New York Borsası Günü Artıda Kapattı

ABD Piyasaları Yükselişte: Ukrayna Gerilimi, Ekonomik Veriler ve Küresel Beklentiler

Haftanın son işlem günü, küresel finans piyasaları için oldukça hareketli geçti. Amerika Birleşik Devletleri borsaları, jeopolitik gerilimler ve karmaşık makroekonomik verilerin gölgesinde günü yükselişle tamamlamayı başardı. Dow Jones endeksi, yatırımcıların dikkatini çeken gelişmelerin ardından yüzde 1,39 oranında değer kazanarak 43.840,91 puana ulaştı. Benzer bir performans sergileyen S&P 500 endeksi yüzde 1,59’luk bir artışla 5.954,50 puan seviyesine çıkarken, teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi ise yüzde 1,63’lük kazançla 18.847,28 puana yükseldi. Bu yükseliş, piyasaların beklenmedik gelişmelere rağmen dirençli duruşunu bir kez daha ortaya koydu.

Ancak bu olumlu kapanışın ardında, ABD ile Ukrayna arasındaki son dönemde tırmanan siyasi gerilimler önemli bir rol oynadı. Haftanın en çok konuşulan olaylarından biri, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasında Oval Ofis’te gerçekleşen ve oldukça gergin geçen görüşmeydi. Bu görüşmenin ardından yapılması planlanan ortak basın toplantısının ani bir şekilde iptal edilmesi, uluslararası kamuoyunda şaşkınlık yaratırken, iki lider arasındaki derin fikir ayrılıklarını gözler önüne serdi. Dahası, iki ülke arasında bugün imzalanması beklenen nadir toprak elementleri anlaşması da bu gerilim nedeniyle askıya alındı. Bu anlaşma, özellikle stratejik hammaddeler konusunda küresel dengeleri etkileyebilecek potansiyele sahip olduğu için büyük önem taşıyordu. Anlaşmanın imzalanamaması, piyasalarda kısa vadeli bir belirsizlik dalgası yarattı.

Başkan Trump’ın Zelenskiy’ye yönelik sert üslubu, görüşmenin tansiyonunu daha da artırdı. Trump’ın, “Ya bu anlaşmayı imzalarsınız ya da biz yokuz. 3. Dünya Savaşı ile kumar oynuyorsun,” şeklindeki doğrudan tehditleri, uluslararası ilişkilerde alışılmadık bir dil olarak yorumlandı. Bu ifadeler, Ukrayna’nın geleceği ve küresel barış üzerindeki potansiyel etkileri açısından ciddi endişelere yol açtı. Daha sonra Truth Social hesabı üzerinden yaptığı açıklamada Trump, Zelenskiy’nin barışa henüz hazır olmadığını ve ABD’nin Oval Ofisi’ne karşı saygısızlık ettiğini belirterek, Washington ile Kiev arasındaki ilişkilerin kritik bir dönemeçten geçtiğinin sinyallerini verdi. Bu açıklamalar, piyasalardaki jeopolitik risk algısını yükseltirken, yatırımcıların güvenli limanlara yönelme eğilimini tetikledi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Barış anlaşması yapmak istemeyen bir liderle ekonomik bir anlaşma yapmak çok zor,” diyerek Trump’ın tutumunu destekledi. Bessent, Zelenskiy ile müzakerelerin devam edip etmeyeceği konusundaki kararın tamamen Başkan Trump’a bağlı olacağını vurguladı. Bu açıklamalar, ABD’nin Ukrayna’ya yönelik politikalarında önemli bir değişiklik olabileceği beklentisini güçlendirirken, Kiev’in hem askeri hem de ekonomik anlamda ABD desteğine bağımlı olması nedeniyle Ukrayna tarafında da büyük bir baskı yarattı. Analistler, bu tür gergin diplomatik süreçlerin, özellikle de büyük güçler arasındaki ilişkilerde, finans piyasalarını doğrudan etkilediğini ve küresel belirsizliği artırdığını belirtiyor.

Piyasa analistleri, iki lider arasındaki gergin görüşmenin hemen ardından piyasalarda kısa süreli bir geri çekilme yaşandığını gözlemledi. Jeopolitik gerilimin tırmandığına ilişkin endişelerin alevlenmesi, yatırımcıları bir süreliğine temkinli bir duruş sergilemeye itti. Bu durum, özellikle yüksek riskli varlıklardan çıkışlara ve devlet tahvilleri gibi daha güvenli yatırım araçlarına yönelişlere neden oldu. Ayrıca, Başkan Trump’ın geçmişte olduğu gibi yeniden gündeme getirdiği gümrük vergisi tehditleri ve diğer ülkelerden gelen misilleme uyarıları, ticaret savaşlarına dair belirsizliği artırarak piyasalarda fiyatlamaları zorlaştırdı. Küresel tedarik zincirlerinin kırılganlığı ve enflasyonist baskılar devam ederken, olası bir ticaret savaşı senaryosu, dünya ekonomisi için ek bir risk faktörü olarak değerlendiriliyor. Bu gelişmeler, yatırımcıların sadece makroekonomik verileri değil, aynı zamanda jeopolitik gelişmeleri de yakından takip etmesini zorunlu kılıyor.

Makroekonomik veri cephesinde ise, ABD ekonomisinden gelen karışık sinyaller dikkat çekti. Ülkede kişisel tüketim harcamaları (PCE), ocak ayında artış beklentilerinin aksine aylık yüzde 0,2 oranında azaldı. Tüketici harcamalarındaki bu düşüş, ekonomik büyüme ivmesinin yavaşlayabileceği endişelerini beraberinde getirdi. Ancak aynı dönemde kişisel gelirler, ocakta bir önceki aya kıyasla yüzde 0,9 ile beklentilerin üzerinde bir artış gösterdi. Bu durum, tüketicilerin harcama potansiyelinin hala güçlü olduğunu ve gelecek aylarda tüketim harcamalarının toparlanabileceğini düşündürdü. Kişisel gelirlerdeki artış, yüksek enflasyonun ve artan yaşam maliyetlerinin tüketiciler üzerindeki baskısını bir nebeli hafifletebilir.

ABD Merkez Bankasının (Fed) enflasyon göstergesi olarak büyük önem verdiği ve gıda ile enerji kalemlerinin hesaplama dışı tutulduğu çekirdek kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi, geçen ay aylık bazda yüzde 0,3 ve yıllık bazda yüzde 2,6 ile beklentilere paralel bir artış gösterdi. Bu veri, Fed’in para politikası kararları için kritik bir referans noktası olarak kabul ediliyor. Çekirdek PCE’deki bu artış, enflasyonun hala Fed’in hedefinin üzerinde seyrettiğini ancak kontrollü bir seyir izlediğini gösterdi. Analistler, çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksindeki artışın yıllık bazda yedi ayın en düşük seviyesine indiğine dikkat çekerek, bu durumun artan enflasyonist baskılar konusunda bir miktar rahatlama sağladığını belirtti. Bu, Fed’in faiz artırma döngüsünde daha temkinli adımlar atabileceği ya da faiz indirimlerine daha erken başlayabileceği yönündeki beklentileri güçlendirdi.

Öte yandan, ABD’de mal ticareti açığı da ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 25,6 gibi önemli bir oranda artarak 153,3 milyar dolara ulaşarak rekor tazeledi. Bu rekor açık, ABD ekonomisinin ithalata olan bağımlılığının devam ettiğini ve küresel ticaretteki dengesizliklerin sürdüğünü ortaya koydu. Yüksek ticaret açığı, uzun vadede doların değeri ve ulusal borç üzerindeki baskıyı artırabilirken, yerel üretimin rekabet gücü açısından da bazı soru işaretleri doğurmaktadır. Bu durum, özellikle Trump yönetiminin ticaret politikaları ve “Önce Amerika” söyleminin tekrar gündeme gelmesiyle birlikte, gelecekteki olası ticaret kısıtlamalarına yönelik endişeleri artırmaktadır.

Söz konusu tüm bu gelişmelerin ışığında, finansal piyasalardaki bazı temel göstergelerde de belirgin değişiklikler yaşandı. ABD’nin 10 yıl vadeli hazine tahvili faizi, bu gelişmelerle birlikte 8 baz puan azalışla yüzde 4,21 seviyesine geriledi. Tahvil faizlerindeki düşüş, genellikle yatırımcıların riskten kaçınma eğiliminin arttığını ve daha güvenli kabul edilen devlet tahvillerine yöneldiğini gösterir. Bu da piyasalarda belirsizlik algısının hala yüksek olduğunu işaret etmektedir. Diğer yandan, Dolar endeksi ise Trump ile Zelenskiy görüşmesinin ardından 107,66 seviyesine kadar yükseldi. Doların değer kazanması, küresel risk iştahının azaldığı ve yatırımcıların ABD dolarına sığındığı durumlarda sıkça görülen bir tepkidir. Bu durum, özellikle gelişmekte olan piyasalar üzerinde baskı yaratabilir ve küresel sermaye akışlarını etkileyebilir.

Sonuç olarak, ABD piyasaları, jeopolitik risklerin arttığı ve makroekonomik verilerin karışık sinyaller verdiği bir haftayı yükselişle tamamlasa da, yatırımcılar önümüzdeki dönemde hem Washington-Kiev hattındaki gelişmeleri hem de Fed’in para politikasına yönelik ipuçlarını yakından takip etmeye devam edecektir. Küresel ekonomi, enflasyonist baskılar, jeopolitik gerilimler ve olası ticaret savaşları gibi pek çok bilinmezle karşı karşıya kalmaya devam ederken, piyasaların yönünü belirleyecek faktörlerin çeşitliliği ve karmaşıklığı artmaktadır. Bu dinamik ortamda, hem bireysel hem de kurumsal yatırımcılar için stratejik kararlar almak her zamankinden daha kritik hale gelmiştir.