Emtia Piyasaları Fırtınası: Trump’ın Tarifeleri, Fed Sinyalleri ve Küresel Riskler Arasında Dalgalanmalar
Geçtiğimiz hafta küresel emtia piyasaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret politikalarına ilişkin sürpriz tarife tehditleri ve ABD Merkez Bankası (Fed) yetkililerinden gelen para politikası sinyallerinin belirlediği karmaşık bir gündemle hareketli günler geçirdi. Bu kritik gelişmeler, finansal piyasalardaki risk iştahını sürekli olarak test ederken, yatırımcılar belirsizlikler karşısında güvenli liman arayışına girdi ve farklı emtia grupları üzerinde zıt yönlü etkiler yarattı.
Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) toplantı tutanaklarında faiz indirimi potansiyeline işaret eden ifadeler ve Fed üyelerinin genel olarak güvercin tonlu açıklamaları, piyasalarda belirli bir iyimserlik rüzgarı estirdi. Bu durum, ekonomik aktiviteye yönelik endişelerin hafiflemesiyle varlık fiyatlarındaki yükselişi destekleyici bir etki yarattı. Ancak ABD yönetiminin ticaret politikaları konusunda atacağı olası yeni adımlara ilişkin devam eden belirsizlik, özellikle tarife tehditlerinin gölgesinde, piyasalardaki oynaklığın ana kaynağı olmayı sürdürdü.
Trump’ın “Önce Amerika” politikasının bir uzantısı olarak Kanada’dan ithal edilen belirli ürünlere 1 Ağustos’tan itibaren sektörel bazda değil, doğrudan yüzde 35 gümrük vergisi uygulanacağını ve Kanada’dan gelecek olası misillemelerin bu orana ekleneceğini açıklaması, küresel ticaret savaşları endişelerini yeniden alevlendirdi. Bu tür korumacı önlemlerin, uluslararası ticaret hacmini ve küresel ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebileceği beklentisi, piyasalarda genel bir temkinli havaya yol açtı.
Paradoksal bir şekilde, Trump’ın bakır ithalatına yüzde 50 tarife getireceklerini duyurması, uluslararası piyasalarda bakırın libresi için rekor seviyelerin görülmesine neden oldu. Bu durum, arz zincirindeki olası bozulmalar ve gelecekteki arz sıkıntısı beklentilerinin fiyatlara yansıması olarak yorumlandı. Öte yandan, basın mensuplarının “Fed Başkanı Jerome Powell’ı görevden alıp almayacağı” yönündeki ısrarlı sorusuna Trump, “Hayır” yanıtını verse de, Powell’ın görevini “berbat” yaptığını ve faiz oranlarının mevcut seviyelerden 3 puan daha düşük olması gerektiğini iddia etti. Bu açıklamalar, Fed’in bağımsızlığına yönelik algıları ve para politikası üzerindeki siyasi baskıyı bir kez daha gündeme taşıdı.
Bu gelişmelerin ışığında, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yaklaşık 7 baz puan artarak haftayı yüzde 4,42 seviyesinde tamamlarken, dolar endeksi de yüzde 0,7’lik bir yükselişle 97,9’a ulaştı. Doların güçlenmesi, genellikle dolar bazında işlem gören emtiaların diğer para birimleri cinsinden maliyetini artırarak talebi baskılayıcı bir etki yapar. Ancak bu hafta, piyasalardaki diğer faktörlerin etkisiyle farklı bir tablo ortaya çıktı.
Güçlenen Dolara Rağmen Değerli Metallerde Yükseliş: Güvenli Liman Talebi
Tamamlanan haftada, faiz indirimi beklentilerinin zayıflamasıyla güçlenen dolar endeksinin genellikle değerli metaller üzerindeki talebi azaltıcı etkisine rağmen, Trump’ın agresif tarife adımları, bu metallerin değer kazanmasına yol açtı. Yatırımcılar, küresel ekonomiye dair artan belirsizlikler ve ticaret savaşı endişeleri karşısında geleneksel “güvenli liman” varlıklarına yönelerek altın, gümüş ve paladyum gibi metallere talebi artırdı.
Piyasa analistleri, Trump’ın ticaret hamlelerinin yarattığı jeopolitik ve ekonomik belirsizliğin, yatırımcıları riskten kaçınmaya ve dolayısıyla bu varlıklara yönelmeye ittiğini vurguladı. Paladyum da bu eğilimden etkilenirken, otomotiv sektöründeki yavaşlama ve temkinli talep görünümünün, paladyumdaki fiyat artışını belirli bir noktada sınırlayabileceği belirtildi. Paladyum, özellikle katalitik konvertörlerde kullanıldığı için otomotiv endüstrisindeki gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir.
Öte yandan, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin’deki ekonomik toparlanmaya ilişkin belirsizlikler devam ederken, Çin Merkez Bankası’nın (PBOC) üst üste sekizinci ayda da altın rezervlerini artırması piyasalarda büyük dikkat çekti. Bu durum, küresel merkez bankalarının artan altın talebinin, sadece yatırımcıların değil, aynı zamanda ulusal ekonomilerin de küresel jeopolitik ve finansal risklere karşı altını stratejik bir rezerv varlığı olarak görmeye devam ettiğini ortaya koydu. Bu stratejik talep, altının uzun vadeli değerini destekleyen önemli bir faktör olarak öne çıkıyor.
Bu gelişmeler neticesinde, değerli metaller grubunda ons bazında fiyatlar önemli artışlar kaydetti. Paladyum yüzde 7,2 ile en dikkat çekici yükselişi sergilerken, gümüş yüzde 4,1, platin yüzde 0,8 ve altın ise yüzde 0,5 oranında değer kazandı. Bu artışlar, piyasalardaki risk algısının ve güvenli liman arayışının ne denli güçlü olduğunu açıkça gösterdi.
Trump’ın Tarifeleriyle Rekor Kırılan Bakır ve Baz Metallerde Karışık Seyir
Ticaret savaşları endişeleri, baz metaller piyasasını da karışık bir seyre sürüklerken, Trump’ın bakır ithalatına yönelik tarife kararı, bu metalin fiyatlarında tarihi rekorların görülmesine neden oldu. Özellikle Trump’ın bakır ithalatına yüzde 50 gibi yüksek bir tarife getireceklerini bildirmesinin hemen ardından, uluslararası piyasalarda bakırın libresi 5,81 dolarla rekor bir zirveye ulaştı.
Bu gelişme, dünyanın başlıca bakır tedarikçisi ülkeleri olan Şili, Kanada ve Meksika’da ciddi endişelere yol açarken, ABD sanayisinde ise artan maliyetlere ilişkin kaygıları gündeme getirdi. Yerel sanayiciler, dışarıdan temin ettikleri bakırın maliyetindeki bu ani artışın üretim maliyetlerini yükselteceğinden ve rekabet güçlerini zayıflatacağından endişe duymaya başladı.
Analistler, ABD’nin iç üretimini artırmayı hedefleyen bu tür tarife adımlarının kısa vadede piyasalardaki fiyat dalgalanmalarını artırabileceğini ve küresel arz-talep dengesini bozabileceğini belirtti. Ancak, arz fazlasının bulunduğu diğer emtia borsalarında bakırdaki bu ani yükselişin kalıcı olmadığını ve fiyatların kısa süre içinde bir miktar geri çekildiğini de eklediler. Bu durum, tarifenin doğrudan etkisinin ABD piyasalarıyla sınırlı kaldığını ve küresel piyasalarda uzun süreli bir arz şokuna dönüşmediğini gösterdi.
Bu dalgalanmalar neticesinde, tezgah üstü piyasada baz metallerde libre bazında fiyatlar, bakırda yüzde 10,4, alüminyumda ve çinkoda yüzde 0,3 değer kazanırken; kurşunda yüzde 1,8 ve nikelde yüzde 0,8 oranında değer kaybetti. Bu farklılaşma, her bir metalin kendine özgü arz-talep dinamiklerinin ve piyasa beklentilerinin tarife şoklarına farklı tepkiler vermesine neden olduğunu gösterdi.
Brent Petrolde Yükseliş: Arz-Talep Dengeleri ve Jeopolitik Riskler
Tamamlanan haftada, Brent petrol fiyatlamalarında küresel arz-talep dengesine ilişkin yoğun haber akışı yakından takip edilirken, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’daki artan jeopolitik riskler fiyatlar üzerinde belirleyici bir etki yarattı. Petrol piyasası, belirsizlikler ve bölgesel gerilimlerle dolu bir dönemeçten geçmeye devam etti.
Hafta başında, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve müttefiklerinin (OPEC+) ağustos ayı için beklenenden daha fazla üretim artışı açıklaması, kısa süreliğine fiyatlar üzerinde bir baskı oluşturdu. Bu durum, küresel arzın artacağı beklentisiyle petrol fiyatlarında bir miktar geri çekilmeye neden oldu. Ancak, ABD’nin 4 Temmuz tatiline ilişkin yayımlanan seyahat verilerinde rekor düzeyde benzin talebi gözlemlenmesi, bu baskıyı dengeleyerek Brent petrol fiyatını destekledi. Tatil dönemlerinde artan seyahatler, yakıt talebini doğrudan etkileyen önemli bir faktördür.
Haftanın son işlem günlerinde ise Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) küresel arzın beklenenden daha sıkı olduğuna yönelik raporu ile ABD’nin Rusya’ya yönelik yeni yaptırım sinyalleri, Brent fiyatlarında yeniden yükselişe neden oldu. IEA raporu, piyasalardaki arz fazlası endişelerini azaltırken, Rusya’ya yönelik olası yaptırımlar, Rus petrolünün küresel piyasalara ulaşımını zorlaştırabileceği ve arzı kısıtlayabileceği beklentisiyle fiyatları yukarı taşıdı.
Öte yandan, OPEC yayımladığı 2025 Dünya Petrol Görünümü raporunda, Çin’deki ekonomik büyümenin yavaşlaması ve buna bağlı olarak enerji talebinin azalması nedeniyle 2026–2029 yılları için küresel petrol talebi tahminlerini aşağı yönlü revize etti. Rapora göre, küresel petrol talebinin 2026 yılında günlük ortalama 106,3 milyon varil olması bekleniyor. Bu rakam, geçen yılki tahminde 108 milyon varil olarak öngörülmüştü. Bu uzun vadeli tahminler, küresel ekonominin gelecekteki büyüme yörüngesine ve enerji geçişinin hızına dair önemli ipuçları sunuyor.
Tüm bu gelişmelerin birleşimiyle, Brent petrolün varil fiyatı haftayı yüzde 3,1’lik bir artışla tamamlarken, New York Ticaret Borsası’nda işlem gören doğal gazın İngiliz termal birimi (MMBtu) cinsinden fiyatı ise yüzde 2,1 değer kaybetti. Doğal gaz fiyatlarındaki düşüş, genellikle mevsimsel talep değişimleri veya artan arz gibi bölgesel faktörlerden kaynaklanabilmektedir.
Tarım Emtiasında Karışık Seyir: Hava Koşulları, Politikalar ve Lojistik Engeller
Geçtiğimiz hafta tarım emtia piyasalarında, küresel ihracat verileri, büyük üretim bölgelerinden gelen hava durumu raporları ve hükümet politikalarındaki değişikliklerin etkisiyle karışık bir fiyat seyri gözlemlendi. Tarım ürünleri, doğanın ve jeopolitik gelişmelerin en doğrudan etkilediği emtia gruplarından biri olmayı sürdürdü.
Buğday fiyatları, özellikle Rusya’nın buğday ihracat vergisini sıfırlamasıyla Karadeniz bölgesindeki rekabetin keskin bir şekilde artması sonucu baskı altında kaldı. Rusya’nın bu kararı, temmuz ayı sevkiyatlarının son 16 yılın en düşük seviyesine gerilemesi ve çiftçilerin güçlü ruble kuru nedeniyle ürünlerini ellerinde tutma eğilimi göstermesinin ardından geldi. Bu durum, küresel buğday arzı üzerinde önemli bir etki yarattı.
Öte yandan, analistler, Karadeniz limanlarında hasattaki gecikmelerin ve çiftçilerin yüksek fiyat beklentisiyle ürünlerini piyasaya sürmekte isteksiz davranmasının buğday tedarikini yavaşlattığını belirtti. Bu durumun, kısa vadede bölgesel buğday fiyatlarını destekleyici bir etki yaratabileceği öngörüldü. Bu, küresel piyasalardaki arz-talep dinamiklerinin bölgesel farklılıklar gösterebileceğinin bir göstergesidir.
Mısır fiyatları da haftayı düşüşle tamamlarken, ABD Tarım Bakanlığı (USDA) tarafından yayımlanan veriler haftalık satışların 1 milyon 262 bin tonla son sekiz haftanın en yüksek seviyesine ulaştığını gösterdi. Buna ek olarak 888 bin 562 tonluk yeni sezon satışı da küresel talep görünümünü olumlu yönde destekledi. Brezilya’da ise ikinci ürün mısır hasadının güçlü seyretmesi üzerine ülke üretim tahmini 132,3 milyon tona yükseltildi. Ancak Brezilya limanlarındaki kargo sıkışıklığı ve Çin’den gelen zayıf alımlar, küresel sevkiyat hızını yavaşlatarak mısır fiyatları üzerindeki aşağı yönlü baskıyı sürdürdü.
Bu karmaşık gelişmelerle, Chicago Ticaret Borsası’nda kile başına fiyatlar bu hafta mısırda yüzde 5,7, soya fasulyesinde yüzde 4, buğdayda yüzde 2 ve pirinçte yüzde 1,3 oranında azaldı. Bu düşüşler, büyük ölçüde beklenen yüksek hasat verileri ve lojistik engellerin küresel ticareti yavaşlatmasıyla ilişkilendirildi.
ABD’de faaliyet gösteren önemli emtia borsası Intercontinental Exchange’te ise libre bazında fiyatlar, kahvede yüzde 0,6 ve pamukta yüzde 1,5 azalırken, şekerde yüzde 1,1 artış gösterdi. Kakao’nun ton başına fiyatı ise haftayı yüzde 0,3’lük hafif bir artışla tamamladı. Bu ürünlerdeki fiyat hareketleri, spesifik hava koşulları, ekim alanları, hastalıklar ve tüketici talebindeki değişiklikler gibi daha mikro faktörlerden etkilendi.
Sonuç olarak, geçtiğimiz hafta emtia piyasaları, küresel ekonomik ve jeopolitik faktörlerin karmaşık bir etkileşimiyle şekillendi. Trump’ın tarife tehditleri, Fed’in para politikası sinyalleri, küresel arz-talep dengesizlikleri ve bölgesel lojistik sorunlar, her bir emtia grubunun farklı yönlerde hareket etmesine neden oldu. Bu dinamik piyasada, yatırımcıların gelecekteki gelişmeleri dikkatle takip etmesi ve risk yönetimini ön planda tutması gerektiği bir kez daha ortaya çıktı.