Nvidia Bilançosu ve Fed Gerilimi: Küresel Piyasalar Nereye Yöneliyor?
Küresel finans piyasaları, kritik gelişmelerin etkisiyle hareketli bir döneme giriyor. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) bağımsızlığına yönelik artan endişeler ve jeopolitik gerilimler sürerken, yatırımcıların gözü teknoloji dünyasının dev ismi Nvidia’nın merakla beklenen finansal sonuçlarına çevrilmiş durumda. Yapay zeka çip üretimindeki liderliğiyle piyasa değeri açısından dünyanın en büyük şirketleri arasında yer alan Nvidia’nın bilançosu, sadece şirketin değil, tüm teknoloji sektörünün ve hatta küresel ekonominin gidişatına dair önemli sinyaller sunacak.
İkinci çeyrek şirket bilançoları açıklanmaya devam ederken, küresel ticaret politikaları ve jeopolitik risklerin ekonomik aktivite üzerindeki potansiyel etkileri yakından takip ediliyor. Özellikle çip üreticisi Nvidia gibi sektör öncülerinin performansları, mevcut belirsizlik ortamında hem teknoloji hisseleri için bir referans noktası hem de genel piyasa eğilimi açısından kritik bir gösterge niteliği taşıyor. Şirketin finansal sonuçlarının açıklanmasının ardından hisse ve sektör bazında önemli bir oynaklık yaşanması bekleniyor. Bu oynaklık, yapay zeka ve yarı iletken sektörüne olan devasa ilginin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Fed’in Bağımsızlığı Tartışma Konusu Olmaya Devam Ediyor
Piyasalarda Nvidia bilançosunun yanı sıra, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) bağımsızlığına ilişkin artan endişeler de gündemi meşgul ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Fed Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook’u görevden alma girişimleri, bankanın özerkliğine yönelik ciddi soru işaretleri doğurdu. Fed’den yapılan açıklamada, Cook’un bu girişime itiraz edeceği ve görevi için yasal yollara başvuracağı belirtildi. Banka yönetimi, mahkeme kararına uyulacağını bildirdi.
Analistler, Trump yönetiminin para politikalarına ilişkin uzun süredir devam eden eleştirilerinin, Fed Başkanı Jerome Powell’a yönelik baskılarla birlikte son dönemde daha da yoğunlaştığını ifade ediyor. Yönetim kurulu üyesini görevden alma girişimleri, Fed üzerindeki siyasi baskıların kaygı verici bir şekilde arttığının net bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Bu tür müdahalelerin, bankanın gelecekteki para politikası projeksiyonlarına, yönlendirmelerine ve genel olarak piyasa güvenilirliğine nasıl yansıyacağı, finans çevrelerinde büyük bir merakla bekleniyor. Fed’in bağımsızlığı, kararlarının siyasi etkilerden arındırılmış olması ve dolayısıyla piyasalar için öngörülebilirlik sağlaması açısından hayati öneme sahiptir. Bu bağımsızlığın zedelenmesi, hem ABD ekonomisi hem de küresel finansal istikrar üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir. Özellikle faiz kararları, enflasyon hedeflemesi ve ekonomik istikrarın sağlanması gibi konularda siyasi müdahalenin artması, yatırımcı güvenini sarsabilir ve piyasaların istikrarsızlaşmasına yol açabilir.
Lisa Cook’un görevden alınması halinde, Başkan Trump’ın atayacağı yeni üye ile Fed Yönetim Kurulu’ndaki çoğunluğun Trump tarafından belirlenmiş isimlere geçeceği ihtimali üzerinde duruluyor. Bu durum, Fed’in para politikası kararlarının gelecekteki yönü hakkında spekülasyonları artırıyor ve merkez bankasının geleneksel bağımsız yapısını sorgulatan bir tablo ortaya koyuyor. Eğer bu senaryo gerçekleşirse, Fed’in enflasyonla mücadele, faiz oranları belirleme ve ekonomik büyümeyi destekleme gibi temel görevlerini yerine getirirken daha fazla siyasi etki altında kalabileceği endişesi taşıyor. Bu durum, uzun vadede doların küresel rezerv para birimi statüsüne ve ABD ekonomisinin genel güvenilirliğine zarar verebilir.
Jeopolitik Gelişmeler ve Ticaret Politikaları
Küresel piyasaların dikkatle takip ettiği bir diğer önemli başlık ise jeopolitik gelişmeler ve ticaret politikalarındaki belirsizlikler. Venezuela, ABD’nin gelecek hafta Karayip Denizi’ne nükleer denizaltı göndermeyi planladığı yönünde iddialarda bulunarak bölgesel gerilimi artırdı. Bu tür askeri hareketlenmeler, özellikle enerji piyasaları ve genel yatırımcı güveni üzerinde belirsizlik yaratma potansiyeli taşıyor. Karayipler gibi stratejik bölgelerdeki askeri varlık gösterileri, uluslararası ilişkilerde tansiyonu yükseltebilir ve küresel çapta istikrarsızlık algısını güçlendirebilir.
Öte yandan, ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in açıklamaları, Washington’ın stratejik sektörlerdeki şirketlere yönelik yaklaşımının değiştiğini gösteriyor. Lutnick, ABD’nin çip üreticisi Intel’den yüzde 10 hisse elde etmesini sağlayan anlaşmanın ardından, hükümetin savunma sanayi ve diğer kritik sektörlerdeki şirketlerde potansiyel hisselere bakmaya devam ettiğini belirtti. Bu durum, ABD’nin ulusal güvenlik ve ekonomik bağımsızlık kaygılarıyla, özellikle kritik teknolojilerdeki tedarik zincirini güvence altına alma çabalarının bir parçası olarak yorumlanıyor. Devletin özel sektördeki hisse alımları, piyasa dinamiklerini ve rekabet ortamını etkileyebilecek önemli bir gelişme olarak ön plana çıkıyor. Bu politika, “yeniden sanayileşme” ve “yerli üretimi destekleme” gibi kavramlarla ilişkilendirilerek, küresel rekabet dengelerini değiştirebilir.
Ticaret cephesinde ise ABD Başkanı Donald Trump’ın Hindistan’dan gelen mallara uyguladığı gümrük vergilerini yüzde 50’ye çıkarma kararı yürürlüğe girdi. Trump, daha önce Rusya’dan petrol alımını sürdürmesi nedeniyle Hindistan’a yüzde 25 ek gümrük vergisi uygulanmasını öngören kararnameyi imzalamıştı. Bu yeni karar, ticaret savaşlarının devam ettiğini ve küresel tedarik zincirleri üzerindeki baskının sürdüğünü gösteriyor. Hindistan gibi büyük ekonomilere uygulanan bu tür ek vergiler, küresel ticaret hacmini, enflasyonu ve nihayetinde tüketici fiyatlarını doğrudan etkileyebilir. Bu durum, şirketlerin üretim stratejilerini ve tedarik rotalarını yeniden gözden geçirmesine neden olabilir, küresel ekonomi üzerinde resesyon risklerini artırabilir.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ne zaman sona ereceği ve tarafların ne zaman müzakere masasına oturacağı konusundaki belirsizlik de Avrupa başta olmak üzere küresel piyasalar üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Uzayan çatışma, enerji fiyatları, gıda güvenliği ve jeopolitik istikrarsızlık açısından önemli riskler barındırıyor. Özellikle Avrupa’da enerji krizi endişeleri ve enflasyon baskıları, savaşın devam etmesiyle birlikte daha da derinleşebilir.
Makroekonomik Veriler ve Piyasa Etkileri
Makroekonomik cephede ise bazı önemli veriler küresel ekonominin gidişatına dair ipuçları sundu. ABD’de temmuz ayında dayanıklı mal siparişleri beklentilerden daha az, yüzde 2,8 oranında düştü. Bu veri, sanayi üretimindeki toparlanmanın bir miktar yavaşladığını ancak genel görünümün beklentilerden daha iyi olduğunu işaret ediyor. Dayanıklı mal siparişleri, gelecekteki üretim ve yatırım eğilimleri hakkında önemli bilgiler sağlar ve genellikle ekonomik büyümenin öncü göstergelerinden biridir. Beklentilerden daha az düşüş, ABD ekonomisinin bir nebze direnç gösterdiğini düşündürebilir.
Ülkede S&P Case-Shiller Ulusal Konut Fiyat Endeksi de haziranda yıllık bazda yüzde 1,9 artış göstererek konut fiyatlarındaki artış hızının yavaşlama eğilimini sürdürdüğünü ortaya koydu. Konut piyasasındaki bu ılımlı artış, Fed’in sıkı para politikalarının etkili olduğunu ve enflasyonist baskıların hafiflediğini düşündürebilir. Konut piyasası, tüketicilerin refahı ve genel ekonomik sağlık açısından kritik bir göstergedir; buradaki yavaşlama, genel enflasyon görünümüne olumlu yansıyabilir.
ABD’de Conference Board Tüketici Güven Endeksi ise ağustosta 97,4’e düşmesine karşın piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti. Tüketici güvenindeki bu düşüşe rağmen beklentilerin aşılması, tüketicilerin ekonomik görünüme ilişkin halen belirli bir iyimserliği koruduğunu gösteriyor. Yüksek tüketici güveni, harcamaların devam edeceği ve ekonomik büyümenin destekleneceği anlamına gelir. Bu da Fed’in gelecekteki faiz kararları üzerinde etkili olabilecek bir faktördür.
Çin’de ise temmuz ayında sanayi karları yıllık bazda yüzde 1,5 azaldı. Bu düşüş, hazirandaki yüzde 4,3’lük gerilemeye kıyasla daha ılımlı olsa da, dünyanın ikinci büyük ekonomisinin imalat sektöründe bir toparlanmanın hala kırılgan olduğunu gösteriyor. Sanayi karlılığındaki düşüşler, işletmelerin yatırım yapma ve istihdam yaratma kapasitelerini olumsuz etkileyebilir ve bu da küresel büyümeyi yavaşlatabilir. Çin ekonomisinin yavaşlaması, küresel emtia talebi üzerinde de baskı oluşturabilir.
Küresel Piyasalarda Son Durum ve Beklentiler
ABD Piyasaları
ABD tahvil ve altın piyasalarında Fed’in gelecekteki adımlarına ilişkin beklentiler etkili oluyor. ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi dün yüzde 4,27’ye geriledikten sonra yeni günde yatay bir seyir izledi. Tahvil faizlerindeki düşüş eğilimi, Fed’in eylül ayında faiz indirimine gideceği yönündeki piyasa beklentilerini güçlendirebilir. Faiz indirimi beklentileri, genellikle daha düşük borçlanma maliyetleri anlamına gelir ve bu da ekonomik aktiviteyi destekleyebilir.
Altının ons fiyatı da dün, Fed’in eylülde faiz indirimi beklentilerinin korunmasıyla yüzde 0,8 artışla 3 bin 394 dolara yükseldi. Altın, genellikle ekonomik belirsizlik ve düşük faiz beklentileri dönemlerinde güvenli liman arayışıyla değer kazanır. Şu sıralarda ise yüzde 0,4 değer kaybıyla 3 bin 381 dolardan işlem görüyor. Altın fiyatlarındaki bu dalgalanma, yatırımcıların Fed politikalarına ve küresel risklere tepkisini yansıtıyor.
Dolar endeksi dün yüzde 0,1 azalışla 98,2 seviyesinde günü tamamlarken, şu sıralarda önceki kapanışın yüzde 0,2 üzerinde 98,4’te bulunuyor. Doların seyrinde Fed’in para politikası duruşu belirleyici olmaya devam ediyor. Güçlü bir dolar, ABD ithalatını ucuzlatırken, ABD ihracatını pahalı hale getirebilir. Brent petrolün varil fiyatı ise şu sıralarda yüzde 0,1 düşüşle 66,7 dolardan işlem görüyor. Küresel ekonomik aktiviteye dair endişeler ve arz-talep dengeleri petrol fiyatları üzerinde etkili oluyor. Özellikle Çin ekonomisindeki yavaşlama beklentileri, petrol talebi üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabilir.
New York Borsası’nda dün S&P 500 endeksi yüzde 0,41, Nasdaq endeksi yüzde 0,44 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,30 değer kazandı. Bu yükselişlerde teknoloji hisselerinin performansı ve genel piyasa iyimserliği etkili oldu. Özellikle Nvidia gibi büyük teknoloji şirketlerinin bilançolarına yönelik olumlu beklentiler, piyasalardaki genel havayı destekledi. ABD’de endeks vadeli kontratlar da yeni güne pozitif bir başlangıç yaparak piyasalarda alıcılı bir seyir beklentisini destekledi. Bu durum, açılış sonrasında da yükselişlerin devam edebileceğine işaret ediyor.
Avrupa Piyasaları
Avrupa borsaları dün satış ağırlıklı bir seyir izledi. Küresel gelişmelerin yanı sıra, Fransa’daki siyasi belirsizlikler de piyasaların ana gündem maddelerinden biriydi. Fransa Başbakanı François Bayrou’nun, kamu borçlarının azaltılması amacıyla hükümetin hazırladığı bütçe görüşmeleri öncesinde Ulusal Meclis’te güven oylaması yapacağını duyurması, siyasi gerilimi tırmandırdı. Muhalefet cephesi, özellikle aşırı solcu Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisinin lideri Jean-Luc Melenchon aracılığıyla, Bayrou hükümetinin güven oylamasını geçememesi halinde Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron için azil süreci başlatacakları tehdidinde bulundu. Bu durum, Fransa’da derin bir siyasi kriz potansiyelini beraberinde getiriyor ve Avrupa’nın en büyük ekonomilerinden birindeki istikrarsızlık endişeleri yatırımcıları tedirgin ediyor. Siyasi istikrarsızlık, yatırım kararlarını erteleyebilir ve ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebilir.
Öte yandan, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Kanada ile temel hammaddeler konusunda yeni bir anlaşma imzalayarak ekonomik iş birliklerini geliştireceklerini açıkladı. Bu tür anlaşmalar, Avrupa’nın enerji ve hammadde tedarik güvenliğini çeşitlendirme ve güçlendirme çabalarının bir parçası olarak görülüyor. Özellikle Rusya’ya olan bağımlılığı azaltma hedefiyle bu tür stratejik ortaklıklar büyük önem taşıyor.
Dün İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,60, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,50, İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 1,32 ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1,70 geriledi. Bu düşüşlerde genel küresel risk iştahındaki azalma ve Fransa’daki siyasi belirsizlik ana etkenler oldu. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar ise güne karışık bir başlangıç yaparak genel piyasa yönü hakkında net bir sinyal vermedi. Bu da yatırımcıların temkinli bir bekleyiş içinde olduğunu gösteriyor.
Asya Piyasaları
Asya borsaları, Nvidia’nın bilançosu öncesi teknoloji hisseleri öncülüğünde alıcılı bir seyir izledi. Yapay zeka sektöründeki hareketlilik, bu bölgedeki teknoloji şirketlerinin hisselerinde belirgin yükselişlere neden oldu. Çin merkezli yapay zeka lideri Cambricon’un hisseleri yüzde 6 değer kazanırken, Japonya’da Nikon Corporation hisseleri yüzde 20’nin üzerinde bir artış kaydetti. Satori Electric hisseleri yüzde 0,4 ve Aoi Electronics hisseleri de yüzde 0,8 arttı. Bu artışlar, yapay zeka teknolojilerine olan küresel yatırım iştahının Asya piyasalarına da yansıdığını gösteriyor ve bölgenin teknoloji sektöründeki potansiyelini ortaya koyuyor.
Ticaret gerilimlerine rağmen, teknoloji sektöründeki bu iyimserlik, Asya piyasalarını genel olarak pozitif tuttu. Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1 düşerken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,7, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,3 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,8 değer kazandı. Bu veriler, bölgenin genel olarak güçlü bir teknoloji sektörüyle desteklendiğini ve ticaret anlaşmazlıklarının etkilerini bir dereceye kadar dengeleyebildiğini ortaya koyuyor. Özellikle Güney Kore ve Tayvan gibi yarı iletken üretiminde kilit rol oynayan ülkelerin piyasaları, küresel çip talebinden olumlu etkileniyor.
Borsa İstanbul
Borsa İstanbul’da (BIST) ise yerel piyasalardaki iyimser beklentiler ve uluslararası gelişmelerin olumlu yansımalarıyla son dört işlem gününde üst üste rekor seviyeler görüldü. BIST 100 endeksi dün, yüzde 0,45 değer kazanarak 11.529,81 puanla kapanarak rekor tazeledi. Gün içinde 11.605,30 puana ulaşarak yeni bir zirveye imza attı. Bu güçlü performans, yurt içi yatırımcıların ve yabancı ilgisinin arttığını gösteriyor. Özellikle yerel seçimlerin geride kalması ve ekonomik politikaların daha öngörülebilir hale gelmesi beklentileri, Borsa İstanbul’daki yükselişi destekleyen faktörler arasında yer alıyor.
Borsa İstanbul Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası’nda (VİOP) BIST 30 endeksine dayalı ağustos vadeli kontrat ise dün akşam seansında normal seans kapanışına göre yüzde 0,06 artışla 12.773,00 puanda işlem gördü. Vadeli piyasalardaki bu yükseliş, genel piyasa beklentilerinin olumlu yönde devam ettiğini teyit ediyor ve yatırımcıların kısa vadede endeks üzerinde pozitif bir seyir beklediğini gösteriyor.
Dolar/TL kuru dün yüzde 0,1 artışla 41,0350’den kapanırken, bugün bankalararası piyasanın açılışında önceki kapanışının hemen üzerinde 41,0420’den işlem görüyor. Kurdaki bu sınırlı hareketlilik, piyasalarda belirli bir denge arayışının sürdüğünü gösteriyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) sıkılaştırma adımları ve enflasyonla mücadele politikaları, kur üzerindeki dalgalanmayı sınırlıyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu, yurt dışında ise Almanya’da GfK tüketici güven endeksi ve ABD’de haftalık mortgage başvurularının takip edileceğini belirtti. Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 11.600 ve 11.700 seviyelerinin direnç, 11.400 ve 11.300 puanın ise destek konumunda olduğunu vurguladılar. Bu seviyeler, kısa vadede endeksin hareket yönünü belirlemede önemli referans noktaları olacak ve yatırımcılar için alım-satım kararlarında belirleyici rol oynayacak.
Piyasalarda Bugün Takip Edilecek Önemli Veriler:
- 09.00 Almanya, eylül ayı GfK tüketici güven endeksi
- 14.00 ABD, haftalık mortgage başvuruları