünü değil, daha geniş bir perspektifini ortaya koymaktadır:

“Merkez Bankası mart ayında yüzde 42,5’e çektiği politika faizini nisanda muhtemelen yüzde 40’a indirecekken, 20 Mart’ta neden yüzde 46’ya, 17 Nisan’da ise daha da yükselterek fiilen yüzde 49’a çıkarmak zorunda kaldı? Faizdeki aşağı yönlü olan gidişin U dönüşüyle yeniden artışa geçmesinin sorumlusu Merkez Bankası ya da Maliye Bakanlığı mı, yoksa siyasetteki tercihler mi?”

Bu sorular, para politikası kararlarının sadece teknik ekonomik verilerle değil, aynı zamanda siyasi beklentiler ve makroekonomik istikrar hedefleri arasındaki denge arayışıyla da ilişkili olduğunu göstermektedir. Merkez Bankası’nın öngörülen faiz indirimlerinden vazgeçerek artırıma gitmesi, piyasalardaki beklentileri ve enflasyon görünümünü derinden etkilemiştir. Bu kararın ardında yatan gerçek dinamikler, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından kritik öneme sahiptir.

Enflasyonla Mücadelede Arz Odaklı Çözüm: Zeybekci’den Önemli Vurgular

Nihat Zeybekci, enflasyonla mücadelenin temel ayağının arzı artırmak olduğuna dikkat çekerek, bu konuda önemli bir perspektif sunuyor:

“Enflasyonla gerçekten mücadele edeceksek, gerçek çözüm sadece ve sadece arzı artırmaktır. Siz yumurta sayısını sabit tutup para miktarını artırırsanız, matematik gayet basit… Eğer para basarak refah artırılsaydı dünyada fakir ülke olmazdı. Enflasyonun asıl sebebi arz eksikliğidir. Talep asla yok olmaz, talep sadece ertelenir. Bizim bu vakada ertelenen talebin daha güçlü olarak geri gelme durumu var. Dolayısıyla gıdada, konutta arzı artırıcı devasa bir seferberlik yapmalıyız.”

Zeybekci’nin bu saptamaları, enflasyonla mücadelede sadece parasal sıkılaşmanın yeterli olmayacağını, üretim kapasitesinin ve arzın artırılmasının temel bir gereklilik olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle gıda ve konut gibi temel ihtiyaç kalemlerindeki arz eksikliği, enflasyonun kronikleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Para arzının artırılmasının tek başına refah getirmeyeceği, aksine enflasyonu körükleyeceği yönündeki klasik iktisat görüşünü de hatırlatan Zeybekci, ertelenen talebin bir süre sonra daha güçlü bir şekilde geri geleceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, özellikle talep yönetiminin ötesinde, üretim odaklı politikaların ne kadar hayati olduğunu gözler önüne seriyor.

Üretimi Teşvik Eden Politika Önerileri

Arzı artırmaya yönelik somut öneriler sunan Zeybekci, teşvik mekanizmalarının etkin kullanımına dikkat çekiyor:

“Belirlediğimiz gıda ve türevlerinde üretimi artıracak şekilde nokta atışı teşviklerle desteklerle tüketimin olduğu alanlarda planlama yapmak lazım. Şu yapılacaktır; ‘Şu yatırımı yaparsan sana on yıl vade, iki yıl ödemesiz’ gibi, ancak böyle teşvik ve desteklerle olur. Bunun çok kolay bir şekilde olacağını düşünüyorum. Yatırımcıyı, sanayiciyi, iş insanını ancak böyle teşvik edersiniz.”

Bu öneri, devletin stratejik sektörlerde üretim kapasitesini artırmak için doğrudan ve hedef odaklı destekler sunması gerektiğini vurguluyor. Uzun vadeli, faizsiz veya düşük faizli krediler ve ödemesiz dönemler içeren teşvik paketleri, yatırımcıların risk algısını düşürerek üretime yönelmesini sağlayabilir. Zeybekci, bu türden politikaların “çok kolay bir şekilde” hayata geçirilebileceğini belirtmesiyle, mevcut bürokratik engellerin aşılabileceğine dair bir iyimserlik de taşımaktadır. Bu türden teşvikler, sadece enflasyonla mücadele etmekle kalmayacak, aynı zamanda istihdamı artıracak ve ekonomik büyümeye katkı sağlayacaktır.

İktidardan Gelen Muhalefet Tonu: Bir Paradoks mu?

Nihat Zeybekci’nin özellikle üretimi artırmaya yönelik teşvik planlarını ve bunun “çok kolay” bir şekilde uygulanabileceği yönündeki görüşlerini okurken, bir an için onun iktidar partisinin değil de, muhalefet adına konuştuğunu düşündüm. Bu durum, iktidar partisinin kendi içindeki ekonomik vizyon farklılıklarını ve dışarıya yansıyan çelişkili mesajları ortaya koyuyor:

  • Faizi yükselten bu iktidar…
  • Bu faizle yatırım yapılamayacağını söyleyen de yine iktidardan gelen bir isim…
  • Enflasyonla mücadele için sadece parasal önlemlerin yeterli olmayacağını dile getiren de…
  • Talebin aslında kısılamayacağını, sadece ertelenebileceğini ve o talebin bir süre sonra daha güçlü olarak geri geleceğini ifade eden de…

Bu durum, AKP içinde ekonomi politikalarına dair farklı görüşlerin olduğunu ve Zeybekci’nin bu görüşleri yüksek sesle dile getirme cesaretini gösterdiğini düşündürüyor. Faizlerin yükseltilmesi, parasal sıkılaşma ve talep kısıtlama politikaları mevcut ekonomi yönetiminin ana stratejisi iken, Zeybekci’nin üretime, arza ve uzun vadeli teşviklere yaptığı vurgu, bu stratejilere yönelik örtülü bir eleştiri olarak yorumlanabilir. Bir yandan enflasyonla mücadele adı altında sıkılaştırma politikaları uygulanırken, diğer yandan iktidarın içinden gelen önemli bir ismin bu politikaların yatırım ve üretim üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekmesi, dikkat çekici bir paradoks yaratmaktadır. Bu durum, hükümetin ekonomi politikalarında bir rota değişikliği arayışında olup olmadığına dair de spekülasyonlara yol açabilir. Zeybekci’nin açıklamaları, sadece ekonomik bir analiz olmanın ötesinde, siyasi bir iç tartışmanın yansımaları olarak da okunabilir.

***

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com