ABD Borsalarında Zorlu Bir Hafta: Enflasyon Endişeleri, Şirket Karları ve Trump’ın Politikaları Piyasayı Şekillendiriyor
Geride bıraktığımız dönemde ABD pay piyasaları, küresel ekonomiyi şekillendiren çeşitli faktörlerin etkisi altında negatif bir seyir izledi. Yatırımcılar, makroekonomik verilerin yanı sıra şirket bilançoları ve siyasi açıklamaların piyasalar üzerindeki potansiyel etkilerini dikkatle değerlendirdi. Bu karmaşık tablo içinde, Dow Jones endeksi 140 puanın üzerinde değer kaybederek yüzde 0,32’lik bir düşüşle 44.424,25 puana geriledi. Geniş tabanlı S&P 500 endeksi yüzde 0,29 azalışla 6.101,22 puana inerken, teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi ise yüzde 0,50’lik bir kayıpla 19.954,30 puanda kapanış yaptı. Bu düşüşler, ekonomik görünümdeki belirsizliklerin ve yatırımcı duyarlılığındaki hassasiyetin bir göstergesi olarak yorumlandı.
ABD ekonomisinin nabzını tutan önemli göstergelerden biri olan tüketici güven endeksi, ocak ayında Michigan Üniversitesi tarafından yapılan ölçümlerde aşağı yönlü revize edilerek 71,1 seviyesinde gerçekleşti. Bu revizyon, piyasalarda endişe yaratan bir gelişme oldu. Özellikle işsizlik oranları ve olası gümrük tarifelerinin enflasyon üzerindeki etkilerine dair artan endişeler, tüketici güveninde son altı ayın ardından ilk kez düşüşe neden oldu. Tüketicilerin geleceğe yönelik ekonomik beklentileri, kişisel finansman durumları ve genel ekonomik koşullara ilişkin algıları, bu tür endekslerle yakından takip edilir. Güven endeksindeki düşüş, hane halkının harcama eğilimleri ve ekonomik aktivite beklentileri açısından bir uyarı işareti olarak değerlendirilebilir.
Enflasyon beklentileri de piyasaların odağında yer alan kritik bir diğer veriydi. Tüketicilerin kısa vadeli enflasyon beklentisi, ocak ayında yüzde 2,8’den yüzde 3,3’e yükselerek Mayıs 2024’ten bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaştı. Benzer şekilde, uzun vadeli enflasyon beklentisi de yüzde 3’ten yüzde 3,2’ye yükseldi. Bu artışlar, hane halkının gelecekteki fiyat artışlarına ilişkin algılarının güçlendiğini ve bu durumun, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) para politikası kararları üzerinde baskı oluşturabileceğini gösterdi. Enflasyon beklentilerindeki yükseliş, Fed’in faiz indirimlerini başlatma zamanlaması ve hızı konusunda daha temkinli davranmasına yol açabilir; bu da faiz oranlarına duyarlı sektörler ve genel piyasa için önemli sonuçlar doğurabilir.
İmalat ve hizmet sektörlerindeki aktiviteyi gösteren Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri de farklı bir tablo ortaya koydu. Ocak ayında imalat sanayi PMI, aylık 0,7 puanlık bir artışla 50,1 seviyesine çıkarak piyasa beklentilerinin üzerinde bir performans sergiledi. 50 seviyesinin üzerindeki bir PMI değeri, sektörde genişlemeye işaret eder ve imalat sektörünün toparlanma emareleri gösterdiğini düşündürebilir. Ancak, hizmet sektörü PMI aynı dönemde 4 puan azalışla 52,8’e gerileyerek piyasa beklentilerinin altında kaldı. Hizmet sektörünün ABD ekonomisinin büyük bir kısmını oluşturduğu düşünüldüğünde, bu düşüş ekonominin genel sağlığına dair bazı soru işaretleri oluşturdu. İki sektör arasındaki bu farklılaşma, ekonomik toparlanmanın heterojen bir şekilde ilerlediğine işaret ediyor olabilir.
ABD konut piyasası da karmaşık bir görünüm sergiledi. İkinci el konut satışları, geçen yılın son ayında aylık yüzde 2,2 artarak Şubat 2024’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Bu artış, piyasada bir miktar canlanma olduğunu gösterse de, genel tablo daha zorluydu. Yüksek mortgage (konut kredisi) faiz oranları ve konut fiyatlarındaki artışın etkisiyle, 2024 genelinde ikinci el konut satışları 1995’ten bu yana kaydedilen en düşük seviyeyi gördü. Bu durum, konut alım gücünün önemli ölçüde azaldığını ve birçok potansiyel alıcının piyasadan uzaklaştığını gösteriyor. Konut piyasasındaki bu durgunluk, inşaat sektörü ve ilgili diğer sektörler üzerinde de olumsuz bir baskı oluşturarak genel ekonomik büyümeyi yavaşlatma potansiyeli taşıyor.
Kurumsal tarafta ise şirketlerin finansal sonuçları yatırımcılar tarafından yakından takip edildi ve piyasa hareketlerinde belirleyici rol oynadı. ABD’li havacılık devi Boeing, işçi grevleri, bazı savunma, uzay ve güvenlik programlarıyla ilgili artan giderler ve işten çıkarmalarla ilgili maliyetlerin etkisiyle geçen yılın dördüncü çeyreğinde zarar beklediğini duyurdu. Bu haber, şirketin hisselerinin yüzde 1,3 değer kaybetmesine yol açtı. Boeing’in önümüzdeki hafta açıklanacak bilançosu, sektördeki zorlukları ve şirketin gelecekteki performansına dair beklentileri daha net ortaya koyacak. Öte yandan, American Express’in hisseleri de, şirketin karının geçen yılın dördüncü çeyreğinde yüzde 12 arttığını bildirmesine rağmen yüzde 1,3 düştü. Bu durum, piyasanın kar rakamlarının ötesinde, geleceğe yönelik beklentiler veya sektördeki rekabet gibi faktörlere daha fazla odaklandığını gösterdi. Telekomünikasyon devi Verizon ise geçen yılın dördüncü çeyreğinde abone sayısını beklenenden daha fazla artırmasıyla dikkat çekti ve hisseleri yüzde 0,9’luk bir yükseliş kaydetti. Bu sonuç, şirketin rekabetçi piyasada müşteri tabanını genişletme başarısını ve yatırımcı güvenini yansıttı.
Bilanço sezonunun devam ettiği bu dönemde, özellikle teknoloji devlerinin finansal raporları büyük bir merakla bekleniyor. Analistler, gelecek hafta Microsoft, Meta, Apple ve Tesla gibi sektör liderlerinin açıklayacağı bilançoların piyasa üzerinde önemli bir etki yaratacağını belirtiyor. Bu şirketlerin gelir, kar ve geleceğe yönelik beklentileri, genel piyasa eğilimlerini ve yatırımcı duyarlılığını derinden etkileme potansiyeline sahip. Büyük teknoloji şirketlerinin güçlü performansları, piyasalara moral verirken, olası zayıf sonuçlar ise endeksler üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabilir. Özellikle faiz oranlarının seyrinin belirsizliğini koruduğu bir dönemde, teknoloji hisselerinin büyüme potansiyelleri ve karlılıkları daha da önem kazanmaktadır.
Siyasi gelişmeler de piyasaların gündemindeki yerini koruyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın ekonomik ve ticari politikalara ilişkin açıklamaları, yatırımcılar tarafından yakından izleniyor. Analistler, Trump’ın görevdeki ilk haftasında uygulamayı değerlendirdiği tarifelere ilişkin somut bir plan ortaya koymamış olsa da, Kanada, Meksika, Çin ve Avrupa Birliği (AB) gibi önemli ticaret partnerlerine yönelik tehditlerinin bir endişe kaynağı olmaya devam ettiğini belirtiyor. Bu tehditler, olası bir ticaret savaşının fitilini ateşleyebileceği ve küresel tedarik zincirlerinde aksaklıklar yaratarak enflasyonist baskıları artırabileceği yönünde korkuları tetikliyor. Bu tür bir senaryo, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz indirimlerinin hızını yavaşlatmasına neden olabilir, zira Fed’in enflasyonla mücadeledeki önceliği devam etmektedir. Bu hafta düzenlenecek toplantısında faiz oranlarını sabit tutmasına kesin gözüyle bakılan Fed’in, gelecekteki adımları üzerinde Trump’ın politikaları önemli bir etken olacaktır.
Öte yandan, Donald Trump’ın son zamanlarda Çin’e ilişkin yaptığı açıklamalar da piyasada yankı buldu. Dün verdiği bir röportajda Trump’ın, Çin’e gümrük vergileri uygulamak zorunda kalmamayı tercih ettiğini söylemesi, bazı analistler tarafından “ılımlı” olarak yorumlandı. Bu açıklamaların ardından, Amerikan borsalarında işlem gören bazı Çinli şirketlerin hisselerinde yaşanan yükseliş dikkat çekti. Bu durum, piyasanın siyasi söylemlere ne kadar duyarlı olduğunu ve ticari gerilimlerdeki en küçük bir yumuşama sinyalinin bile hızlı tepkilerle karşılandığını bir kez daha gözler önüne serdi. Ancak, bu tür açıklamaların uzun vadeli politikalar açısından ne anlama geldiği ve kalıcı bir rahatlama sağlayıp sağlamayacağı konusunda belirsizlikler devam etmektedir.
Tüm bu gelişmelerin ışığında, tahvil piyasalarında da hareketlilik gözlendi. Özellikle küresel ekonomiye dair endişelerin artması ve yatırımcıların güvenli liman arayışına girmesiyle birlikte, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,61’e geriledi. Tahvil faizlerindeki düşüş, risk iştahının azaldığını ve yatırımcıların daha az riskli varlıklara yöneldiğini gösteren önemli bir göstergedir. Faiz oranlarındaki bu değişimler, şirketlerin borçlanma maliyetlerinden mortgage oranlarına kadar geniş bir yelpazede ekonomik etkiler yaratabilir.
Önümüzdeki hafta ise ABD piyasaları için yoğun bir veri ve olay takvimi bekleniyor. Analistler, büyüme verileri başta olmak üzere açıklanacak makroekonomik göstergelerin piyasa yönü üzerinde belirleyici olacağını vurguluyor. Ayrıca, Microsoft, Meta, Apple ve Tesla gibi teknoloji şirketlerinin açıklayacağı bilançolar, sektördeki ve genel piyasadaki gidişatı anlamak adına kritik öneme sahip olacak. Bunların yanı sıra, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz kararı ve Fed Başkanı Jerome Powell’ın karara ilişkin yapacağı açıklamalar, yatırımcılar tarafından büyük bir dikkatle takip edilecek. Powell’ın söylemleri, Fed’in gelecekteki para politikası adımlarına dair ipuçları vererek piyasa beklentilerini şekillendirme gücüne sahip olacak. Tüm bu faktörler, önümüzdeki dönemde ABD ve küresel piyasalardaki oynaklığın devam edebileceğinin sinyalini veriyor.