Enflasyonla Mücadelede Yönetilen ve Yönlendirilen Fiyatların Kritik Rolü: TCMB’den Uyarılar ve Şimşek’in Hedefleri
Ülkemizin ekonomik gündemi, son dönemde özellikle enflasyonla mücadele üzerine yoğunlaşmış durumda. Bu mücadelenin kilit unsurlarından biri ise “yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar” olarak adlandırılan, kamu eliyle belirlenen veya üzerinde dolaylı etkisi olan mal ve hizmet bedelleri. Geçtiğimiz günlerde Gazetemizin Ankara Temsilcisi Maruf Buzcugil’in kıymetli katkılarıyla, bu önemli konuyu daha derinlemesine ele alma fırsatı bulduk.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 2025 yılı bütçesi görüşmeleri sırasında Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşma, bu tartışmanın fitilini ateşledi. Bakan Şimşek, 2025 yılında yönetilen-yönlendirilen fiyatların enflasyon hedefiyle uyumlu bir şekilde artırılacağını dile getirmişti. Bu açıklama, akıllara hemen “Peki, bu fiyatlar ne kadar artırılacak?” sorusunu getirdi. Zira kamu tarafından belirlenen her fiyat artışı, doğrudan ya da dolaylı yollarla vatandaşın cebini ve genel enflasyon seyrini etkileme potansiyeli taşıyor.
Dünkü yazımızda da belirttiğimiz gibi, bu tartışmanın bir diğer önemli boyutu ise yeniden değerleme oranı (YDO) idi. 2025 yılı için yüzde 43.93 olarak belirlenen bu oran, vergi, harç ve cezalar gibi birçok kamusal bedelin belirlenmesinde temel teşkil ediyor. Mevzuat gereği Cumhurbaşkanı kararıyla belirli alanlarda bu oranın aşağı çekilip çekilmeyeceği, yani yüzde 21’lik (veya yüzde 17.5’lik) enflasyon hedefine uyumlu bir şekilde ayarlanıp ayarlanmayacağı merak konusuydu. Yüksek bir yeniden değerleme oranının, geçmiş enflasyonu geleceğe taşıma riski barındırdığı göz önüne alındığında, bu kararın ekonomik istikrar açısından kritik bir öneme sahip olduğu aşikâr.
Maruf Buzcugil’in arşivinden çıkarıp bizlerle paylaştığı detaylı bilgi notu sayesinde, kamunun doğrudan belirlediği veya dolaylı olarak etkilediği mal ve hizmetlerin sanılandan çok daha geniş bir yelpazeye yayıldığını gördük. Bu durum, enflasyonla mücadelede kamunun elindeki araçların çeşitliliğini ve aynı zamanda sorumluluğunun büyüklüğünü bir kez daha ortaya koydu.
Merkez Bankası’nın da yönetilen-yönlendirilen fiyatlardaki artışlardan rahatsız olduğu, bu bilgi notuyla pekişti. Merkez Bankası’nın görüşüne göre, bir önceki yılın Yİ-ÜFE (Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi) artışına göre belirlenen yeniden değerleme oranı, geçmiş enflasyona endeksleme davranışını pekiştirerek enflasyon ataletini körüklüyor. Bu değerlendirme yeni olmasa da, Merkez Bankası’nın günümüzdeki enflasyon dinamikleri karşısında bu görüşlerini koruduğunu varsaymak yerinde olacaktır. Enflasyonla etkin bir mücadele için, ileriye dönük beklentilere dayalı bir fiyatlama mekanizmasına geçişin önemi, Merkez Bankası’nın bu duruşuyla daha da netleşiyor.
Kamunun Kontrolündeki Fiyatlar: Geniş Bir Liste
Şimdi gelin, kamunun doğrudan veya dolaylı yollarla belirlediği bu yönetilen ve yönlendirilen kalemlerin neler olduğuna birlikte göz atalım. Bu kalemlerin her biri, hane halkı bütçesinden işletme maliyetlerine kadar geniş bir alanda etki yaratmaktadır. Merkez Bankası’nın (geçmişte yapılmış olmakla birlikte güncelliğini koruyan) bu konudaki değerlendirmeleri de, söz konusu fiyatların makroekonomik dengeler üzerindeki etkisini anlamamız açısından büyük önem taşımaktadır.
Vergi Değişimine Konu Olan Temel Kalemler:
- Alkollü içecekler ve tütün ürünleri: Bu ürünler, yüksek ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) oranları nedeniyle kamu politikalarından doğrudan etkilenir ve fiyat artışları enflasyon sepetinde önemli yer tutar.
- Otomobil: Otomobil fiyatları, özellikle ÖTV oranları ve gümrük vergileri gibi kamusal düzenlemelerden büyük ölçüde etkilenir.
- Akaryakıt: Motorlu taşıt yakıtları, hem ÖTV hem de diğer vergilerle fiyatı şekillenen, aynı zamanda ulaştırma maliyetleri üzerinden geniş bir dolaylı etki yaratan kritik bir kalemdir.
Yönetilen ve Yönlendirilen Diğer Kalemler:
Bu kategori, günlük yaşamımızın vazgeçilmez unsurlarından, özel hizmetlere kadar geniş bir alanı kapsar:
- Elektrik: Konut ve sanayi tüketiminde temel bir girdi olan elektrik fiyatları, EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu) tarafından belirlenir ve genel üretim maliyetlerini doğrudan etkiler.
- Şebeke suyu: Belediyeler tarafından belirlenen su ücretleri, temel yaşam maliyetlerinin önemli bir parçasıdır.
- Şehir içi yolcu taşımacılığı: Metro, tramvay, belediye otobüsü, vapur gibi toplu taşıma ücretleri, büyükşehir belediyeleri tarafından düzenlenir ve kentli nüfusun ulaşım giderlerini doğrudan etkiler.
- Çay: Tarım ve Orman Bakanlığı’nın destekleme politikaları ve kamu iştiraki ÇAYKUR’un piyasa etkisiyle fiyatı belirlenen önemli bir tüketim maddesidir.
- Şehir gazı ve doğalgaz: Enerji ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan doğalgazın fiyatı, BOTAŞ tarafından belirlenen alım fiyatları ve EPDK düzenlemeleriyle şekillenir.
- Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliği’nden etkilenen özel eğitim hizmetleri: Özel ilköğretim ve lise ücretleri gibi kalemler, bakanlık tarafından belirlenen tavan fiyat uygulamalarıyla dolaylı olarak kontrol edilir.
- Çeşitli kamu eğitim hizmetleri: Açık öğretim öğrenci katkı ücreti, yurt ücreti, devlet anasınıfı ücreti gibi kamu eliyle sunulan eğitim hizmetlerinin bedelleri.
- Çeşitli kamu hizmetleri: Ehliyet alım masrafları, mahkeme işlemleri ile ilgili evraklar, noter ücreti, pasaport ücreti, zorunlu deprem sigortası (DASK), zorunlu trafik sigortası, araç muayene ücreti, emisyon ölçüm ücreti gibi vatandaşın sıkça karşılaştığı resmi işlemlerin bedelleri.
- İlaçlar: Sağlık Bakanlığı’nın ilaç fiyat kararnameleri ve geri ödeme listeleriyle fiyatları belirlenen kritik ürünlerdir.
- Hac ve umre gidiş ücreti: Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından organize edilen bu ibadetlerin maliyetleri, kamu kontrolündedir.
- Çeşitli sağlık hizmetleri: Devlet hastanesi doktor muayene ücreti, aile hekimi doktor muayene ücreti gibi kamu sağlık hizmetlerinin bedelleri.
- Belediye ekmeği: Belediyelerin Halk Ekmek gibi iştirakleri aracılığıyla piyasaya sunduğu ekmeğin fiyatı, yerel yönetimler tarafından belirlenir ve gıda enflasyonunda önemli bir rol oynar.
- Şans oyunları: At yarışı, Milli Piyango, Sayısal Loto gibi şans oyunlarının tarifeleri kamu kontrolündedir.
- TCDD tren ücretleri: Şehirler arası, Yüksek Hızlı Tren (YHT) ve banliyö tren ücretleri, kamu işletmesi olan TCDD tarafından belirlenir.
- Otoyol ve köprü geçiş ücreti: Devlet ve Yap-İşlet-Devret modeliyle işletilen otoyol ve köprülerin geçiş ücretleri, kamu kararlarıyla şekillenir.
- Diğer: PTT kargo gönderme ücreti, devlet tiyatroları ücreti gibi çeşitli kamu hizmeti bedelleri.
Bu kapsamlı liste hazırlandıktan sonra, toplumun geniş kesimlerini ilgilendiren iki hizmet daha yönetilen-yönlendirilen fiyatlar kategorisine eklendi: Cep telefonu ve internet hizmetleri. Turkcell ve Türk Telekom gibi piyasada hakim konumda olan bu büyük telekomünikasyon şirketlerinin Varlık Fonu bünyesine katılmasıyla birlikte, fiyatlandırma politikaları da artık tümüyle kamu tarafından belirlenir hale geldi. Bu durum, haberleşme maliyetlerinin de enflasyonla mücadele stratejisinin ayrılmaz bir parçası olduğunu gösteriyor.
Kamu Fiyatlarının Dolaylı Etkileri ve Enflasyon Dinamikleri
Merkez Bankası’nın yönetilen-yönlendirilen fiyatlarla ilgili değerlendirmeleri, daha önce de belirtildiği gibi, güncel bir rapor olmasa da bugünkü ekonomik tabloyu açıklamakta büyük bir tutarlılık sergiliyor. Bu değerlendirme ilk olarak Merkez Bankası’nın 2018 yılındaki ikinci enflasyon raporunda yer almıştı. Ancak o raporda dahi akaryakıt, elektrik ve doğalgaz zamlarının sadece doğrudan değil, aynı zamanda ekonominin diğer sektörleri üzerindeki dolaylı etkilerine de dikkat çekilmişti. Özellikle ulaştırma harcamalarının giderek arttığı günümüz koşullarında, bu dolaylı etkilerin daha da büyüdüğü ve Merkez Bankası’nın bu konudaki hassasiyetinin daha da arttığı düşünülebilir.
Merkez Bankası, akaryakıt, elektrik ve doğalgaz gibi enerji ürünlerindeki fiyat veya vergi değişikliklerinin doğrudan etkilerinin yanı sıra, üretim maliyetleri kanalıyla enflasyon üzerinde yarattığı dolaylı etkilere özel bir vurgu yapmıştır. Bu durum, zincirleme bir reaksiyonu tetikleyerek ekonominin geneline yayılmaktadır. Örneğin, akaryakıt fiyatlarındaki bir artış, başlangıçta sadece benzin istasyonlarındaki pompaları değil, aynı zamanda lojistik sektöründen gıda taşımacılığına, üretim bandından perakende raflarına kadar geniş bir alanı etkiler. Ulaştırma hizmetlerinin maliyetlerinin artması, hemen hemen her ürün ve hizmetin nihai fiyatına yansır. Merkez Bankası’nın ifadesiyle, akaryakıt fiyatlarının maliyetlere etkisi, başta ulaştırma hizmetleri olmak üzere geniş bir sektörel yayılımla gerçekleşmekte ve enflasyon üzerindeki dolaylı etkileri doğrudan etkisinin 1.5 katına kadar ulaşabilmektedir. Bu, dolaylı etkilerin büyüklüğünü ve karmaşıklığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Dahası, herhangi bir fiyat artışının dolaylı etkileri sadece maliyet kanalıyla sınırlı kalmamaktadır. Ekonomideki “sinyal etkisi” ve “enflasyon beklentilerine yansıması” da son derece önemlidir. Örneğin, kamunun belirlediği fiyatlarda yaşanan belirgin artışlar, piyasaya genel bir fiyat artışı beklentisi sinyali gönderir. Bu sinyal, işletmelerin ve tüketicilerin gelecekteki fiyatlama davranışlarını etkiler. Yeniden değerleme oranında veya ücretlerde güçlü endeksleme mekanizmalarının oluşu, beklentileri ve enflasyon katılıklarını etkileyen uygulamalara çarpıcı bir örnek teşkil etmektedir. Geçmiş enflasyona endeksli fiyat ayarlamaları, bir nevi “otomatik pilot” görevi görerek enflasyonun kendi kendini besleyen bir döngüye girmesine neden olur. Özetle, doğrudan ve dolaylı etkiler bir arada değerlendirildiğinde, kamu davranışının enflasyon üzerindeki etkisi daha da belirginleşmekte ve enflasyonla mücadelede kamunun rolünün sadece maliye politikalarıyla sınırlı olmadığını göstermektedir.
Yeniden Değerleme Oranından (YDO) TCMB’nin Şikayetleri
Merkez Bankası’nın değerlendirmesinde, yönetilen-yönlendirilen fiyatlar ve vergi ayarlamalarının enflasyonun oynaklığını önemli ölçüde artırdığı ve bunun da beklentileri olumsuz etkilediği vurgulanmaktadır. Bu oynaklık, ekonomik aktörlerin geleceğe yönelik plan yapmalarını zorlaştırmakta, belirsizliği artırarak ekonomik istikrarı tehdit etmektedir.
Değerlendirme, bu kritik konuya ilişkin derinlemesine analizini şöyle sürdürüyor:
“Öngörülemeyen fiyat hareketleri enflasyon belirsizliğini besleyerek fiyatlama davranışlarını bozabilmektedir. Yönetilen-yönlendirilen fiyatların enflasyon üzerindeki bir diğer etkisi de bu fiyatların çoğunun geçmiş enflasyon ve döviz kuru gelişmelerine göre belirlenmesi şeklinde ifade edilebilecek endeksleme mekanizmaları ile ortaya çıkmaktadır. Geçmiş Yİ-ÜFE artış oranlarına göre hesaplanan yeniden değerleme oranı esas alınarak artırılan kamu fiyatlarının varlığı, enflasyonda atalete sebebiyet veren bir fiyatlama davranışıdır.”
Bu açıklama, Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele stratejisinin temel direklerinden birini, yani beklentilerin yönetilmesini ne kadar önemsediğini göstermektedir. Geçmişe dönük endeksleme, enflasyonun adeta bir sarmal içinde dönüp durmasına yol açan, arzu edilmeyen bir döngü yaratmaktadır. Yüksek enflasyonun, yüksek Yİ-ÜFE’yi, yüksek Yİ-ÜFE’nin de yüksek yeniden değerleme oranını getirmesi ve bunun da kamu fiyatlarını artırması, enflasyonu kalıcı hale getiren bir mekanizma oluşturmaktadır. Bu durum, politika yapıcıların enflasyon hedeflerine ulaşmasını zorlaştıran en önemli engellerden biridir.
Merkez Bankası’nın Yıllar Öncesinden Gelen Uyarıları Bugünü Özetliyor
Merkez Bankası’nın bu değerlendirmesi yıllar önce yapılmış olsa da, günümüzdeki ekonomik tabloya mükemmel bir şekilde işaret etmekte ve bugünü adeta özetlemektedir. Bu durum, ekonomideki bazı yapısal sorunların ne denli kalıcı olduğunu ve çözüm yollarının da benzer şekilde uzun vadeli bir perspektifle ele alınması gerektiğini göstermektedir.
Merkez Bankası’nın geçmişteki uyarısı, bugünün çözüm önerilerini de içermektedir:
“Özetle, yönetilen-yönlendirilen fiyatlar ve dolaylı vergi ayarlamalarının enflasyon dinamikleri üzerinde kayda değer etkileri olmaktadır. Yönetilen-yönlendirilen fiyatların önemli bir kısmının enflasyonun üzerinde bir oranda artması, bu kalemler aracılığıyla tüketici enflasyonundaki düşüşü destekleyebilecek bir alan olduğuna işaret etmektedir. Yönetilen-yönlendirilen fiyat ve vergi ayarlamalarında tüketici enflasyonu üzerindeki olası etkilerin de dikkate alınması, makroekonomik politika tasarımının içsel tutarlılığı açısından kritik önem taşımaktadır.”
Bu ifadeler, kamunun elindeki fiyatlandırma gücünün, enflasyonu düşürme çabalarında nasıl bir kaldıraç görevi görebileceğine dikkat çekiyor. Eğer kamu, enflasyon hedeflerine ulaşma noktasında gerçekten samimiyse, kendi kontrolündeki fiyatları enflasyonun altında bir oranda artırarak veya mümkünse dondurarak önemli bir katkı sağlayabilir. Bu, sadece doğrudan etkileriyle değil, aynı zamanda piyasadaki beklentileri olumlu yönde etkileyerek genel enflasyon seyrini aşağı çekme potansiyeli taşır. Makroekonomik politika tasarımının içsel tutarlılığı, yani para ve maliye politikalarının uyumu açısından da bu adımın kritik olduğu vurgulanmaktadır. Bir yandan sıkı para politikası uygulanırken, diğer yandan kamu eliyle yüksek zamlar yapılması, bu tutarlılığı zedeleyecektir.
Bakan Şimşek’in Sözleri ve Önümüzdeki Kritik Sınavlar
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki konuşmasında bu konuda oldukça kararlı ve kesin bir duruş sergiledi. Zaten enflasyonu gerçekten kalıcı bir şekilde düşürmenin yolu da, kamunun kendi politikalarıyla bu sürece destek vermesinden geçiyor. Kamu, hem enflasyonu düşürmek istediğini belirtip hem de enflasyonu yukarı itecek şekilde fiyat artışlarına gitmez. Bu, bir çelişki yaratır ve güvenilirliği sarsar. Dolayısıyla, Bakan Şimşek’in bu duruşu, enflasyonla mücadelede önemli bir yol ayrımına işaret etmektedir.
Şimdi ilk sınav, kamu eliyle yapılacak zamlarda oranın hangi düzeyde belirleneceğiyle verilecek. Elektrikten doğalgaza, ulaşımdan kamu hizmetlerine kadar geniş bir yelpazede alınacak bu kararlar, sadece bütçe disiplinini değil, aynı zamanda enflasyonla mücadeledeki kararlılığı da yansıtacak. Yüksek oranlı zamlar, enflasyonla mücadele hedeflerini baltalayacakken, kontrollü ve enflasyon hedefiyle uyumlu artışlar, dezenflasyon sürecine önemli katkı sağlayacaktır.
İkinci sınavın konusu da belli: Yeniden değerleme oranı (YDO). Mevzuatın elverdiği durumlarda, yani Cumhurbaşkanı kararıyla, yüzde 43.93 olarak belirlenen bu oranın aşağı çekilip çekilmeyeceği büyük bir merak konusu. Eğer YDO, enflasyon hedeflerine uyumlu bir şekilde aşağı çekilmez ve aynen uygulanırsa, vergi, harç ve cezalarda otomatik olarak yüksek artışlar meydana gelecek ve bu da enflasyonist baskıyı artıracaktır. Ancak eğer bu oran, geçmiş enflasyonu değil, gelecekteki enflasyon hedeflerini dikkate alacak şekilde ayarlanırsa, bu durum, beklentilerin yönetilmesi ve enflasyon ataletinin kırılması açısından son derece olumlu bir sinyal olacaktır.
Bu iki kritik sınav, Türkiye ekonomisinin enflasyonla mücadelesindeki samimiyetini ve kararlılığını test edecek önemli göstergeler olacaktır. Alınacak her karar, milyonlarca vatandaşın günlük yaşam maliyetlerini doğrudan etkileyecek ve ülkenin makroekonomik istikrar yolculuğunda belirleyici bir rol oynayacaktır.
Kaynak: ekonomim.com
- Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.