23 Ocak’ta faiz indirimi bekleniyor

Piyasalar ‘Grogi’ Oldu: Politika Faizi İndirimi 2024 mü, 2025 mi?

Boks dünyasında sıkça kullanılan ve İngilizce kökenli “groggy” kelimesinden dilimize “grogi” olarak geçen bir ifade vardır. Bu terim, rakibinin sert yumruklarıyla ağır bir şekilde sarsılmış ancak mucizevi bir şekilde ayakta kalmayı başarmış boksörler için kullanılır. Böylesi bir durumda olan boksöre “grogi oldu” denir; hareketleri yavaşlamış, bilinci tam yerinde olmasa da maçı bırakmamıştır.

Son haftalarda ekonomik gündemi meşgul eden bazı açıklamalar ve ardından gelen revizyonlar, piyasaları adeta grogi bir hale soktu. Tıpkı bir boksörün ardı ardına gelen yumruklarla sarsılması gibi, piyasalar da sağdan soldan gelen ve birbiriyle çelişiyor gibi görünen açıklamalarla adeta kafa karışıklığı yaşadı. Bu durum, ekonominin geleceğine dair net bir yol haritası çizmek isteyen yatırımcıları ve vatandaşları belirsizliğe sürükledi.

Yakın zamana kadar kamuoyunda, bu yıl içerisinde artık faiz indirimi yapılmayacağı yönünde güçlü bir konsensüs oluşmuştu. Ancak son birkaç güne sığan hızlı açıklamalar ve beklenti revizyonları, bu neredeyse ortak görüşü tamamen değiştirdi. Şimdi piyasaların önünde, faiz indiriminin ne zaman gerçekleşebileceğine dair iki temel ve birbiriyle keskin biçimde ayrılan senaryo bulunuyor. Bu senaryolar, ekonomiye dair farklı perspektifleri ve beklentileri yansıtıyor:

  • Senaryo 1: Faizler bu yıl, Kasım ayında olmasa bile en geç Aralık ayında kesinlikle indirilecek.
  • Senaryo 2: Faizleri bu yıl aşağı çekme olasılığı tamamen ortadan kalktı ve bu indirim için artık 2025 yılını beklemek gerekecek.

Peki, bu iki senaryodan hangisi daha gerçekçi ve olası görünüyor? Şahsi görüşüm ve analizlerim doğrultusunda, ikinci senaryonun, yani faiz indiriminin 2025’e kalması ihtimalinin daha güçlü olduğunu belirtmeliyim.

Şimdi gelin, bu iki senaryoyu detaylı bir şekilde inceleyelim ve her birinin altında yatan nedenleri mercek altına alalım. Ancak baştan önemli bir vurgu yapmak isterim: Bu analizler, “Faiz ne zaman indirilirse ekonomi için daha iyi olur?” sorusuna yanıt aramıyor. Bu, başlı başına derinlemesine incelenmesi gereken, bambaşka bir tartışma konusudur. Buradaki amaç, mevcut ekonomik veriler, Merkez Bankası’nın duruşu ve siyasi açıklamalar ışığında, faiz indirimine ilişkin senaryolardan hangisinin gerçekleşme ihtimalinin daha ağır bastığını değerlendirmektir.

Senaryo 1: Faiz Bu Yıl Kesin İndirilir, Çünkü…

Bu senaryonun en güçlü dayanağı, uzun bir aradan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz konusundaki yeniden gündeme getirdiği açıklamalarıdır. Eğer gözden kaçırmadıysam, Cumhurbaşkanı Erdoğan, son bir buçuk yıldır faizle ilgili kamuoyuna açık bir konuşma yapmıyordu. Özellikle, geçmişte sıklıkla dile getirdiği ve ekonomi politikalarında önemli bir yer tutan “Faiz sebep, enflasyon netice” tezini adeta tamamen unutmuş, bu konuya hiç değinmiyordu. Bu tezin yeniden gündeme getirilmesi de zaten pek mümkün görünmüyordu; zira geçen yılın Haziran ayından bu yılın Mart ayına kadar politika faizi %8.5’ten %50’ye yükseltilmiş ve son yedi aydır da %50 seviyesinde uygulanıyordu. Bu denli yüksek bir faiz oranının olduğu bir dönemde, eski tezin savunulması çelişki yaratabilirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mesajları ve Piyasa Yorumları

Ancak geçtiğimiz hafta, Cumhurbaşkanı Erdoğan Kırgızistan ve Macaristan ziyaretleri dönüşünde uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada faiz konusuna yeniden değindi. Açıklamasında, “Benim yaklaşımımı biliyorsunuz” diyerek, uzun bir aradan sonra faiz konusundaki duruşunu hatırlattı:

“Enflasyon artık sürekli olarak inişte olacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Son iki ay içerisinde enflasyonda bu inişleri hep beraber göreceğiz. Şu an itibarıyla bu iniş emaresi kendini göstermektedir. Benim yaklaşım tarzımı biliyorsunuz. İnşallah faizle birlikte enflasyon da düşecek. Benim ekonomideki mantığım bu. Bir ekonomist olarak aldığım, öğrendiğim bilgi bu. İnanıyorum ki önümüzdeki yıl enflasyonu gündemimizden çıkartacağız.”

Bu açıklama, faiz indirimi için henüz erken olduğunu düşünen kesimlerde anında bir “Eyvah!” tepkisine neden oldu. Tepkilerin altında yatan endişe şuydu: “Eyvah, yine olmadık bir zamanda, geçmişte Eylül 2021’de olduğu gibi, piyasaları şaşırtacak bir adım atılacak. Anlaşılan o ki, Cumhurbaşkanı faiz indirimi istiyor ve bunun işaretini vermiş oldu. Merkez Bankası’nın bir sonraki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı 21 Kasım’da. Dolayısıyla bu toplantıda bir faiz indirimi beklentisi içine girmek gerekiyor.”

Ekonominin farklı kesimlerinden gelen baskılar da bu beklentiyi körüklemekteydi. İş aleminin, özellikle yüksek faiz oranlarından ve görece düşük kur seviyesinden duyduğu rahatsızlık son dönemde oldukça artmıştı. Bu senaryoya inananlar, faiz indirimiyle birlikte kurun da bir miktar artmasına göz yumulabileceğini öngörüyor. Ancak bu durumun beraberinde getireceği en büyük risk, enflasyonun yeniden hortlaması ihtimalidir. Ancak, “ok yaydan çıktı, faiz indirimi geliyor” düşüncesi ağırlık kazanmış durumda. Beklentiler, eğer indirim olursa, bunun sembolik bir başlangıç olacağı ve muhtemelen 2.5 puandan fazla olmayacağı yönünde. Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Eğer Kasım’da faiz indirilirse, bu indirimi Aralık ayında da devam ettirmek gerekecek mi? Peki, Kasım ayı enflasyon rakamları beklentilerin çok üzerinde gelirse, Merkez Bankası Aralık’ta da faiz indirimine gidebilecek mi? Bu sorular, piyasaların yaşadığı grogi halin ve kafa karışıklığının temelini oluşturuyor.

Senaryo 2: Faiz İndirimi Kesin 2025’e Kaldı, Çünkü…

Girişte de belirttiğim gibi, faiz indiriminin 2025 yılına sarkması olasılığına, yani ikinci senaryoya şahsen daha yakın duruyorum. Bu duruşumun temelinde yatan güçlü nedenleri şimdi madde madde sıralayacağım:

  • Merkez Bankası’nın Yükselen Enflasyon Tahminleri ve Gerçekleşme Riskleri: Merkez Bankası, 2024 yılı enflasyon tahminini ne yazık ki yukarı yönlü revize ederek yüzde 44 olarak güncelledi. Bu tahmin, yılın son iki ayında aylık enflasyon artışının yüzde 1.5 gibi oldukça iyimser bir seviyede kalacağı varsayımına dayanıyor. Ancak dikkat çekilmesi gereken önemli bir nokta var: Bu tahminin üst bandı yüzde 46 olarak belirlendi. Mevcut gidişat ve piyasa dinamikleri göz önüne alındığında, enflasyonun yüzde 44’te kalması oldukça zor görünüyor. Aksine, eğilim, yüzde 46’lık üst bandın da aşılmasına, hatta bazı uzmanlara göre yüzde 48’e kadar yükselme potansiyeline işaret ediyor. Yılın son enflasyon raporunda da bu durumun altı çizildi; 2024 tahmininin revize edilmek zorunda kalınmasının ana nedeni, Eylül ve Ekim aylarındaki fiyat artışlarının öngörülenin üzerinde gelmesi ve genel enflasyon eğiliminin bu gerçekleşmeler yüzünden bozulmasıydı. Üstelik, yılın son ayları olan Kasım ve Aralık için de Merkez Bankası tarafından pek parlak bir tablo çizilemediği göz önüne alındığında, bu tahminlerin tutturulması daha da zorlaşıyor.

  • Merkez Bankası’nın Sıkı Para Politikası Vurgusu ve Şartları: Merkez Bankası aylardır para politikası duruşunu açıklarken aynı kararlı ifadeyi kullanıyor: “Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşu sürdürülecektir.” Bu ifade, faiz indirimi için iki temel koşul belirliyor: Birincisi, aylık enflasyonda “belirgin ve kalıcı” bir düşüş; ikincisi ise enflasyon beklentilerinin Merkez Bankası’nın tahmin aralığına yaklaşması. Peki, şu an bu koşullar sağlanmış durumda mı? Ne yazık ki hayır. Aylık enflasyonda ne belirgin ne de kalıcı bir düşüş gözlemleniyor. Aynı şekilde, enflasyon beklentilerinde de Merkez Bankası’nın hedeflediği aralığa yaklaşan kayda değer bir iyileşme yok. Bu durumda, Merkez Bankası’nın kendi kriterleri doğrultusunda faiz indirimi için elinde yeterli bir neden bulunmuyor. Sadece Cumhurbaşkanı’nın açıklaması bu sıkı duruşu değiştirmek için yeterli bir gerekçe midir?

  • Merkez Bankası’nın İtibar Riski ve Siyasi Baskı Tartışmaları: Eğer Merkez Bankası, mevcut ekonomik göstergeler ve kendi belirlediği kriterler henüz tam olarak sağlanmamışken, 21 Kasım Perşembe günü yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında faiz indirimine giderse, kamuoyunda ilk söylenecek şey ne olacaktır? Şüphesiz ki, “Cumhurbaşkanı istedi, Merkez Bankası faizi indirdi.” Bu durum, Merkez Bankası’nın son bir yıldır siyasetin açtığı alan ölçüsünde kazandığı ve büyük emeklerle inşa ettiği itibarının bir anda yerle bir olmasına yol açar. Düne kadar “sıkı para politikasına devam” mesajı veren ve faiz indirimi için henüz koşulların oluşmadığını vurgulayan bir Merkez Bankası’nın, Cumhurbaşkanı’nın tek bir açıklamasıyla 180 derece dönüş yapması, bağımsızlığına ve kredibilitesine büyük bir darbe vuracaktır. Böylesine keskin bir U dönüşü ve itibar kaybı, ne kısa ne de uzun vadede siyasetçinin işine yarar; zira güven kaybeden bir Merkez Bankası’nın politika etkinliği de azalır. Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın böyle bir duruma düşmek istemeyeceği ve 21 Kasım toplantısında faiz indirimine gitmeyeceği güçlü bir ihtimaldir.

  • Kasım ve Aralık Enflasyon Beklentileri ve İndirim Olasılığı: Peki, 26 Aralık’taki yılın son PPK toplantısında faiz indirimi olabilir mi? Bu ihtimal, büyük ölçüde Kasım ayı enflasyon rakamlarına bağlıdır. Ekim sonunda yıllık yüzde 48.58 olan enflasyon artışı, eğer Kasım ayı artışı Merkez Bankası’nın iyimser tahmini olan yüzde 1.5 olursa yüzde 46.02’ye, yüzde 2 olursa yüzde 46.74’e, yüzde 3 olursa yüzde 47.46’ya gerileyecek. Diyelim ki en iyimser senaryo gerçekleşti ve Kasım ayı enflasyonu yüzde 1.5 oldu. Merkez Bankası’nın kendi koşulu neydi? “Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş…” Tek bir ayda gerçekleşecek yüzde 1.5’lik bir düşüş, ne yazık ki “belirgin” bir eğilime işaret etmez ve “kalıcı” olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle, Aralık ayında da bir faiz indirimi olasılığı oldukça zayıf görünmektedir.

  • Ocak 2025: Baz Etkisinin ve Yeniden Değerleme Oranının Rolü: İşte bu yüzden 23 Ocak 2025 tarihine dikkat çekiyorum. Bu tarih, faiz indirimi için en olası dönemi işaret ediyor. Eğer bu yılın Kasım ve Aralık aylarında aylık enflasyon yüzde 2.5 civarında gerçekleşir ve yıl sonu enflasyonu yüzde 47’ye yaklaşırsa, bu oranlar, Haziran ayından sonra yılın yine de en düşük aylık oranları olacak. Bu durum, “işte düşüş eğilimi başladı” şeklinde yorumlanabilir. Ancak daha da önemlisi, Ocak 2025’te yıllık enflasyon oranında belirgin bir düşüş yaşanacak ve bu durum Şubat ayında da devam edecek. Bunun temel nedeni, güçlü baz etkisidir. Bu yılın Ocak ayındaki enflasyon artışı yüzde 6.70, Şubat ayındaki artış ise yüzde 4.53 olmuştu. Özellikle Ocak aylarındaki yüksek artışlarda, “yönetilen-yönlendirilen” fiyatlardaki değişimler ile vergi artışlarından kaynaklanan dolaylı zamların büyük etkisi oluyor. Bu artış ve zamlarda temel belirleyicilerden biri de yeniden değerleme oranıdır. Bu yıl (2024) uygulanan yeniden değerleme oranı yüzde 58.96 iken, 2025 yılı için bu oran yüzde 43.93 olarak belirlenmiştir. Aradaki yaklaşık 15 puanlık bu fark, Ocak ayındaki enflasyon rakamları üzerinde önemli bir aşağı yönlü etki yaratacaktır.

  • Politika Faizi İndiriminin Muhtemel Boyutu: PPK’nın 2025 yılındaki ilk toplantısı 23 Ocak’ta yapılacak. Merkez Bankası, bu tarihe kadar Ocak ayı enflasyonunun hangi seviyede gelebileceği konusunda elbette bir öngörüye sahip olacak ve bu oranın muhtemelen yüzde 3’ü aşmayacağı tahmin ediliyor. Eğer bu yılın son iki ayı aylık yüzde 2.5 civarında bir enflasyonla geçilir ve yıl sonu enflasyonu yüzde 47’ye yakın bir seviyede kapanırsa, Ocak ayındaki yüzde 3’lük artışla birlikte yıllık enflasyon oranı Ocak 2025’te yüzde 41-42 bandına inecek. Şayet, Merkez Bankası’nın öngördüğü gibi Kasım ve Aralık ayları aylık yüzde 1.5 artışla geride kalır ve yıl sonu enflasyonu yüzde 44’e inerse, Ocak ayındaki yüzde 3’lük artıştan sonra yıllık oran Ocak 2025’te yüzde 39 seviyesine kadar gerileyecektir. Dolayısıyla, mevcut %50 düzeyindeki politika faizinin, olağanüstü olumsuz bir gelişme yaşanmadığı takdirde, 23 Ocak 2025 Perşembe günü en az 2.5 puan aşağı çekileceği kesin gibi görünmektedir. Bu indirim, hem enflasyondaki düşüş eğilimini teyit edecek hem de Merkez Bankası’nın kredibilitesini koruyarak atılacak mantıklı bir adım olacaktır.

Sonuç: Hangi Senaryo Daha Ağır Basıyor ve Piyasalar Ne Zaman Rahatlayacak?

Piyasaların “grogi” hali, faiz indirimi zamanlamasına ilişkin belirsizlikten kaynaklanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faize ilişkin son açıklamaları, kısa vadeli bir indirim beklentisi yaratsa da, Merkez Bankası’nın kendi koyduğu enflasyonla mücadele kriterleri ve kurumun itibarını koruma isteği, 2024 yılı içinde faiz indirimine gidilmesini oldukça zorlaştırıyor. Merkez Bankası’nın aylık enflasyonda “belirgin ve kalıcı bir düşüş” ile enflasyon beklentilerinde iyileşme şartlarını karşılamak için Kasım ve Aralık aylarının yetersiz kalacağı açıkça görülüyor.

Öte yandan, 2025 yılının Ocak ayı, hem baz etkisi hem de yeniden değerleme oranındaki önemli düşüşün etkisiyle yıllık enflasyon oranında ciddi bir gerileme vaat ediyor. Bu durum, Merkez Bankası’nın kendi kriterlerini karşılaması ve sıkı para politikasının meyvelerini almaya başladığını göstermesi için ideal bir zemin hazırlayacak. Bu nedenle, politika faizinde ilk indirimin, büyük olasılıkla 23 Ocak 2025 tarihindeki Para Politikası Kurulu toplantısında gerçekleşmesi beklenmektedir. Bu tarih, piyasaların üzerindeki belirsizlik bulutunu dağıtarak, “grogi” halden çıkmalarına ve daha net bir ekonomik yol haritasına kavuşmalarına yardımcı olacaktır.

Kaynak: ekonomim.com

  • Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.