Mart geride kaldı, gözümüz Nisan’da

Türkiye Enflasyon Raporu: Mart Geride Kaldı, Nisan Ayında Ekonomiyi Neler Bekliyor?

Türkiye ekonomisi için kritik bir gösterge olan enflasyon, Mart ayında beklentiler doğrultusunda şekillenerek aylık bazda %2,46’lık bir artış gösterdi. Bu oran, piyasa analizlerinin ağırlıklı olarak %2 ile %2,5 aralığında seyreden tahminleriyle büyük ölçüde örtüştü. Bu son veriyle birlikte, yılın ilk çeyreğindeki toplam enflasyon artışı %10’a ulaşırken, yıllık enflasyon ise %38 seviyelerine gerileyerek önceki döneme göre bir miktar düşüş kaydetti.

Mart ayının öne çıkan bu enflasyon verileri, genel ekonomik gidişat hakkında önemli ipuçları sunarken, aynı zamanda ileriye dönük beklentileri de şekillendiriyor. Geçtiğimiz günlerde bir yazımda yer alan ve bazı okuyucular tarafından yanlış anlaşılan bir konuya açıklık getirmek isterim. Yazımın başlığında yer alan %3,4’lük oran, şahsi bir tahminimden ziyade, rüyamda bir meslektaşımın bana aktardığı sembolik bir değeri ifade etmekteydi. Zaten yazının bütününde, kendi enflasyon tahminimin %2,5 olduğunu açıkça belirtmiştim. Görüldüğü üzere, ekonomi ve özellikle enflasyon üzerine yoğunlaşan bir yazar için bu konuların rüyalara dahi girmesi, işimizin ne denli hayatımızın bir parçası olduğunun bir göstergesidir.

Nisan Ayı Enflasyon Alarmı: Gecikmeli Etkiler ve Yoğun Fiyat Baskıları

Mart ayı, ülke ekonomisinde olağanüstü gelişmelerin yaşandığı, dalgalanmaların hissedildiği bir dönem oldu. Ancak bu gelişmelerin enflasyon üzerindeki gerçek ve tam etkileri, belirli bir gecikmeyle Nisan ayında kendisini göstermeye başlayacak. Özellikle akaryakıt fiyatlarındaki değişimler ve döviz kurundaki hareketlilik, Nisan ayı enflasyon verilerine yadsınamaz bir baskı uygulayacak temel faktörler olarak öne çıkıyor.

Geçtiğimiz ayın son günlerinde akaryakıt fiyatlarına yapılan zamlar, Mart ayı enflasyon hesaplamalarına neredeyse hiç yansımadı. Bu durumun arkasında iki önemli neden bulunuyor:

  1. **Hesaplama Yöntemindeki Zamanlama Farkı:** Enflasyon hesaplamalarında akaryakıt fiyatları, her ne kadar gün ağırlıklı olarak takip edilse de, hesaplamaların yetiştirilebilmesi amacıyla ayın son birkaç günündeki veya duruma göre son haftasındaki fiyat değişimleri bir sonraki aya, yani Nisan enflasyonuna devrediliyor. Bu, istatistiksel raporlama süreçlerinin bir gerekliliğidir.
  2. **Ortalama Fiyat Yaklaşımı:** Daha da önemlisi, enflasyon hesaplamalarında ayın son günündeki fiyatlar yerine, ay boyunca oluşan ortalama fiyatlar dikkate alınıyor. Mart ayı içerisinde akaryakıt fiyatlarında geçici indirimler yaşanması, aylık ortalama fiyatın düşük kalmasına neden oldu. Bu durum, fiyat artışlarının Mart enflasyonuna tam olarak yansımasını engelledi.

TÜİK verilerine göre, Şubat ayında ortalama 47,18 lira olan benzinin fiyatı, Mart ayında %3,1’lik bir düşüşle 45,72 liraya gerilemişti. Benzer şekilde, motorinin ortalama fiyatı da %2 azalarak 47,35 liradan 46,40 liraya indi. Ancak bu veriler, Nisan ayının ilk günlerinde yaşanan fiyat hareketliliklerini yansıtmıyor. Mevcut durumda benzinin ortalama fiyatı 46,72 lira civarında seyrediyor. Hatta dün yapılması beklenen 1,25 liralık zammın iptal edilmesine rağmen, ay içerisinde başka hiçbir zam gelmese bile benzinin Nisan ayı ortalamasının Mart ayına göre en az %2,2 artışla 46,72 lira olması kesinleşmiş durumda. Motorinde ise mevcut fiyat 46,83 lira olup, geçen ayın ortalama fiyatı olan 46,40 liraya göre yaklaşık %1’lik bir artış söz konusu. Benzin ve motorinde şimdiden kesinleşmiş görünen bu yüzde 2’lik ve yüzde 1’lik zamlar, ilk bakışta çok yüksek gelmeyebilir. Ancak unutmamak gerekir ki, Mart ayında bu ürünlerde indirim yaşanmasına rağmen genel TÜFE %2,46 oranında artış göstermişti. Bu durum, enerji kalemlerindeki küçük görünen artışların bile genel enflasyona nasıl yayıldığını açıkça ortaya koymaktadır.

Döviz Kuru ve Akaryakıtın Kol Kola Yürüyüşü: Sepet Kur Etkisi

Akaryakıt fiyatları üzerindeki en büyük baskılardan biri de döviz kurundaki değişimlerdir. Türk ekonomisi, enerji ithalatına bağımlı yapısı nedeniyle, döviz kurundaki yükselişlerden doğrudan etkilenmektedir. Bir ABD doları ve bir Euro’dan oluşan sepet kur, Mart ayında Şubat ayına göre %4,3’lük önemli bir artış kaydetmişti. Nisan ayının ilk dört gününe baktığımızda ise, sepet kurun ilk üç günlük ortalamasının Mart ayı ortalamasına göre şimdiden %2,2 oranında arttığını görüyoruz. Dolar ve Euro kurlarında Nisan ayı boyunca hiçbir değişiklik olmasa bile, ay ilerledikçe bu mevcut kurun ağırlığı artacak ve %2,2’lik artış oranı daha da yükselecektir. Mevcut ekonomik koşullar göz önüne alındığında, döviz kurlarının Nisan ayı boyunca sabit kalması ise pek olası görünmemektedir. Dolayısıyla, Nisan ayı enflasyonu üzerindeki en büyük baskı, döviz kurundaki yükselişlerden ve buna bağlı olarak kaçınılmaz hale gelecek akaryakıt zamlarından kaynaklanacaktır. Üstelik yukarıda da açıklandığı gibi, akaryakıta hiç yeni zam yapılmasa bile, hesaplama yöntemleri gereği enflasyon sepetine girmesi kesinleşmiş bir fiyat artışı zaten mevcuttur.

Mart ayında kira artışları da genel enflasyona kıyasla görece daha düşük bir seviyede seyretti. Mart ayındaki kira zamlarının ortalama artışı %3,39 olarak gerçekleşti. Bu oran, son dönemde Aralık ayındaki %2,89’luk artıştan sonraki en düşük seviyeyi temsil ediyor. Hatırlanacağı üzere, Aralık ayındaki TÜFE artışı da %1,03 olmuştu. Bu durum, kira artış oranları ile genel enflasyon arasında belirli bir paralellik olduğunu düşündürmektedir. Ancak Nisan ayında kira artış oranlarının %3’ler civarında kalıp kalmayacağı konusunda kesin bir tahminde bulunmak zordur, zira kira yenilemelerinin hangi aylarda yoğunlaştığına dair elimizde yeterli veri bulunmamaktadır.

19 Mart Sonrası Bozulan Algı ve Beklentilerin Enflasyon Üzerindeki Etkisi

Enflasyonun yeniden yukarı yönlü bir ivme kazanma olasılığını artıran etkenleri temel olarak iki ana kategoriye ayırmak mümkündür. Birincisi, döviz kuru artışı ve akaryakıt zammı gibi somut, görülebilen ve ölçülebilen ekonomik göstergelerdir. İkincisi ise, boyutunu ve etkilerini kesin olarak tahmin etmenin oldukça zor olduğu psikolojik faktörlerdir. İşte bu psikolojik etkenler, 19 Mart’ta başlayan süreçle birlikte tırmanışa geçerek enflasyon dinamiklerini derinden etkilemiştir. O dönemde döviz kurunda yaşanan hareketlilik, daha sonra kısmen geri çekilmiş olsa bile, kurun her an yeniden atak yapabileceği algısını güçlendirmiştir. Merkez Bankası’nın politika faizi indirimine gitmek bir yana, faiz artırmak zorunda kalması ise piyasalarda bir dizi endişeyi tetiklemiştir. Tüm bu gelişmeler, enflasyona ilişkin beklentileri ve fiyatlama davranışlarını kökten bozarak, ileriye dönük fiyatlandırma kararlarının daha yüksek enflasyon beklentileriyle alınmasına neden olmuştur.

Sonuç olarak, beklentilerdeki bu bozulmanın ve genel algıdaki değişimin etkilerini Nisan ayı enflasyon verilerinde görmemiz kaçınılmaz hale gelmiştir. Hele hele 17 Nisan’daki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında, mevcut koşullar altında pek mümkün görünmese de, olası bir faiz indirimine gidilmesi durumunda, piyasalardaki güvenin daha da sarsılacağı ve enflasyonist baskıların şiddetleneceği açıktır. Bu durum, ekonominin geneli için daha büyük bir belirsizlik ve risk alanı yaratacaktır.

Vatandaşın Dudak Büktüğü Enflasyon: Hissedilen Gerçekler ve Harcama Kalıpları

Mart ayı için açıklanan %2,46’lık TÜFE artışı, tahminlerle büyük ölçüde örtüşse de, vatandaşın günlük hayatında hissettiği enflasyon oranının çok altında kaldığı bir gerçektir. Peki, resmi rakamlarla halkın algısı arasındaki bu önemli fark neden kaynaklanıyor?

Bu farklılığın temel nedeni, vatandaşın harcama kalıplarıdır. Gelir azaldıkça ve ekonomik sıkıntılar arttıkça, hanelerin harcamaları giderek daha temel ihtiyaçlara, yani gıda ve barınma gibi zorunlu kalemlere odaklanmaktadır. Özellikle Ramazan ayının da etkisiyle, tüketici ağırlığı ister istemez gıdaya ve belirli temel ürünlere vermek zorunda kalmıştır. İşte tam da bu noktada, gıdadaki aylık artışın genel artışın tam iki katı, yani %4,94 oranında gerçekleştiğini görüyoruz. Bu, vatandaşın neden açıklanan orana “dudak büktüğünü” çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Gıdadaki yüksek oranlı artışlara birkaç çarpıcı örnek vermek gerekirse:

  • Dana eti: %7,03
  • Kuzu eti: %4,14
  • Tavuk eti: %6,12
  • Sucuk, sosis, salam gibi şarküteri ürünleri: %3,14
  • Yumurta: %8,55
  • Taze meyveler: %11,21
  • Taze sebzeler: %19,90
  • Patates: %42,10
  • Kahve: %7,25

Gıda ürünlerindeki bu keskin artışlar, hane bütçeleri üzerinde ciddi bir baskı oluştururken, diğer bazı harcama kalemlerinde de yüksek oranlı zamlar dikkat çekmektedir:

  • Sigara: %10,85
  • Evcil hayvanlarla ilgili ürünler: %23,85
  • Şans oyunları: %22,82
  • Okul öncesi ve ilköğretimle ilgili harcamalar: %6,95
  • Ortaöğretimle ilgili harcamalar: %7,25

Bu örnekler, özellikle dar gelirli kesimlerin ve temel ihtiyaçlara daha fazla bütçe ayıran hanelerin, resmi enflasyon rakamlarından çok daha yüksek bir fiyat artışı hissettiğini kanıtlamaktadır. Temel gıda maddelerindeki ve zorunlu eğitim harcamalarındaki bu artışlar, vatandaşın alım gücünü doğrudan etkileyerek yaşam standardını olumsuz yönde baskılamaktadır. Ekonomik politikaların belirlenmesinde, bu hissedilen enflasyonun da göz önünde bulundurulması, toplumun genel refahı ve beklenti yönetimi açısından büyük önem taşımaktadır.

Önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadelede, sadece rakamsal hedeflere odaklanmak yerine, vatandaşın günlük yaşamındaki gerçeklikleri ve harcama kalıplarını dikkate alan, kapsamlı ve etkili stratejilere ihtiyaç duyulmaktadır. Nisan ayının getireceği gecikmeli etkiler, psikolojik baskılar ve temel gıda fiyatlarındaki devam eden artışlar, enflasyonla mücadelenin ne denli çetin geçeceğinin habercisidir.

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com