İsrail-İran Gerilimi, Küresel Petrol Fiyatları ve Türkiye Ekonomisine Yansımaları: Enflasyon ve Vatandaşın Cüzdanına Etkileri
Orta Doğu’daki siyasi iklimin uzun süredir kaynadığı düşünüldüğünde, İsrail-İran arasındaki doğrudan çatışma hiç kimse için büyük bir sürpriz olmadı. Adeta “eli kulağında” denilebilecek bir gerilim, adım adım bu noktaya taşındı. Asıl merak konusu ise, bu çatışmanın askeri ve siyasi boyutlarının ötesinde, küresel ve bölgesel düzeyde hangi yeni gerilim noktalarına yol açacağıdır. Askeri stratejiler ve uluslararası ilişkilerin kısa vadeli dinamikleri elbette alanında uzman isimlerce detaylıca değerlendiriliyor. Ancak vatandaşın ve ekonominin öncelikli gündemi, bu çatışmanın günlük yaşamına, geçim koşullarına ve cebine nasıl yansıyacağıdır.
Bölgedeki tansiyonun yükselmesiyle birlikte, Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ülkelerin ekonomileri üzerinde kaçınılmaz bir baskı oluşmaktadır. Halihazırda yüksek enflasyon ve zorlu geçim koşullarıyla mücadele eden Türk toplumu için, bu tür dış şokların etkileri çok daha derin hissedilmektedir. Özellikle vatandaş, bu füze düellosundan ve savaş atmosferinden Türkiye’nin ekonomik anlamda ne kadar etkileneceğini, kısa vadede hangi sonuçlarla karşılaşılacağını büyük bir endişeyle düşünmektedir. Bu kaygılar, mevcut ekonomik zorluklar göz önüne alındığında elbette ki haklıdır. Beklentiler, zaten ağır olan geçim şartlarının daha da zorlaşacağı yönündedir.
Petrol Piyasasındaki Dalgalanmalar ve Türkiye’nin Enerji Faturasına Etkisi
Jeopolitik gerilimlerin tırmanmasıyla birlikte, küresel piyasalarda ilk ve en belirgin hareketlilik her zaman olduğu gibi ham petrol fiyatlarında gözlendi. Ortadoğu, dünyanın en büyük petrol üreticilerinden bazılarına ev sahipliği yapması ve kritik enerji nakil yollarını barındırması nedeniyle, bölgedeki her türlü istikrarsızlık petrol arz güvenliğine ilişkin endişeleri tetikler ve fiyatları yukarı çeker. Bu durum, piyasaların temel reaksiyonlarından biridir.
İlginçtir ki, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), çatışmanın patlak vermesinden henüz bir ay bile geçmemişken, 22 Mayıs’ta yayımladığı yılın ikinci enflasyon raporunda ham petrol fiyatlarını hem bu yıl hem de gelecek yıl için aşağı yönlü revize etmişti. İlk enflasyon raporunda bu yıl için 76,5 dolar olarak öngörülen ham petrolün varil fiyatı 65,8 dolara, 2026 yılı tahmini ise 74 dolardan 60,6 dolara çekilmişti. Merkez Bankası’nın bu revizyonu, küresel ekonomideki yavaşlama beklentileri ve arz fazlası olasılıkları gibi faktörlere dayanıyordu. Ancak ne var ki, bu revizyonun üzerinden çok geçmeden ortaya çıkan İsrail-İran gerilimi, bu iyimser beklentiyi tamamen boşa çıkardı ve petrol fiyatları eski düzeylerine, hatta üzerine çıktı.
Petrol fiyatlarındaki bu beklenmedik sıçramanın yurt içi piyasalara ilk yansıması, motorine uygulanan 1,70 liralık zam oldu. Geçtiğimiz hafta gerçekleşen diğer akaryakıt zamlarının ise savaşla doğrudan bir ilgisi bulunmuyordu. Savaşın etkisiyle ham petrolün varil fiyatında yaklaşık 10 dolarlık bir artış yaşandı. Eğer fiyatlar bu seviyelerde (74 dolar civarı) stabilize olursa bu iyi bir senaryo olarak kabul edilebilir. Ancak piyasa uzmanları, petrolün varil fiyatının 100 doları bulabileceğine dair tahminlerde bulunuyorlar ki bu da mevcut fiyata göre üçte birlik bir artış anlamına gelir. Varil fiyatının savaş öncesi duruma göre 74-75 dolar civarında kalması durumunda Türkiye için oluşan ek maliyeti inceleyelim.
Türkiye, yıllık ortalama 30 milyon ton, yani yaklaşık 220 milyon varil ham petrol ithal etmektedir. Yılın ilk beş buçuk ayı geride kaldığına göre, yıl sonuna kadar kalan altı buçuk aylık dönemde yaklaşık 120 milyon varil ham petrol ithalatı söz konusu olacaktır. Şayet savaşın ekonomik aktivite üzerinde olumsuz bir etkisi olur ve ithalat talebi azalırsa bu miktar bir miktar düşebilir. Ancak 120 milyon varillik ithalat için varil başına fazladan ödenecek 10 dolar, Türkiye’ye 1,2 milyar dolarlık ek bir yük getirmektedir. Bu tutar, ülke ekonomisinin genel büyüklüğü ve toplam ithalat faturası düşünüldüğünde ilk bakışta “önemsiz” veya “çok küçük” gibi görünebilir. Ancak bu, sadece ham petrolle ilgili doğrudan bir maliyet artışıdır.
Aslında bu tutar, doğrudan petrol faturasında ortaya çıkacak yükün yalnızca bir kısmını temsil etmektedir. Petrol fiyatlarındaki artışın genellikle domino etkisi yaratarak başta doğalgaz olmak üzere diğer enerji kalemlerinin ithalat maliyetlerini de yükseltmesi beklenir. Örneğin, doğalgaz fiyatları genellikle uzun vadeli petrol fiyat endekslerine bağlıdır ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) piyasası da petrolle güçlü bir korelasyon sergiler. Dolayısıyla, savaşın enerji piyasaları üzerindeki genel etkisi, Türkiye’nin toplam enerji ithalat faturasının 1,2 milyar dolardan çok daha fazla büyümesine neden olabilir. Bu durum, ülkenin cari açık dengesi üzerinde ilave bir baskı yaratma potansiyeli taşımaktadır.
Enflasyon Üzerindeki Doğrudan ve Dolaylı Etkiler: Vatandaşın Cüzdanına Yansımalar
Savaşın petrol fiyatlarını artırmasıyla birlikte akaryakıta gelen zamlar, özellikle Türkiye gibi yüksek enflasyonla mücadele eden bir ülkede, tüketici fiyatları üzerinde ciddi bir baskı oluşturur. Yukarıda da belirtildiği gibi motorine gelen 1,70 liralık zam, bu sürecin sadece başlangıcı olabilir. Yakın gelecekte benzine yeni zamlar gelmesi ve motorinde ilave artışlar yaşanması hiç de sürpriz olmayacaktır.
Akaryakıt zamlarının enflasyon üzerindeki etkisini anlamak için Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından kullanılan hesaplama yöntemine dikkat etmek gerekir. TÜFE’deki fiyat değişimleri, “ay sonu-ay sonu” kıyaslamasıyla değil, “ay ortalaması-ay ortalaması” kıyaslamasıyla belirlenir. Bu, anlık bir fiyat artışının, ayın başından itibaren geçerli olan ortalama fiyatı nasıl değiştirdiğine bakıldığı anlamına gelir ve dolayısıyla mayıs ayının sonundaki fiyatla mevcut akaryakıt fiyatını doğrudan kıyaslamak yanıltıcı olabilir.
Bu hesaplama yöntemi dikkate alındığında, eğer akaryakıt fiyatları bugünkü düzeyinde sabit kalırsa, haziran ayında benzin mayısa göre yüzde 3,53, motorin ise yüzde 5,20 oranında artış göstermiş olacak. Ortalama artış ise yüzde 4,36 civarında gerçekleşecektir. Akaryakıt kaleminin TÜFE içerisindeki ağırlığı yüzde 3,33 düzeyindedir. Bu durumda, yüzde 4,36’lık bir akaryakıt zammının haziran ayı TÜFE’sini doğrudan yalnızca 0,15 puan etkilemesi beklenir. Dolayısıyla, “savaş yüzünden ham petrol çok arttı, akaryakıta zam geldi, bu da TÜFE’nin haziranda çok artması sonucunu doğurur” şeklindeki yorumlar, doğrudan etki açısından tam olarak doğru değildir.
Dolaylı Etkiler ve “Bahane Enflasyonu”nun Karanlık Gölgesi
Ancak, asıl tehlike ve enflasyonist baskının büyük kısmı, akaryakıt fiyatlarındaki artışın “dolaylı etkileri” ve “bahane etkisi” adı verilen faktörlerden kaynaklanmaktadır. Bu etkiler, ölçülmesi zor olmasına rağmen, vatandaşın alım gücünü derinden sarsan ve enflasyonla mücadeleyi karmaşıklaştıran unsurlardır:
- Ulaşım ve Lojistik Maliyetlerindeki Artış: Akaryakıt zamları, sadece bireysel araç sahiplerini değil, tüm taşımacılık sektörünü doğrudan etkiler. Gıda ürünlerinden sanayi hammaddelerine, tüketim mallarından hizmet sektörüne kadar her türlü mal ve hizmetin nakliye maliyetleri artar. Bu durum, market raflarındaki ürün fiyatlarına, kargo ücretlerine, hatta otobüs ve taksi tarifelerine yansır.
- Üretim ve Üretici Maliyetlerindeki Yükseliş: Tarım, imalat, inşaat gibi birçok sektörde üretim süreçleri enerjiye bağımlıdır. Akaryakıt ve diğer enerji kalemlerindeki artışlar, bu sektörlerin girdi maliyetlerini yükseltir. Üreticiler, artan maliyetlerini tüketiciye yansıtmak zorunda kalır ve bu da Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) üzerinden Tüketici Fiyat Endeksi’ne (TÜFE) yavaş yavaş sirayet eder.
- Hizmet Sektörüne Yansımalar: Restoranların tedarik zinciri maliyetlerinden kurye hizmetlerine, tamir ve bakım ücretlerinden turizm sektörüne kadar geniş bir yelpazedeki hizmetlerin fiyatları, artan enerji maliyetlerinden etkilenir.
- Beklenti Enflasyonu: Enerji fiyatlarındaki artışlar ve genel ekonomik belirsizlik, toplumda ve iş dünyasında enflasyon beklentilerini yükseltir. Bu beklentiler, fiyatların daha da artacağı düşüncesiyle, firmaların zam yapma eğilimini güçlendirir ve bir nevi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşebilir.
- “Bahane Etkisi” (Fırsatçılık): Enflasyonist dönemlerde ve özellikle jeopolitik gerilimler gibi bahane yaratmaya müsait durumlarda, bazı işletmeler maliyet artışlarının üzerinde zam yaparak haksız kazanç sağlama yoluna gidebilirler. Bu “bahane enflasyonu”, gerçek maliyet artışlarından çok daha fazla fiyat yükselişine neden olarak tüketicinin alım gücünü daha da aşındırır. Bu durum, enflasyonla mücadeleyi zorlaştıran önemli bir sosyal ve ekonomik sorundur.
Bu dolaylı etkilerin toplamı, doğrudan 0,15 puanlık etkiyle kıyaslanamayacak kadar büyük ve yaygın bir enflasyonist baskı yaratır. Vatandaşlar, market alışverişlerinden faturalarına, ulaşımdan temel ihtiyaçlara kadar her alanda bu artışları doğrudan hissedeceklerdir.
Enflasyon Hesaplamasındaki Süreklilik: Taşınan Etki (Carry-over Effect)
TÜFE’de değişim ay ortalamasındaki fiyatlara göre hesaplandığı için, bugünden itibaren temmuz sonuna kadar yeni bir zam yapılmasa bile, haziran ayında yaşanan artışlar temmuz enflasyonunu da etkilemeye devam edecektir. Hem benzinde hem de motorinde son geçerli fiyatlar, haziran ayı ortalamasının üzerinde seyretmektedir. Eğer bu fiyatlar değişmezse, temmuz ayının ortalama fiyatı da bu yüksek düzeyde oluşacaktır.
Bu “taşınan etkiyi” (carry-over effect) bir örnekle açıklayalım: Diyelim ki benzinin mayıs ayındaki ortalama fiyatı 40 lira olsun. Haziran ayı için şimdiden oluşan ortalama fiyat 42 liraya yükselmiş olsun ve haziran ayının son fiyatı da 44 lira olarak gerçekleşsin. Eğer temmuz ayı boyunca bu 44 liralık son fiyat sabit kalırsa, temmuz ayının ortalama fiyatı da 44 lira olacaktır. Temmuz enflasyonu hesaplanırken, “ay içinde hiç zam gelmemiş olmasına rağmen”, temmuz ortalaması olan 44 lira, haziran ortalaması olan 42 lira ile kıyaslanacak ve benzin, enflasyon hesabına temmuzda zam görmüş gibi yansıyacaktır. Bu durum, fiyatlarda yeni bir artış olmasa bile enflasyonist momentumun devam ettiğini gösterir.
Bu taşınan etki sonucunda, eğer fiyatlar sabit kalırsa, temmuz ayının ortalamasında haziran ortalamasına göre benzin yüzde 1,22, motorin ise yüzde 2,69 oranında ek bir zam görmüş gibi enflasyon hesabına girecektir. Bu da Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele hedeflerine ulaşmasını zorlaştıran bir başka önemli faktördür.
Türkiye Ekonomisi İçin Zorluklar ve Politika Arayışları
İsrail-İran geriliminin yarattığı bu tablo, Türkiye ekonomisi için birden fazla cephede zorluklar yaratmaktadır. Artan enerji ithalat faturası, zaten yüksek olan cari açığı daha da genişletme potansiyeli taşırken, petrol fiyatlarındaki yükselişin doğrudan ve dolaylı enflasyonist etkileri, vatandaşın alım gücünü daha da aşındıracaktır. Özellikle yüksek enflasyonla mücadele edilen bir dönemde gelen bu dış şok, para ve maliye politikalarının işini zorlaştırmaktadır.
Hükümet ve ilgili kurumlar, bu tür dış şoklara karşı ekonominin direncini artırmak ve vatandaşları korumak adına çeşitli politika araçlarını devreye sokmak durumunda kalabilirler. Bu, sübvansiyonlar, vergi düzenlemeleri veya hedefli destek programları şeklinde olabilir. Ancak her politikanın bütçe üzerindeki etkisi ve enflasyonist baskıyı azaltmadaki başarısı dikkatle değerlendirilmelidir. Enflasyon beklentilerini yönetmek ve fahiş fiyat artışlarına karşı denetimleri artırmak da bu süreçte kritik öneme sahiptir.
Küresel Belirsizlik Ortamında Türkiye’nin Geleceği
Ortadoğu’daki jeopolitik belirsizlikler ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalar, küresel ekonomiyi derinden etkilemeye devam etmektedir. İsrail-İran gerilimi, bu belirsizliğin sadece bir örneğidir ve bölgedeki durumun daha da karmaşıklaşma potansiyeli taşımaktadır. Türkiye gibi jeostratejik konumu ve enerji ithalatına bağımlılığı yüksek ülkeler için, bu tür gelişmelerin uzun vadeli ekonomik istikrar ve büyüme hedefleri üzerindeki etkisi göz ardı edilemez.
Uzun vadede enerji çeşitliliği, yerli enerji kaynaklarının artırılması ve enerji verimliliği gibi konular, Türkiye’nin dış şoklara karşı direncini artırmanın anahtarı olacaktır. Kısa vadede ise, sağlam bir ekonomik yönetim, enflasyonla kararlı mücadele ve vatandaşın refahını korumaya yönelik politikalar, bu zorlu süreci atlatmada hayati rol oynayacaktır. Küresel gelişmelerin yakından takip edilmesi ve proaktif adımların atılması, Türkiye ekonomisinin bu fırtınalı dönemden en az zararla çıkabilmesi için elzemdir.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: ekonomim.com