Eklenen Tatiller Baydı mı Artık?

Uzayan Bayram Tatilleri: Bir Gelenek mi, Ekonomik Bir Yük mü?

Türkiye’de, özellikle son yıllarda, resmi ve dini bayram tatillerinin uzatılması bir alışkanlık haline geldi. Başlangıçta Perşembe gününe denk gelen bir bayramın Cuma ile birleştirilmesiyle başlayan bu uygulama, zamanla haftanın tamamını kapsayan hatta on günü aşan tatil periyotlarına dönüştü. Ancak bu uzun soluklu molalar, bir yandan iç turizmi canlandırma potansiyeli taşırken, diğer yandan ülke ekonomisi, üretim süreçleri, kamu hizmetleri ve sağlık sektörü üzerinde ciddi olumsuzluklara yol açarak geniş çaplı tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Ahmet Amca’nın Takvim Merakı ve Geçmişin Tatil Anlayışı

Kayseri’deki çocukluk anılarımda, teyzemin eşi Ahmet amca, ailemizin “tatil uzmanı” gibiydi. Esnaf olmasının verdiği bilgi birikimiyle, her yılbaşı eline geçen ilk takvimi dikkatle inceler, dini bayramların ve resmi tatillerin hangi günlere denk geldiğini, özellikle de hafta içine mi yoksa hafta sonuna mı isabet ettiğini memur olan babama büyük bir hevesle anlatırdı. Ahmet amca için bu, adeta bir görevdi.

Onun neşeli yorumları hala kulaklarımda yankılanır: “Hasan Efendi, bu yıl şansızsınız. Bak tatiller daha çok pazar günlerine denk geliyor.” Ya da sevinçle “Hasan Efendi, bu yıl çok tatiliniz var. Şu, şu, şu bayramlar hafta içine denk geliyor, bu yıl şu kadar gün tatil yapacaksınız.” derdi. Babamın o tatil günlerinde ne yapacağı ise belliydi: bağ evimizde çalışır, biz çocuklar da mevsime göre ona eşlik ederdik. Tatil, bizim için farklı bir çalışma düzeni demekti.

1974 yılına kadar Cumartesi günlerinin yarım gün çalışıldığı bir dönemde, o günlere denk gelen tatiller bile kısmi bir avantaj sayılırdı. Zira tam gün tatil kavramı bugünkü gibi genişletilmiş değildi. Ahmet amcamın aklına, o günlerin uzatılacağı ve ilgili haftanın tümüyle tatil edileceği gelmezdi bile. Çünkü o zamanlar böyle bir şey neredeyse imkansızdı. Bayram hangi gün ya da günlere denk gelmişse, tatil süresi o kadardı; fazlası düşünülmezdi.

Tatil Sürelerinin Evrimi: Kısa Aralardan Uzun Köprülere

Ancak zamanla bu anlayış değişmeye başladı. İlk olarak Perşembe gününe denk gelen resmi bayramlara Cuma da eklenerek tatil süresi uzatıldı. Bu, adeta bir öncü adımdı. Zamanla bu uygulama bir alışkanlığa dönüştü ve beklentiler de katlanarak arttı. Dini bayramlara bir veya iki gün eklenmek suretiyle, örneğin Çarşamba günü biten bir bayrama Perşembe ve Cuma’nın da eklenmesiyle tatiller dokuz güne kadar çıkarılır oldu. Bu “köprü tatilleri” kavramı, özellikle iç turizm sektörünü canlandırmak amacıyla uygulanan bir yöntem olarak öne sürüldü.

Bu yıl Ramazan Bayramı’nda da benzer bir durum yaşandı. Salı günü sona eren bayrama takip eden üç iş günü de eklenerek o hafta tümüyle tatil edildi. Böylece pek çok çalışan ve kamu personeli için dokuz günlük uzun bir tatil süresi oluştu. Bu durum, bir sonraki bayram olan Kurban Bayramı için de beklentileri oldukça yükseltti.

Beklentilerin Abartıldığı Günümüz: On Altı Günlük Tatil Hayali

Şimdi önümüzde Kurban Bayramı var. Kurban Bayramı, 6 Haziran Cuma günü başlıyor ve 9 Haziran Pazartesi günü sona eriyor. Ramazan Bayramı’nda gördüğümüz gibi haftanın ilk iki günündeki tatile üç gün daha eklenerek sürenin dokuz güne çıkarılması zaten yaşandı. Ancak bu kez beklenti çok daha abartıldı ve neredeyse gerçeklikten koptu.

Şimdi konuşulan, 9 Haziran Pazartesi gününe sonraki dört iş gününün de eklenmesi. Bayramın bir gün öncesi, yani 5 Haziran Çarşamba zaten arefe ve yarım günlük bir iş günü. Bu durum da göz ardı edilerek, tatilin tam on bir güne uzatılması ihtimali dillendiriliyor. Bu, birçok kesim için uzun bir dinlenme fırsatı gibi görünse de, iş dünyası ve kamu hizmetleri açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Madem ki bu kadar uzatma hevesi var, benden de bu dört günü tatil etmeyi düşünenlere radikal bir öneri gelsin:

Gelin eliniz değmişken Bayram öncesindeki üç günü de, yani 2 Haziran Pazartesi, 3 Haziran Salı ve 4 Haziran Çarşamba’yı da tatil edin! 31 Mayıs ve 1 Haziran zaten hafta sonu ve tatil. Böylece dört günlük Kurban Bayramı tatili, 31 Mayıs’tan 15 Haziran’a kadar uzasın ve tam on altı gün olsun!

Bu abartılı öneri, aslında tatil sürelerinin uzatılması konusundaki mevcut beklentilerin ve uygulamaların ne denli gerçeklikten uzaklaşabildiğini vurgulamak amacıyla yapılmıştır. Çünkü bu denli uzun bir tatil, ülkenin genel işleyişi üzerinde tahmin edilemez boyutlarda aksaklıklara yol açacaktır.

Uzayan Tatillerin Görünmeyen Yüzü: Aksayan İşler ve Ekonomik Bedeller

Peki, resmi tatillere niye bu kadar ek yapılıyor? Bu sorunun somut ve herkese uyan bir yanıtı ne yazık ki yok. Çünkü bu ek tatiller herkesi kapsamıyor. Aslında iyi ki de kapsamıyor; zira Türkiye’ye bir haftalığına adeta kilit vurmak gibi bir şey olurdu bu. Genellikle memurlar idari izinli sayılırken, kamu kuruluşları kapanıyor, bu kurumlarda işi olan vatandaşlar veya işletmeler zorunlu olarak işlerini ertelemek durumunda kalıyor.

Peki, bu durumda aksayan işler ne oluyor? Ramazan Bayramı, 1 Nisan Salı günü sona ermesine rağmen üç günlük uzatmayla tatil dokuz güne çıktı. Bu dokuz günlük süreçte, özellikle kamu hizmetlerine bağımlı olan pek çok iş ve işlem durma noktasına geldi.

Resmi tatillerin aslında hangi gerekçeyle olduğu bile tam olarak bilinmeden böylesine uzatılmasına birçok kesim tepkili. Ancak bu kesimlerin sesi pek duyulmuyor, hatta çoğu zaman hiç çıkmıyor. Örneğin, herhangi bir işveren veya işçi örgütünden bu duruma karşı güçlü bir itiraz sesi duyuldu mu?

Ekonomi ve Üretim Üzerindeki Yıkıcı Etkiler

“Tatil uzatılsa iyi olur, iç turizm canlanır” görüşleri sıkça dile getirilse de, dün bir sanayici okurum bu düşüncelere karşı şunları soruyordu: “Turizm belki canlanacak ama üretimi kim yapacak? Bu tatiller bizi doğrudan etkilemese de dolaylı etkiden kaçınmak mümkün değil.”

Bu durumun somut örnekleri saymakla bitmez:

  • Diyelim ki bir teslimat yapılacak, kamu kurumları veya lojistik zincirdeki aksamalar nedeniyle yapılamıyor.
  • Diyelim ki bir alacağımız var, bankacılık işlemleri veya muhatap firmaların kapalı olması nedeniyle ödenemiyor.
  • Kamuyla önemli bir iş görüşmesi var, ancak ilgili muhataplar idari izinli olduğu için randevular erteleniyor.
  • Ayrıca, kimi zaman idari izinli sayılan eşi kamuda görev yapan bir özel sektör çalışanı da izin yapmak istiyor. Çocuklarının da okulu tatil olduğu için evde kalmaları zorlaşıyor. İşveren olarak izin versek bir türlü, vermesek bir türlü. Bu tür, ilk bakışta çok önemli sayılmasa da, izin istekleri bile işletmelerin işleyişinde aksaklıklara yol açabiliyor, operasyonel verimliliği düşürüyor.

Bu süreçte sadece büyük işletmeler değil, küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler) de büyük zorluklar yaşıyor. Tedarik zincirindeki aksamalar, nakit akışındaki gecikmeler ve müşteri hizmetlerindeki kesintiler, özellikle sermayesi kısıtlı işletmeler için varoluşsal tehditler oluşturabiliyor.

Sağlık Sektöründe Yaratılan Dram: Prof. Dr. Şaban Şimşek’ten Sert Eleştiri

Uzayan tatillerin en hassas ve kritik sektörlerden biri olan sağlık üzerindeki etkisi ise çok daha çarpıcı boyutlara ulaşıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şaban Şimşek, Ramazan Bayramı tatiline üç gün eklendiği dönemde yaptığı sert açıklamayla bu kararı eleştirmiş ve tatilin uzatılmasının ne gibi sakıncalar doğurduğunu sayılarla ortaya koymuştu. Prof. Şimşek açıklamasında özetle şu görüşleri dile getirmişti:

“…Bizde Osmanlı döneminde bile böyle olmamış, hiçbir padişah böyle bir karar almamış, tabiri caizse memleket dükkanına kilidi asmamıştır.

Ekonomiden, mahkemelerin bile belirsiz bir tarihe kalmasından vs. bahsetmeyeceğim. Sadece bulunduğum hastaneden ve klinikten birkaç sayı vereceğim.

Bu üç günlük ek tatilde, sadece göz kliniğimizde ortalama 3 bin hastanın MHRS’den zar zor alınmış muayene randevuları iptal olacak ve meçhul bir tarihe kalacak. Aylardır ameliyat sırası bekleyen en az 120 hastanın ameliyatı iptal edilecek. Ne zaman gün verileceği de meçhul; zira önümüzdeki aylarda boşluk yok! Bunlar kaçınılmaz olarak doktor ve hasta yakını çatışması doğuracak.

Bu sayıların tüm hastane genelindeki karşılığı 50 bin-60 bin muayene ve 1000-1500 ameliyat ve müdahaledir.

Sayıları Türkiye geneline vurduğunuzda kaç milyon muayene ve kaç bin ameliyat eder.

Davası, duruşması geri kalan insanlardan, kirasını, çalışanının maaşını ödeyemeyecek esnaftan, belediyede işini halletmesi gerekenlerden, eğitimin/okulların geri bırakılmasından bahsetmeyeceğim.

Bu üç günlük tatilin kime ne faydası var? Ameliyat olamayacak bu hastaların çektiği acının veya bu arada uğrayacakları zararın, kalıcı sakatlıkların, belki ölümlerin hesabını kim verecek?”

Prof. Şimşek’in bu çarpıcı sözleri, uzatılmış tatillerin sadece ekonomik bir kayıp olmadığını, aynı zamanda insan sağlığı ve yaşam kalitesi üzerinde doğrudan ve telafisi zor etkiler yaratabileceğini açıkça ortaya koyuyor. Ertelenen ameliyatlar, iptal olan muayeneler ve uzayan bekleme süreleri, hastalar için fiziksel ve ruhsal bir yük oluştururken, sağlık sistemi üzerindeki baskıyı da artırıyor. Bu durum, tatil planlamalarının sadece turizm gelirleri veya kısa vadeli memnuniyet odaklı değil, çok daha geniş ve çok boyutlu bir perspektiften değerlendirilmesi gerektiğini gözler önüne seriyor.

Sürdürülebilir Bir Tatil Politikası Mümkün mü?

Uzayan bayram tatilleri, Türkiye’nin iş hayatı ve sosyal düzeni üzerinde karmaşık etkilere sahip. İç turizmi canlandırma ve vatandaşlara dinlenme fırsatı sunma amacı taşısa da, bu durumun ekonomi, üretim, kamu hizmetleri ve sağlık sektöründe yol açtığı aksaklıklar göz ardı edilemez. Ahmet amcamın sade tatil anlayışından, bugünün abartılı beklentilerine uzanan bu süreçte, ülkenin genel refahını ve işleyişini sekteye uğratmayacak, daha dengeli ve sürdürülebilir bir tatil politikasının geliştirilmesi elzemdir.

Karar alıcıların, kısa vadeli popülist yaklaşımlardan ziyade, uzun vadeli etkileri hesaba katan, farklı sektör temsilcilerinin görüşlerini dinleyen ve toplumsal ihtiyaçları bütüncül bir yaklaşımla değerlendiren bir model benimsemesi gerekmektedir. Aksi takdirde, uzayan tatillerin getirdiği sevinç, ekonominin ve kamusal hizmetlerin aksamasıyla gölgelenecek ve daha büyük sorunlara yol açacaktır.

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com