Asya piyasalarında teknik resesyon uyarısı

Japon Ekonomisi Resesyon Gölgesinde: BoJ Faiz Artırım Planları Ertelenebilir mi?

Japon ekonomisi, 2024 yılının ilk çeyreğine ilişkin öncü verilerle tahmin edilenden daha az bir daralma sergilemiş olsa da, ülkenin teknik bir durgunluk riski altında kalmaya devam etmesi piyasaları ve politika yapıcıları endişelendiriyor. Bu durum, Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) uzun süredir beklenen faiz artırımı takvimini geciktirebileceği yönündeki öngörüleri de güçlendiriyor. Küresel ekonomideki belirsizlikler, zayıf ihracat performansı ve iç talepteki yavaş toparlanma, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için zorlu bir tablo çiziyor.

Japonya hükümeti tarafından açıklanan gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) verileri, Ocak-Mart döneminde yıllık bazda %0,2 oranında bir daralma yaşandığını gösterdi. Bu rakam, başlangıçtaki ön tahminde belirtilen %0,7’lik düşüşe kıyasla daha ılımlı bir daralma anlamına geliyor ve bazı ekonomistlere göre bir nebze “nefes alma” alanı sunuyor. Ancak, aynı dönemde bir önceki çeyreğe göre GSYH verisinin sabit kalması, Japon ekonomisinin momentum kazanmakta zorlandığını açıkça ortaya koyuyor. Çeyreklik bazda büyümenin durması, ekonomik aktivitedeki durgunluğun derinleşme potansiyeli taşıdığına işaret ediyor.

Ekonomistler, revize edilen bu rakamlara rağmen Japonya’nın genel ekonomik görünümünde esaslı bir değişiklik olmadığını belirtiyorlar. Zayıf ihracat performansı, iç talepteki toparlanmanın etkisini büyük ölçüde telafi ederek genel büyümeyi baskılamaya devam ediyor. Uluslararası ticaretteki yavaşlama ve küresel talepteki düşüş, ihracata dayalı Japon ekonomisi için ciddi bir handikap oluşturuyor. Ülke, özellikle büyük ihracat pazarlarındaki ekonomik yavaşlamadan doğrudan etkileniyor ve bu durum, üretimde de kısıtlamalara yol açıyor.

GSYH’nin bileşenlerine bakıldığında, özel tüketimin bir önceki çeyreğe göre %0,1 oranında arttığı ve başlangıçtaki sabit okumadan hafifçe yukarı çıktığı görülüyor. Bu küçük artış, hanehalkı harcamalarında kısmi bir iyileşmeye işaret etse de, genel olarak güçlü bir toparlanma sinyali vermekten uzak kalıyor. Öte yandan, sermaye harcamaları çeyrekte %1,1 oranında artış gösterdi; ancak bu artış, ön tahmindeki %1,4’lük yükselişten daha düşüktü. Bu durum, şirketlerin geleceğe yönelik yatırım kararlarında hala temkinli davrandığını ve ekonomik belirsizliklerin yatırım iştahını frenlediğini gösteriyor. İş dünyasının geleceğe dair beklentilerindeki temkinlilik, uzun vadeli ekonomik büyüme potansiyeli açısından kritik bir faktör olarak öne çıkıyor.

İç talep, ekonomik büyümeye %0,8 puanlık bir katkı sağlarken, dış talep (yani ithalattan çıkarılan ihracat) GSYH’den %0,8 puan çıkardı. Bu denge, Japonya ekonomisinin dış şoklara karşı kırılganlığını ve küresel ticaret dinamiklerine olan bağımlılığını gözler önüne seriyor. İhracatın, ithalatın gerisinde kalması ya da yeterli ivmeyi yakalayamaması, net dış talebin büyümeye negatif katkı yapmasına neden oluyor. Bu da ülkenin ticari partnerleriyle olan ilişkilerinin ve küresel ticaret politikalarının ne denli önemli olduğunu bir kez daha vurguluyor.

Moody’s Analytics ekonomisti Stefan Angrick, Japon ekonomisinin karşı karşıya olduğu zorlukları net bir şekilde ifade ediyor: “Revize edilen okuma, Japonya ekonomisinin zorlandığı gerçeğini değiştirmiyor. Gümrük vergileri ve gümrük vergisi tehditleri ihracatı ve endüstriyel üretimi olumsuz etkiliyor. Enflasyon ücret artışını geride bıraktığı için hanehalkı harcamaları zayıf ve gümrük vergisi sıkıntısı ekonomiyi rayından çıkarırsa ücret artışları daha da yavaşlayabilir.” Angrick’in bu değerlendirmesi, mevcut verilerin ötesinde, Japonya’nın dış ticaret politikaları ve küresel ekonomik iklimle ne denli iç içe olduğunu gösteriyor. Özellikle ABD ile devam eden ticaret gerilimleri, Japonya’nın ihracat odaklı sanayileri için büyük bir tehdit oluşturuyor.

Şirket cephesinde de durum pek parlak değil. Bazı büyük Japon şirketleri, Mart 2026’da sona erecek cari mali yıl için önemli kar düşüşleri öngördüklerini açıkladılar. Bu durum, gelecekteki yatırımlar ve çalışan ücret artışları konusunda ciddi endişelere yol açıyor. Şirketlerin kar marjlarındaki daralma beklentisi, yeni istihdam yaratma, Ar-Ge harcamaları ve kapasite genişletme gibi stratejik kararları olumsuz etkileyebilir. Bu da zincirleme bir reaksiyonla genel ekonomik aktiviteyi ve hanehalkının gelir beklentilerini aşağı çekebilir. Enflasyonun hala hedeflenen seviyelerin üzerinde seyretmesi, ancak ücretlerin bu enflasyonu yakalayamaması, tüketici güvenini ve harcamalarını sınırlayan bir başka faktör olarak karşımıza çıkıyor.

ABD ile ticaret müzakerelerinde Japonya’nın tarafını yöneten Ekonomi Bakanı Ryosei Akazawa, bakanlar düzeyinde hala çözülmesi gereken çok şey olduğunu ifade etti. İki ülke, Haziran ayındaki G-7 Zirvesi’ne yetişmek üzere Başbakan Shigeru Ishiba ile ABD Başkanı Trump arasında olası bir toplantıyı gündeme getirerek “karşılıklı olarak faydalı bir anlaşma sağlamak için güçlü bir şekilde koordine olmaya devam etme” konusunda anlaştı. Bu müzakerelerin seyri, Japonya’nın gelecekteki ihracat performansı ve bazı kritik sektörler (özellikle otomotiv sektörü) için hayati önem taşıyor. ABD’nin olası yeni gümrük vergileri, Japon üreticileri üzerinde büyük bir maliyet baskısı yaratabilir ve rekabet güçlerini zayıflatabilir. Bu nedenle, Japon hükümeti, diplomatik kanalları kullanarak ticaret savaşlarının derinleşmesini engellemek için yoğun çaba sarf ediyor.

Ekonomistler, devam eden ticaret belirsizliği ve iç talepteki yavaş toparlanma göz önüne alındığında, Japonya’nın Nisan-Haziran döneminde art arda iki çeyrek daralma olarak tanımlanan teknik bir resesyona girme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtiyorlar. Bir ekonominin teknik durgunluğa girmesi, piyasalarda ve tüketici güveninde ciddi bir kırılmaya yol açabilir. Bu durum, Japonya Merkez Bankası’nın politika adımlarını daha da karmaşık hale getirecek ve faiz artırımı planlarını daha da ertelemesine neden olabilecektir. BoJ, enflasyon hedefine ulaşmak ve sürdürülebilir bir büyüme sağlamak adına ultra gevşek para politikasından çıkmaya çalışırken, ekonomik verilerdeki bu zayıflık, Merkez Bankası’nın elini kolunu bağlayan bir faktör haline geliyor.

Credit Agricole ekonomisti Takuji Aida, Trump’ın daha yüksek tarifeler getirmesinden önce görülen üretim ve ihracat artışının azalmasıyla ekonominin bu çeyrekte yıllık bazda %0,4 oranında daralmasını bekliyor. Aida’nın bu tahmini, Japonya’nın küresel ticaret politikalarındaki en küçük değişikliğe bile ne kadar duyarlı olduğunu gösteriyor. Özellikle küresel tedarik zincirlerindeki aksamalar ve jeopolitik gerilimler, Japonya gibi ihracat ağırlıklı ekonomiler için çift yönlü bir risk oluşturuyor. Hem enerji ve hammadde fiyatlarındaki artışlar hem de ihracat pazarlarındaki daralma, Japonya’nın ekonomik büyüme potansiyelini sınırlıyor. Önümüzdeki aylarda açıklanacak ekonomik veriler, Japonya’nın teknik resesyondan kaçınıp kaçınamayacağı ve BoJ’un para politikası kararları üzerinde belirleyici rol oynayacak. Küresel ekonomik görünümdeki kırılganlık devam ettikçe, Japonya’nın toparlanma süreci de belirsizliklerle dolu olmaya devam edecektir.