Piyasalar farklı telden çalıyor

Küresel Piyasalar Trump Dönemi Beklentileriyle Karışık Seyirde: Enflasyon, Fed ve Varlık Fiyatları

Küresel finans piyasaları, yılın son işlem günlerine girerken oldukça belirsiz ve karışık bir tablo çiziyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık koltuğuna oturacak olan Donald Trump’ın Ocak ayında görevi devralmasıyla başlayacak yeni döneme dair beklentiler ve politikaların yaratacağı potansiyel etkiler, yatırımcıların fiyatlama stratejilerini zorlaştırıyor. Trump’ın geçmiş dönemdeki politikaları ve geleceğe yönelik söylemleri, piyasalarda hem fırsat hem de risk algısını artırırken, küresel ekonominin geleceğine dair tahminler de bu belirsizliklerle şekilleniyor.

ABD ekonomisinde enflasyonla mücadele, gelecek yıl Trump yönetiminin izleyeceği politikalarla birlikte nasıl bir yol izleyeceği konusunda ciddi soru işaretleri barındırıyor. Trump’ın özellikle vergi indirimleri, altyapı harcamaları gibi genişleyici maliye politikaları ve korumacı ticaret yaklaşımlarının, enflasyonist baskıları yeniden tetikleyebileceği endişesi, yatırımcıları tedirgin etmeye devam ediyor. Bu durum, hali hazırda yüksek seyreden enflasyonun daha da kalıcı hale gelebileceği ve dolayısıyla para politikasının seyrini etkileyebileceği yönündeki kaygıları güçlendiriyor.

Amerika Merkez Bankası (Fed) ise enflasyonla mücadeledeki kararlılığını korurken, faiz indirimlerine ne zaman başlayacağı konusundaki “temkinli” duruşunu sürdürüyor. Analistler, Fed’in enflasyonun hedeflenen seviyeye kalıcı olarak indiğine dair güçlü sinyaller almadan faiz indirim döngüsüne başlamayacağını belirtiyor. Piyasaların geneli, yılın büyük bir bölümünde sadece bir faiz indirimi olabileceği ihtimalini fiyatlarken, bazı beklentiler 2025 sonuna doğru ikinci bir indirimi işaret ediyordu. Ancak Fed’in bu konudaki sözlü yönlendirmeleri ve makroekonomik verilerden gelen sinyaller, faiz indirimlerinin öngörülenden daha uzun sürebileceği veya daha sınırlı kalabileceği algısını güçlendiriyor. Bu durum, küresel risk algısının yükselmesine neden olan önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

Tahvil piyasalarında da dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor. Fed’in yakın zamanda 100 baz puanlık faiz indirimine gitmesine rağmen, ABD tahvil faizlerinin yükselmeye devam etmesi, piyasalardaki belirsizlikleri artıran bir başka etken olarak yorumlanıyor. Geçen hafta Noel tatili nedeniyle sığ işlem gören piyasalarda, ABD 10 yıllık tahvil faizleri yüzde 4,65 seviyeleriyle Mayıs ayından bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Tahvil faizlerindeki bu yükseliş, enflasyon beklentilerinin kalıcı olacağına dair endişeleri veya Hazine’nin artan borçlanma ihtiyacını yansıtabilir. Yüksek tahvil faizleri, şirketlerin ve tüketicilerin borçlanma maliyetlerini artırarak ekonomik büyümeyi yavaşlatma potansiyeli taşıdığı için yakından takip ediliyor.

Analistler, piyasalardaki bu karmaşık ortamda, Trump’ın olası enflasyonist politikalarının da etkisiyle güvenli liman varlıklarından olan altına yönelik satış baskısının sınırlı kaldığını belirtiyor. Normal şartlarda dolar endeksinin güçlü seyri, altının alternatif maliyetini artırarak ons fiyatı üzerinde baskı oluşturabilir. Ancak, mevcut jeopolitik riskler, küresel ekonomik belirsizlikler ve enflasyonist endişeler, altının cazibesini korumasını sağlıyor. Nitekim, altının ons fiyatının 2.600 dolar seviyelerinden güçlü destek bulmaya devam etmesi, yatırımcıların riskten kaçınma eğiliminin ve enflasyona karşı korunma isteğinin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Bu seviyeler, altının orta ve uzun vadeli yükseliş trendini sürdürebileceğine dair sinyaller veriyor.

Para piyasalarındaki fiyatlamalara bakıldığında, Fed’in faiz indirim döngüsüne ilişkin beklentiler sürekli evriliyor. Yılın başlarında piyasaların daha agresif faiz indirimleri beklentisi içinde olduğu görülse de, son dönemde Fed yetkililerinden gelen şahin tondaki açıklamalar ve güçlü seyreden ekonomik veriler, bu beklentileri törpüledi. Şu anki konsensüs, Fed’in yıl boyunca yalnızca bir faiz indirimi yapabileceği yönünde yoğunlaşmış durumda. Analistler, bu değişimin, enflasyonun hedeflenen seviyeye iniş sürecinin daha zorlu ve uzun olabileceğine dair piyasa algısını yansıttığı konusunda uyarıyor. Ayrıca, Ocak ayı itibarıyla başlayacak olan yeni siyasi sürece dair belirsizliklerin, fiyatlamalardaki karışıklığın başlıca nedeni olduğunu ve makroekonomik verilerden alınan sinyallerin henüz enflasyon endişesini tam olarak yatıştırmaya yardımcı olmadığını ekliyorlar.

Bu genel piyasa atmosferiyle birlikte, altının ons fiyatı yeni haftaya sınırlı bir yükselişle 2.622 dolardan başlarken, ABD 10 yıllık tahvil faizi ise yüzde 4,62 seviyesinde işlem görüyor. Dolar endeksi (DXY) ise haftaya yatay bir seyirle 108 seviyesinden başlarken, Brent petrolün varil fiyatı yüzde 0,6 yükselişle 73,8 dolardan alıcı buluyor. Petrol fiyatlarındaki bu yükseliş, küresel talebe dair beklentiler ve arz tarafındaki potansiyel kesintilere ilişkin endişelerle tetikleniyor olabilir.

ABD borsaları, geçtiğimiz cuma günü karışık bir tablo çizdi. New York borsasında S&P 500 endeksi yüzde 1,11, teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi yüzde 1,48 ve sanayi endeksi Dow Jones yüzde 0,77 değer kaybetti. Bu düşüşlerde, Fed’in faiz indirimlerinin gecikeceğine dair endişeler, tahvil faizlerindeki yükseliş ve genel piyasa belirsizliği etkili oldu. Özellikle teknoloji şirketleri, yüksek faiz oranlarından daha fazla etkilendiği için Nasdaq’taki kayıp daha belirgin oldu. ABD’de endeks vadeli kontratlar da yeni haftaya negatif seyirle başlayarak, yatırımcıların temkinli duruşunu sürdürdüğünü gösterdi.

Avrupa borsaları, Noel tatili sonrası ilk işlem günü olan cumayı yükselişle tamamlasa da, yılbaşı tatili nedeniyle önümüzdeki günlerde sınırlı işlem görecek. Salı günü İngiltere’de borsalar erken kapanacakken, Almanya, Fransa ve İtalya’da tatil nedeniyle işlem gerçekleşmeyecek. 1 Ocak Çarşamba günü ise bölge genelinde tüm endeksler kapalı olacak. Cuma günü İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,16, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,68, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1 ve İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 1,25 yükseldi. Ancak Avrupa’da endeks vadeli kontratlar yeni haftaya karışık bir seyirle başladı ve küresel piyasalardaki belirsizliklerin Avrupa kıtasına da yansıdığını gösterdi. Bölgenin ekonomik büyüme dinamikleri, enerji krizi ve jeopolitik gelişmeler, Avrupa piyasalarının seyrini belirleyen ana faktörler arasında yer alıyor.

Asya tarafında ise yılın son günlerinde, ABD’de yeni yönetimin uygulayacağı ekonomi ve ticaret politikaları bölgedeki ülkelerin odağında kalmayı sürdürüyor. Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde Çin ile şiddetli bir ticaret savaşına girişmesi, yeni dönemde de Çin’in ABD’nin dış politika ve ekonomi hedefleri arasında ilk sıralarda yer alacağını düşündürüyor. Çin ekonomisinin halihazırda deflasyon riskiyle mücadele etmesi ve emlak sektöründeki zorluklar, olası bir ticaret geriliminin etkilerini daha da ağırlaştırabilir. Bu durum, Asya bölgesindeki risk algısının güçlenmesine ve yatırımcıların daha temkinli davranmasına neden oluyor. Çin’in küresel tedarik zincirindeki merkezi rolü göz önüne alındığında, ABD-Çin ticaret ilişkilerindeki herhangi bir gerilim, küresel ekonomiyi derinden etkileme potansiyeli taşıyor.

Öte yandan, Japonya Merkez Bankası (BoJ) Başkanı Kazuo Ueda’nın geçen hafta yaptığı açıklamalar da piyasaların dikkatini çekti. Ueda, ekonomi ve fiyat görünümüyle ilgili belirsizliğin yüksek olduğunu ifade ederek, “Para politikasını aşırı gevşek bırakmak BoJ’u, faiz oranlarını keskin bir şekilde yükseltmeye zorlayabilir. Bu da uzun vadede kalıcı ekonomik büyüme için olumsuz olacaktır.” dedi. Bu açıklama, BoJ’un aşırı genişlemeci para politikasından çıkış stratejisine dair temkinli ve kademeli bir yaklaşım benimseyeceği sinyallerini veriyor. Japonya’da bugün açıklanan imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) aralık ayında 49,6 oldu. 50’nin altındaki değerler sektörde daralmaya işaret ettiğinden, bu veri Japonya ekonomisinin toparlanma hızının hala kırılgan olduğunu gösteriyor.

Güney Kore’de ise devam eden siyasal belirsizliklerin etkisiyle risk algısı yüksek kalmayı sürdürüyor. Bölgesel jeopolitik gerilimler de yatırımcıların Güney Kore piyasalarına olan yaklaşımını etkiliyor. Bu gelişmelerle kapanışa yakın Nikkei 225 endeksi yüzde 0,8 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi de yüzde 0,3 gerilerken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,2 yükseldi. Çin’de Şanghay bileşik endeksi ise yatay seyrederek bölgedeki karmaşık havayı yansıttı.

Yurt içinde cuma günü alıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,77 değer kazanarak 10.025,47 puandan tamamladı. Küresel piyasalardaki belirsizliğe rağmen, yurt içi piyasaların görece pozitif ayrıştığı gözlemlendi. Dolar/TL ise cuma günü yüzde 0,1 yükselişle 35,1930’dan kapanırken, bugün bankalararası piyasanın açılışında yüzde 0,3 artışla 35,2860 seviyesinden işlem görüyor. Türk Lirası’ndaki değer kaybı eğilimi, küresel dolar güçlenmesi ve yurt içi enflasyon beklentileriyle ilişkili olarak devam ediyor. Yurt içi piyasalar da küresel gelişmelerin yanı sıra, kendi makroekonomik verileri ve siyasi dinamikleriyle yön bulmaya devam ediyor.

Analistler, bugün yurt içinde açıklanacak ekonomik güven endeksi verilerinin takip edileceğini belirterek, bu verinin genel ekonomik gidişata dair önemli bir gösterge olacağını ifade etti. Yurt dışında ise ABD’de bekleyen konut satışları verilerinin küresel piyasalardaki konut piyasası ve dolayısıyla Fed’in faiz politikaları üzerindeki etkileri açısından kritik olacağını kaydetti. Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.100 ve 10.200 puan seviyelerinin direnç, 10.000 ve 9.800 seviyelerinin ise destek konumunda olduğunu ifade etti. Önümüzdeki dönemde piyasaların seyrini belirleyecek temel faktörler; Trump yönetiminin politikaları, Fed başta olmak üzere merkez bankalarının duruşları ve küresel enflasyonun seyri olacaktır. Yatırımcıların bu faktörleri yakından takip ederek stratejilerini güncellemesi büyük önem taşımaktadır.

Piyasalarda bugün takip edilecek önemli veriler şöyle:

  • 10.00 Türkiye, aralık ayı ekonomik güven endeksi
  • 18.00 ABD, kasım ayı bekleyen konut satışları