Mutfaktaki fiyatlar faizi belirleyecek

Türkiye Ekonomisinin Kırılgan Dengesi: Merkez Bankası’nın Faiz Koridoru ve Döviz Kuru Mücadelesi

Son dönemde Türkiye ekonomisinin gündemini meşgul eden en önemli başlıklardan biri, Merkez Bankası’nın para politikası duruşu ve bu duruşun döviz kuru üzerindeki etkileri oldu. Özellikle belirsizliklerin arttığı bir ortamda, Merkez Bankası’nın ihtiyatlı ve esnek bir yaklaşım benimsemesi büyük önem taşıyor. Geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaşılan ve ekonomi çevrelerinde geniş yankı bulan bir görüş, Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 46 seviyesinde sabit tutarken, bu faizin üzerine bir koridor mekanizması inşa etmesi yönündeydi. Bu yaklaşım, bankalara yüzde 46’dan borç vermeye devam etme imkanı sunarken, aynı zamanda üst ve alt sınırları yüzde 46’yı orta nokta alacak şekilde ayarlayarak, piyasalardaki ani dalgalanmalara karşı daha geniş bir hareket alanı yaratma amacını taşıyordu. Bu sayede, gerekli görüldüğünde yüzde 46 ile koridorun üst sınırı arasındaki bu alan etkin bir şekilde kullanılabilecek, para politikasının esnekliği artırılabilecekti.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK), beklentilerle uyumlu bir şekilde bu doğrultuda bir karar alarak, piyasalara esneklik ve öngörülebilirlik sinyali verdi. Bu karar, sadece belirli bir kesimin değil, benzer görüşlere sahip birçok iktisatçının da dile getirdiği bir ihtiyaçtı. Özellikle TEPAV tarafından yayımlanan Para Politikası Değerlendirme Notu’nda da aynı önerinin yer alması, bu stratejinin altında yatan ekonomik gerekçelerin sağlamlığını teyit ediyordu. Burada önemli olan, “kimin ne söylediği”nden ziyade, “neden yüzde 46’lık politika faizinin ötesinde bir üst sınıra ihtiyaç duyulduğu” sorusunun cevabıdır. Bu koridorun varlığı, özellikle döviz kuru üzerinde gözlemlenen yukarı yönlü ve belirgin baskılar karşısında, Merkez Bankası’na kritik bir müdahale gücü sağlıyor. Ekonomik veriler ve piyasa dinamikleri, bu baskının ciddiyetini açıkça ortaya koymaktadır.

Döviz Kuru Üzerindeki Artan Baskı ve Etkileri

Türkiye ekonomisi, son dönemde döviz kuru üzerinde yoğun bir yukarı yönlü baskı ile karşı karşıya kalmıştır. Piyasa gözlemcilerinin “saat 12.20 itibarıyla” gibi ifadelerle gün içinde bile anlık değişimleri takip etme gerekliliği duyması, bu baskının ne denli yoğun ve kırılgan olduğunu gözler önüne sermektedir. Merkez Bankası’nın yaklaşık 50 milyar dolarlık döviz müdahalesine ve politika faizini yüzde 42,5’ten yüzde 46’ya yükseltmesine rağmen, kurdaki yükseliş eğilimi devam etmektedir. Bu durum, alınan önlemlerin dahi tek başına yeterli olamadığını, daha derin ve yapısal sorunların varlığını işaret etmektedir.

Güncel verilere bakıldığında, 21 Nisan Pazartesi günü saat 12.59 itibarıyla 1 Euro’nun 44,19 lira, 1 doların ise 38,20 lira seviyelerinde işlem gördüğü gözlemlenmiştir. Sadece bir ay öncesiyle, yani 18 Mart’la karşılaştırıldığında, doların yüzde 4,3, Euro’nun ise yüzde 10,3 oranında değer kazandığı görülmektedir. İthalat maliyetleri açısından kritik öneme sahip olan ve yüzde 62’si dolar, geri kalanı Euro’dan oluşan döviz sepetindeki artış oranı ise yüzde 6,7 olarak gerçekleşmiştir. Bu oranlar, sadece iki iş günü öncesindeki yüzde 4,1 (dolar), yüzde 8,8 (Euro) ve yüzde 6 (döviz sepeti) oranlarına kıyasla kayda değer bir artışı temsil etmektedir. Kurdaki bu hızlı yükseliş, ülke ekonomisi için ciddi tehditler barındırmaktadır. İthalata bağımlı üretim yapısı, enerji maliyetleri ve dış borç ödemeleri gibi birçok alanda maliyet artışlarına yol açarak, enflasyon baskısını daha da derinleştirmektedir. Bu durum, nihayetinde vatandaşın alım gücünü düşürürken, şirketlerin operasyonel maliyetlerini yükselterek ekonomik büyümeyi olumsuz etkileme potansiyeli taşımaktadır.

Ekonomi Yönetiminin Önceliği: Kurdaki Gidişatı Durdurmak

Mevcut ekonomik gidişatın “sevimli” olmaktan çok uzak olduğu açıktır. Bu koşullar altında, ekonomi yönetiminin temel öncelikleri de yeniden şekillenmiştir. Artık öncelik, seçim öncesinde bütçe disiplinini sağlayıp hareket alanı yaratmak ya da sadece enflasyonla mücadele etmek değildir. Gelinen noktada, en temel ve acil öncelik, her ne pahasına olursa olsun kurdaki yukarı yönlü gidişatı durdurmaktır. Kurdaki istikrarsızlık, kısa vadede piyasalardaki güveni sarsmakla kalmayıp, orta ve uzun vadede de ekonomik istikrarı derinden etkileyecek potansiyel taşımaktadır. Ancak, kurdaki bu gidişatın arkasındaki temel nedenleri sadece ekonomi politikalarıyla ortadan kaldırmak ne yazık ki mümkün görünmemektedir. Bu durum, sorunun çok daha geniş bir perspektiften ele alınması gerektiğini göstermektedir.

Döviz kuru üzerindeki baskının iki temel nedeni bulunmaktadır. Bunlardan ilki, dışsal ve Türkiye’nin doğrudan müdahale edemeyeceği bir faktördür: Amerika Birleşik Devletleri’nin uyguladığı “çılgın” gümrük vergisi politikaları ve bu politikaların beraberinde getirdiği küresel ticaret belirsizlikleri. ABD yönetiminin uluslararası ekonomik ilişkilerde yarattığı güven erozyonu, küresel sermaye hareketlerini ve ticareti olumsuz etkilemektedir. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarını hızlandırarak, Türkiye gibi ülkelerin döviz kuru üzerinde ek bir baskı oluşturmaktadır. Bu dışsal faktörlere karşı yapılabilecekler sınırlıdır ve genellikle küresel ekonomideki genel eğilimlere uyum sağlamakla sınırlıdır.

Ancak, çok daha önemli ve Türkiye’nin kendi kontrolünde olan ikinci temel neden, içsel dinamiklerden kaynaklanmaktadır. Bu neden, “yabancı savcı isteriz” ya da “turpunan şalgamınan” gibi ifadelerle ironik bir şekilde dile getirilen, hukukun üstünlüğü, adalet ve kurumsal güvenle ilgili sorunlardır. Ekonomik güvenin temel direklerinden biri olan hukukun ve adaletin işleyişine dair algılar, yerli ve yabancı yatırımcıların karar alma süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Şeffaflık, öngörülebilirlik ve adil yargılanma hakkı gibi temel ilkelerin zayıfladığına dair algılar, ülkeye doğrudan yabancı yatırım akışını engellemekte, mevcut sermayenin çıkışına yol açmakta ve döviz talebini artırmaktadır. Elbette, “hak ile hukuk ile adalet ile” bu temel nedeni ortadan kaldırmak mümkündür; ancak, mevcut durumda bu yönde güçlü bir irade veya somut bir görüntü maalesef bulunmamaktadır. Bu içsel sorunlar çözülmedikçe, ekonomik politikaların tek başına kur istikrarını sağlama mücadelesi oldukça zorlu olacaktır.

Faiz Koridoru: Bir Zorunluluğun İlk Adımı

Eğer yukarıda bahsedilen içsel ve dışsal koşullar devam ederse, Merkez Bankası’nın politika faizini daha da yükseltme zorunluluğunun ortaya çıkacağı açıktır. İşte yüzde 46 ile yüzde 49 arasında belirlenen faiz koridoru, bu zorunluluğun ilk adımı olarak değerlendirilmelidir. Bu koridor, Merkez Bankası’na, piyasalardaki ani şoklara ve döviz kuru üzerindeki baskılara karşı esnek ve hızlı bir şekilde tepki verme yeteneği kazandırmaktadır. Politika faizini nominal olarak değiştirmeden, koridorun üst bandını kullanarak piyasaya daha sıkı bir para politikası sinyali verebilir ve döviz talebini frenleyebilir. Ancak bu, sadece bir “ilk adım”dır ve tek başına kalıcı bir çözüm sunmaktan uzaktır.

Faiz artışları, kısa vadede döviz kurunu dengelemeye yardımcı olabilirken, uzun vadede ekonomik büyümeyi olumsuz etkileme ve üretim maliyetlerini artırma riski taşır. Ayrıca, yüksek faiz oranları, şirketlerin yatırım iştahını azaltabilir ve hanehalkının borç yükünü artırabilir. Bu nedenle, faiz koridorunun etkin bir şekilde kullanılması, beraberinde kapsamlı ve birbirini tamamlayıcı politikalarla desteklenmelidir. Para politikası araçları ne kadar güçlü olursa olsun, eğer ekonominin temelini oluşturan hukukun üstünlüğü, kurumsal şeffaflık ve öngörülebilirlik gibi yapısal sorunlar çözülmezse, bu araçların etkisi sınırlı kalacaktır. Piyasalardaki güvenin tesisi, sürdürülebilir bir ekonomik büyüme ve istikrar için vazgeçilmezdir. Merkez Bankası’nın faiz koridoru hamlesi, bu zorlu yolda atılmış önemli bir adım olmakla birlikte, Türkiye ekonomisinin kırılgan dengesini sağlamak için çok daha fazlasına ihtiyaç olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerekmektedir. Gelecek dönemde atılacak adımlar, sadece para politikası çerçevesinde değil, genel ekonomik yönetim ve yapısal reformlar bağlamında da büyük bir önem taşımaktadır.

Kaynak: ekonomim.com