Emtia Piyasasının Nabzı

Küresel Emtia Piyasasında Makroekonomik ve Jeopolitik Dinamikler: Fed, Çin ve Ticaret Savaşlarının Fiyatlamalara Etkisi

Geride bıraktığımız dönemde emtia piyasaları, küresel ekonomiyi şekillendiren temel faktörlerin etkisiyle önemli dalgalanmalar yaşadı. Makroekonomik veriler, ABD Merkez Bankası (Fed) politikalarına yönelik faiz indirimi beklentileri ve jeopolitik gelişmeler, emtia fiyatlarının seyrinde belirleyici rol oynadı. Bu dinamik haftada piyasalar, özellikle Fed’in gelecekteki adımları ve Çin ekonomisindeki yavaşlamanın küresel talebe etkileri üzerinde yoğunlaştı.

ABD ekonomisinden gelen makroekonomik veriler, Fed’in para politikası kararları açısından yakından izlendi. Temmuz ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), beklentiler doğrultusunda açıklanarak yıllık enflasyonun düşüş eğilimini sürdürdüğünü gösterdi. Bu ılımlı enflasyon verisi, piyasalardaki Fed’in faiz indirimine gideceği yönündeki beklentileri güçlendirdi. Ancak, aynı döneme ilişkin açıklanan Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE), %0,3’lük bir artışla son üç yılın en hızlı yükselişini kaydetti. Üretici fiyatlarındaki bu beklenmedik sıçrama, Fed’in olası bir gevşeme adımına yönelik manevra alanına ilişkin endişeleri artırdı ve piyasalarda kısa süreli bir karışıklığa yol açtı. Her ne kadar yüksek gelen ÜFE verisi, faiz indirimi ihtimalini bir miktar zayıflatmış gibi görünse de, para piyasalarında Eylül ayında 25 baz puanlık bir faiz indirimi olasılığına hala büyük oranda kesin gözüyle bakılmaya devam ediliyor. Fed’in faiz politikası kararları, küresel piyasalar için kritik önem taşımakta olup, özellikle doların değeri ve uluslararası yatırım akışları üzerinde doğrudan etkili olmaktadır.

Küresel ekonominin lokomotiflerinden Çin’deki gelişmeler de emtia piyasaları için vazgeçilmez bir takip konusu oldu. Ülke ekonomisinden yayımlanan kredi istatistikleri, kayda değer bir yavaşlamaya işaret etti. Bankaların Yuan cinsinden yeni kredileri, Temmuz ayında 50 milyar Yuan azalarak son 20 yılın ilk aylık daralmasını kaydetti. Bu durum, hane halkı ve şirketlerin kredi talebindeki isteksizliğin sürdüğünü açıkça ortaya koydu. Toplam sosyal finansman (TSF) stok büyümesi yıllık bazda %9’a yükselirken, M2 para arzı ise yıllık %8,8 arttı. Ancak bu artışlar, kredi daralmasıyla birleştiğinde ekonomideki genel yavaşlamayı dengelemeye yetmedi. Çin Ulusal İstatistik Bürosu tarafından yayımlanan Temmuz ayı faaliyet göstergeleri de benzer bir tablo çizdi: sanayi üretimi yıllık %5,7 yükselerek son sekiz ayın en düşük artış hızını kaydetti, perakende satışlardaki yıllık artış ise %3,7 ile zayıf seyrini korudu. Özellikle emlak sektörü, Ocak-Temmuz döneminde emlak yatırımlarının %12 gerilemesiyle büyük bir daralma yaşadı. Kentsel anket işsizlik oranı Temmuz’da %5,2’ye yükseldi. Enflasyon cephesinde ise TÜFE yıllık bazda yatay seyrederken, ÜFE yıllık eksi %3,6 olarak kaydedildi. Bu veriler, Çin’in hem iç talebi hem de genel ekonomik aktivitesi üzerindeki baskının devam ettiğini gösterdi ve küresel emtia talebi üzerinde olumsuz bir etki yarattı. Konut piyasasına ilişkin yapılan açıklamada, fiyat düşüş hızının birinci kademe şehirlerde kısmen yavaşladığı bildirilse de, analistler yerel teşviklere rağmen sektörde kalıcı bir dengelenme için daha kapsamlı ve uzun vadeli desteklere ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Çin’deki bu ekonomik yavaşlama, özellikle sanayi metalleri gibi hammaddelerin küresel talebi üzerinde önemli bir baskı oluşturmaktadır.

Emtia piyasalarında bir diğer belirleyici unsur ise jeopolitik riskler ve diplomatik temaslar oldu. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın seyrine ilişkin belirsizlikler devam ederken, dünya liderleri arasındaki diplomatik görüşmeler de fiyatlamalar üzerinde etkili oldu. Özellikle Alaska’da gerçekleştirilen ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin zirvesi, piyasalarda belirli beklentiler ve endişeler yarattı. Analistler, Trump’ın Çin ile gümrük tarifesi ateşkesini 90 gün uzatma kararının, ABD ile Çin arasındaki ticaret müzakerelerinde özellikle de sanayi metalleri açısından en kötü senaryoyu geçici bir süreliğine ötelemiş olabileceğini ifade etti. Ancak, Trump yönetiminin müttefik ülkelere karşı uyguladığı yüksek tarifelerin etkisi, emtia piyasalarında arz-talep dengesini bozarak fiyatlarda dalgalanmalara yol açmayı sürdürüyor. Bu jeopolitik gerilimler ve ticaret politikaları, küresel tedarik zincirlerinin kırılganlığını artırarak birçok emtianın fiyatında belirsizliğe neden olmaktadır. Tüm bu gelişmelerin ardından, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi haftayı %4,32 seviyesinde tamamlarken, dolar endeksi ise %0,3 azalışla 97,9’a geriledi. Bu genel makroekonomik ve jeopolitik tablo, emtia piyasalarındaki belirsizliğin ve dalgalanmanın temelini oluşturmaktadır.

Değerli Metallerde Faiz Karışıklığı ve Güvenli Liman Dinamikleri

Değerli metaller, bu çalkantılı haftada karmaşık bir seyir izledi. ABD’de Temmuz ayı enflasyonunun (TÜFE) beklentilere paralel ve ılımlı gelmesi, Fed’in faiz indirimine gideceği yönündeki beklentileri güçlendirerek altın ve diğer değerli metallere destek sağladı. Faiz indirimleri, değerli metallerin fırsat maliyetini düşürerek onları daha cazip hale getirir. Ancak, aynı döneme dair açıklanan Üretici Fiyat Endeksi’nin (ÜFE) son üç yılın en hızlı artışını göstermesi, Fed’in gevşeme adımı atmayabileceği endişesini doğurarak fiyatları baskıladı. Bu tezat veriler, piyasada “dovish” (güvercin) ve “hawkish” (şahin) beklentiler arasında gidip gelen bir fiyatlama yapısı oluşturdu. Jeopolitik tarafta ise, Trump ile Putin’in Alaska’da gerçekleştirdiği zirve öncesi oluşan belirsizlik ortamı, değerli metallerin güvenli liman niteliğini ön plana çıkararak fiyatlardaki olası düşüşleri bir nebze törpüledi. Altın fiyatları tamamlanan haftada bu gelişmelerle dalgalı bir seyir izlerken, hafta başında Trump’ın altın külçelerine gümrük tarifesi koymayacağını açıklaması da altın piyasasında olumlu bir hava yaratarak fiyatlamalar üzerinde etkili olmuştu. Sonuç olarak, değerli metallerde ons bazında fiyatlar, altında %1,8, gümüşte %0,9 ve paladyumda %0,9 değer kaybederken, platin ise %0,3 oranında değer kazandı. Bu farklılaşma, her bir metalin endüstriyel kullanım alanları ve arz-talep dengelerindeki özgün faktörlerden kaynaklanmaktadır.

Baz Metallerde Çin Baskısı ve Arz Kısıtları

Baz metaller piyasasında ise Çin’den gelen makroekonomik veriler belirleyici oldu. Çin’deki sanayi üretimindeki yavaşlama, sabit yatırımlardaki sınırlı artış ve emlak sektöründeki süregelen düşüş, küresel baz metal talebi üzerinde ciddi bir baskı yarattı. Endüstriyel talebe son derece bağımlı olan baz metaller, Çin ekonomisindeki bu yavaşlamadan doğrudan etkilendi. Ancak bu genel baskıya rağmen, nikel ve bakır piyasaları pozitif ayrışmayı başardı. Bakır fiyatlarında, Çin’den gelen zayıf makroekonomik verilerin yarattığı olumsuz etki, arz taraflı gelişmelerle dengelendi ve hatta destek buldu. Dünyanın en büyük bakır üreticisi Şili’de Codelco’ya ait El Teniente madenindeki tünel çökmesi nedeniyle üretimin aylarca durabileceği açıklaması, küresel bakır arzında önemli bir daralma beklentisi yarattı. Ayrıca Zambiya’nın ikinci çeyrek bakır üretiminin düştüğü ve 2025 için belirlenen üretim hedefini riske attığı bildirildi. Bu tür arz endişeleri, bakır fiyatlarını yukarı yönlü desteklerken, büyük madencilik şirketi Antofagasta’nın yılın ilk yarısında karını %60 artırdığını açıklaması da piyasaya olumlu yansıdı. Çinko fiyatlarında ise farklı bir dinamik gözlendi. İsviçre merkezli emtia ticaret şirketi Trafigura, Singapur’daki LME onaylı depolardan büyük miktarda çinkoyu çekerek bunların bir kısmını ABD’ye sevk etmeye başladı. Trafigura, bu çinkonun bir bölümünün, iştiraki olan Nyrstar’ın Tennessee’deki Clarksville çinko izabe tesisinin Ekim ortasından itibaren 21 gün süreyle bakıma girecek olması nedeniyle ABD’li müşterilere tedarik için kullanılacağını belirtti. Analistler, bu adımın bir diğer olası nedeninin ise ABD’nin Nisan ayında başlattığı ve çinkoyu da kapsayan kritik madenler soruşturması sonucu çinko ithalatına ek vergi gelebileceği beklentisi olduğunu kaydetti. Tüm bu gelişmelerle, baz metallerde tezgah üstü piyasada bu hafta fiyatlar libre bazında bakırda %0,3, nikelde %0,4 değer kazanırken, çinkoda %1,3, alüminyumda %0,5 ve kurşunda %1,1 değer kaybetti.

Petrol Piyasasında Rusya-Ukrayna Belirsizliği ve Talep Endişeleri

Brent petrolün varil fiyatı, geride bıraktığımız haftada oldukça dalgalı bir seyir izledi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ve ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) raporlarında küresel petrol talebinin zayıfladığına işaret edilmesi, piyasalarda arz fazlası endişelerini tetikledi. Bu raporların etkisiyle Brent petrolün varil fiyatı 64,75 dolara kadar gerileyerek 2 Haziran haftasından bu yana en düşük seviyesini gördü. Küresel ekonomideki yavaşlama sinyalleri, özellikle Çin’den gelen zayıf verilerle birleştiğinde, petrol talebi görünümünü olumsuz etkiledi. Ancak, ABD Başkanı Trump ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in gerçekleştirdiği zirve öncesinde oluşan diplomatik beklentiler ve olası bir Rusya-Ukrayna ateşkesi ihtimali, petrol fiyatlarındaki değer kaybını kısmen telafi etti. Jeopolitik gerilimlerin azalması veya bir çözüme ulaşılması, genellikle petrol arz güvenliği üzerindeki baskıyı hafifleterek fiyatları destekleyebilir. Bu gelişmelerle birlikte, Brent petrolün varil fiyatı haftayı %0,1 azalışla tamamlarken, New York Ticaret Borsası’nda işlem gören doğal gazın İngiliz termal birimi (MMBtu) cinsinden fiyatı da %2,5 değer kaybetti. Petrol ve doğal gaz piyasaları, küresel enerji talebi, jeopolitik gelişmeler ve arz kesintileri gibi çok sayıda faktöre duyarlı olmaya devam ediyor.

Tarım Emtia Fiyatlarında Karışık Seyir ve Rekolte Etkisi

Tarım emtia piyasası da geçen hafta karışık bir görünüm sergiledi. Küresel iklim koşulları ve tarım ürünleri rekolte tahminleri, fiyatlar üzerinde önemli bir etki yarattı. ABD’de mısır ve soya için yüksek verim öngörüleri ile Rusya ve Avustralya’da artan buğday rekoltesi, genel olarak tarım emtia fiyatlarını aşağı yönlü baskıladı. Özellikle buğday piyasası, küresel arz fazlası nedeniyle uzun süredir baskı altında bulunuyordu. Küresel buğday arzı, büyük ölçüde Avrupa’daki mahsullerin iyileşmesi sayesinde geçen yıla göre daha yüksek seviyelerde seyrediyor. Avustralya ve Arjantin’deki elverişli yağmurlar da Güney Yarımküre’de ortalama ve ortalamanın üzerinde buğday verimi elde etme olasılığını artırdı. Tüm bu arz bolluğu beklentileri, buğday fiyatlarının 4 yılın en düşük seviyesi olan kile başına 5,0275 doları test etmesine neden oldu. Ancak, ABD’den gelen güçlü ihracat satışları, özellikle mısır ve buğdaydaki düşüşleri bir nebze telafi etmeyi başardı. Soya fasulyesi piyasasında ise güçlü ihracat rakamlarının yanı sıra, rekor iç işleme verileri de fiyatları destekleyerek düşüşleri engelledi. Bu gelişmelerle, Chicago Ticaret Borsası’nda kile başına fiyatlar pirinçte %0,2 değer kaybederken, soya fasulyesinde %5,6, buğdayda %2,5 ve mısırda %0,1 arttı. Diğer tarım ürünlerinde de benzer dinamikler gözlendi: ABD’de faaliyet gösteren emtia borsası Intercontinental Exchange’te (ICE) libre bazında fiyatlar, kahvede %11,1, şekerde %1,4 ve pamukta %1,3 artış kaydetti. Kakaonun ton başına fiyatı ise haftayı %3,8’lik bir artışla tamamladı. Tarım emtia piyasası, hava koşulları, küresel ticaret politikaları ve talep dinamikleri gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak volatil bir yapı sergilemeye devam etmektedir.

“Buğday Tarafında Rekolte Yüksek Kalmaya Devam Ediyor”

Vadeli işlem ve emtia piyasaları uzmanı Zafer Ergezen, buğdayın 4 yılın en düşük seviyesini görmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ergezen, buğday tarafında rekoltenin yüksek kalmaya devam etmesinin, fiyatların baskı altında kalmasının temel nedeni olduğunu belirtti. Özellikle dünya buğday ticaretinin yaklaşık %30’unun Rusya ve Ukrayna gibi Karadeniz bölgesinden gerçekleştiğini vurgulayan Ergezen, “Bu bölgedeki savaşın ilk başlarda endişeleri artırmıştı ancak sonrasında özellikle Türkiye’nin diplomatik katkılarıyla oluşan tahıl koridoru, buradaki ürünlerin uluslararası piyasalara rahat bir şekilde erişimini sağlamış oldu. Bu durum, piyasadaki arz endişelerini önemli ölçüde azalttı,” diye konuştu. Ergezen, buğdayın uluslararası yaptırımlar dışında kalmasının da arz konusundaki endişeleri oldukça azalttığını ve aynı zamanda küresel rekolte tarafının da artış göstermesinin fiyatların baskı altında kalmasına yol açtığını ifade etti. Son dönemde artan buğday üretim tahminlerinin de fiyatlardaki düşüşte etkili olduğunu belirten Ergezen, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Üretim tahminleri burada oldukça önemli bir rol oynuyor. Hem ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) hem de Uluslararası Hububat Komisyonu’nun (IGC) rakamlarına baktığımız zaman, önceki sezona göre üretim tahminlerinde kayda değer bir artış vardı. Bunun aslında fiyatlamalara yansımasını izlemekteyiz. Son gelen ABD Tarım Bakanlığı’nın üretim tahminlerine baktığımız zaman orada da bir miktar üretim tahminlerinde düşüş olduğunu görüyoruz. Bu hafif düşüş, belki fiyatlarda kısa süreli bir toparlanmaya yol açabilir. Ancak genel trendi görmek için önümüzdeki dönemdeki üretim tahminlerini ve küresel arz-talep dengesindeki değişimleri yakından izlemeye devam edeceğiz.” Ergezen’in bu açıklamaları, buğday piyasasındaki mevcut durumun küresel arz fazlası ve jeopolitik istikrarsızlığın birleşimiyle şekillendiğini ve piyasanın önümüzdeki dönemde yeni verilere göre yön bulacağını işaret etmektedir.