İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’dan 2024 Ekonomik Görünümü: Zorlu İlk Yarıya Rağmen İkinci Yarıda Toparlanma Beklentisi
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, yılın son Meclis toplantısında yaptığı çarpıcı değerlendirmelerle sanayicilerin ve iş dünyasının 2023 yılını geride bırakırken 2024 yılına dair beklentilerini ve önceliklerini ortaya koydu. Bahçıvan, global ve ulusal ekonomik manzarayı detaylı bir şekilde ele alırken, kredi piyasalarındaki gelişmelerden enflasyonla mücadeleye, yeni ekonomi yönetiminin adımlarından yapısal reformların kaçınılmazlığına kadar geniş bir yelpazede önemli mesajlar verdi. Sanayicinin nabzını tutan bu kritik toplantıda, özellikle 2024 yılının ilk yarısının zorlu geçeceğine ancak ikinci yarıdan itibaren bir toparlanmanın başlayabileceğine dair umutlu sinyaller öne çıktı.
Kredi Piyasalarında Göreli İyileşme ve Sanayici İçin Zorluklar
Erdal Bahçıvan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri, kredi piyasalarındaki güncel durumdu. Bahçıvan, özel bankaların bir dönem adeta piyasadan çekilmesiyle yaşanan kredi daralmasının ardından, kredi ulaşılabilirliğinde göreli bir iyileşme gözlemlediklerini belirtti. Ancak bu iyileşmenin henüz tam anlamıyla sanayicinin beklentilerini karşılamadığının altını çizdi. Kredi faizlerinde gelinen yüksek seviyelerin, özellikle yatırım ve üretim odaklı sanayiciler için ciddi bir finansman maliyeti oluşturduğunu ve bu durumun yatırım kararlarını zorlaştırdığını vurguladı. Yüksek faiz oranları, işletmelerin hem işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamalarını hem de yeni yatırımlara yönelmelerini kısıtlayıcı bir faktör olarak sanayicilerin karşısına çıkıyor. Bu bağlamda, kredi erişiminin kolaylaşmasının yanı sıra, faiz oranlarının sürdürülebilir seviyelere çekilmesinin de uzun vadeli ekonomik büyüme ve sanayinin gelişimindeki kritik rolüne dikkat çekildi.
Kredi piyasalarındaki bu göreli iyileşme, genellikle Merkez Bankası’nın attığı adımlar ve yeni ekonomi yönetiminin selektif kredi politikalarıyla ilişkilendiriliyor. İhracatı ve yatırımı önceliklendiren bu yaklaşım, belirli sektörlere veya projelere daha kolay ve uygun maliyetli kredi sağlamayı hedeflese de, genele yayılan bir rahatlamanın henüz tam olarak hissedilemediği belirtiliyor. Sanayicinin beklentisi, finansman maliyetlerinin düşürülmesi ve uzun vadeli, öngörülebilir bir kredi ortamının tesis edilmesidir. Bu durum, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler) için hayati önem taşımaktadır; zira bu işletmelerin finansmana erişimi ve uygun koşullarda borçlanabilmeleri, büyüme potansiyellerini doğrudan etkilemektedir.
2024 Yılı İçin İki Farklı Dönem Beklentisi
Erdal Bahçıvan, 2024 yılına dair beklentilerini dile getirirken, önümüzdeki yılın iki farklı dönemi barındıracağını vurguladı. Bahçıvan’a göre, yılın ilk yarısında mevcut yavaşlama eğiliminin devam etmesi, sanayiciler için zorlu koşulların süreceği bir dönemi işaret ediyor. Küresel ekonomideki belirsizlikler, enflasyonla mücadele politikalarının sıkılaşmaya devam etmesi ve iç talebin yavaşlaması gibi faktörler, yılın ilk aylarında ekonomik aktiviteyi baskılamaya devam edebilir. Ancak, Bahçıvan konuşmasında umut veren bir tablo çizerek, yılın ikinci yarısından itibaren ekonomik toparlanmanın başlayabileceğine dikkat çekti.
Bu toparlanma beklentisinin temelinde, enflasyonla mücadelede kaydedilecek ilerleme, küresel faiz indirimlerinin gündeme gelmesi ve iç piyasada istikrarın sağlanması gibi unsurlar yatıyor. İkinci yarıda faiz indirimlerinin de gündeme alınmasıyla birlikte, yatırım ve tüketim harcamalarında bir canlanma yaşanabileceği öngörülüyor. Bahçıvan’ın ifadesiyle, “Yılın ilk yarısında zorlu koşulların bizi bekleyeceği açık olsa da 2024’ün ikinci yarısından itibaren daha sağlıklı bir tablonun ortaya çıkabileceğini görüyoruz.” Bu beklenti, sanayicilerin kısa vadeli stratejilerini gözden geçirirken, uzun vadeli planlamalarını da şekillendirmelerine yardımcı olacak bir yol haritası sunuyor. Özellikle ihracat odaklı çalışan sanayiciler için, küresel ekonomideki toparlanma emareleri ve uluslararası ticaretteki olası canlanma, ikinci yarıya dair umutları pekiştiren önemli faktörler arasında yer alıyor.
Enflasyonla Mücadele: Küresel Durum ve Türkiye İçin Önemi
Bahçıvan, konuşmasında küresel enflasyonla mücadele konusuna da geniş yer ayırdı. Dünya ekonomisinde 2023 yılının, 2022’de yaşanan enerji şokları ve tedarik zinciri aksaklıklarının olumsuz etkilerini miras aldığını belirtti. Her ne kadar büyük merkez bankaları faiz artırımlarını sonlandırmış ve enerji şokunun etkisi azalmış olsa da, küresel çapta enflasyon karşısında henüz mutlak bir zafer ilan edilemediğini ifade etti. Bu durum, özellikle gelişmiş ülkelerde yüksek faiz oranlarının 2024 yılının ilerleyen dönemlerine kadar yüksek kalabileceği anlamına geliyor ki bu da küresel büyüme görünümünü olumsuz etkileyen bir faktör olarak öne çıkıyor.
Türkiye ekonomisi için de enflasyonla mücadele, yeni ekonomi yönetiminin en temel önceliklerinden biri olmaya devam ediyor. Yüksek enflasyonun, ekonomik istikrarsızlığa, alım gücünün düşmesine ve öngörülebilirliğin kaybolmasına yol açtığı biliniyor. Bu nedenle, para politikasının enflasyonla mücadele doğrultusunda yeniden kurgulanması ve sıkılaştırılması, orta vadede istikrarlı bir ekonomik yapıya kavuşmak için elzem görülüyor. Bahçıvan’ın vurguladığı gibi, enflasyonla mücadelede kararlı adımların atılması, hem içerideki ekonomik aktörlerin güvenini artıracak hem de uluslararası yatırımcılar nezdinde Türkiye’nin cazibesini yeniden tesis edecektir. Enflasyonun kalıcı olarak tek hanelere indirilmesi, sanayicilerin maliyetlerini daha iyi yönetmelerini, uzun vadeli planlar yapmalarını ve rekabet güçlerini artırmalarını sağlayacaktır.
2023 Değerlendirmesi ve Yeni Ekonomi Yönetiminin Vizyonu
Erdal Bahçıvan, 2023 yılının Türkiye ekonomisi için oldukça zorlu bir yıl olduğunu hatırlattı. Yılın, önceki iki yıldan miras kalan ekonomi politikalarının yarattığı tablolarla başladığını, sürdürülebilirliğine dair birçok soru işareti barındıran bir çerçeve içinde ilerlediğini belirtti. Buna ek olarak, 2023 yılının başında yaşanan deprem felaketinin iktisadi maliyeti ve genel seçim belirsizlikleri, mevcut zorlukları daha da derinleştirdi. Ancak yılın ortalarına gelindiğinde, köklü bir değişim ihtiyacının kendisini dayattığı gerçeğinin genel kabul gördüğünü ifade etti.
Mayıs ayındaki seçimlerin ardından göreve başlayan yeni ekonomi yönetiminin, “rasyonele dönüş” sloganıyla yola çıktığını hatırlatan Bahçıvan, bu yönetimin büyümede nicelik kadar niteliği de ön plana çıkaran bir yol haritası ortaya koyduğunu vurguladı. Enflasyon başta olmak üzere temel kırılganlıkları en aza indirmeyi hedefleyen bu yeni yaklaşım, para politikasını yüksek enflasyonla mücadele doğrultusunda yeniden kurguladı. Kredi politikasında ise ihracatı ve yatırımı önceliklendiren “selektif” bir yaklaşım hayata geçirildi. Bu yeni vizyon, ekonomik dengelenmeyi sağlamayı, cari açığı azaltmayı ve ülke kaynaklarını daha verimli kullanmayı amaçlıyor. Erdal Bahçıvan, bu adımların uzun vadede Türkiye ekonomisine önemli kazanımlar sağlayacağını ve kırılganlıkların azaldığı, daha dengeli bir büyüme bileşimine kavuşmuş bir modelin oluşturulması için atılan doğru adımlar olduğunu belirtti.
Yapısal Reformların Önemi ve Orta Vadeli Program
Erdal Bahçıvan, yeni ekonomi yönetiminin ortaya koyduğu hedefleri bir nihai nokta değil, bilakis “ara hedefler” olarak gördüklerini ifade ederek, asıl dönüşümün yapısal reformlarla sağlanacağının altını çizdi. Programda ortaya konan makro hedefleri yapısal reformların izlemesi gerektiğini düşündüklerini belirten Bahçıvan, gelinen noktada üretimde yapısal dönüşümün artık ertelenebilir veya tali bir gündem olmaktan çıktığını, kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldiğini vurguladı.
Türkiye olarak, sanayimizin ölçek sorunundan iş gücü vasfına kadar tamamlamamız gereken ciddi eksiklerimiz bulunduğunu dile getiren Bahçıvan, ekonominin paydaşları olarak dezenflasyon ve ekonomik dengelenme doğrultusunda yaşanan geçiş sürecine katkı sağlarken, aynı zamanda üretimde verimlilik ve teknoloji açığını kapatacak kapsamlı bir reform sürecine de odaklanılması gerektiğini belirtti. Üretimde katma değer ve teknoloji odaklı bir dönüşümün, sadece maliye ve para politikasının çok ötesine geçerek, eğitim, altyapı, işgücü piyasası, teşvik sistemi gibi pek çok alanda bütüncül bir stratejik planlama gerektirdiğini ifade etti.
Bu açıdan bakıldığında, Orta Vadeli Program’da (OVP) ortaya konulan hukuk başta olmak üzere yapısal dönüşüm vizyonunun kağıt üstünde kalmaması çok büyük önem taşıyor. Bahçıvan, ülkemizde sadece makro ekonomik dengeleri değil, maalesef bir süredir epey yara almış olan yatırım iklimini de onarmamız gerektiğini vurguladı. Portföy yatırımlarında son haftalarda memnuniyetle izlenen toparlanma emarelerinin doğrudan yabancı yatırımlarda (FDI) da başlamasının, bu noktada öncelikli hedeflerden biri olması gerektiğini sözlerine ekledi. Doğrudan yabancı yatırımlar, sadece sermaye girişi sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda teknoloji transferi, istihdam yaratma ve rekabet gücünü artırma gibi çok boyutlu faydalar sunarak sürdürülebilir kalkınmanın anahtarı konumundadır. Bu nedenle, yatırım ikliminin iyileştirilmesi, hukuki güvencelerin sağlanması ve bürokratik engellerin kaldırılması, Türkiye’nin uzun vadeli ekonomik hedeflerine ulaşmasında kritik rol oynayacaktır.