31 Mart Yerel Seçimleri Sonrası Dolar Kuru Beklentisi: Geçen Yılki Büyük Artış Neden Tekrarlanmaz?
Ekonomim gazetesi yazarı, deneyimli ekonomist Alaattin Aktaş, son köşe yazısında Türkiye gündeminin en sıcak başlıklarından biri olan döviz kurunun, özellikle de doların 31 Mart yerel seçimleri sonrasındaki olası hareketini titizlikle değerlendirdi. Birçok vatandaşın aklındaki temel soruya net bir yanıt arayan Aktaş, piyasalardaki yaygın endişelere karşı farklı bir perspektif sunuyor.
Gelin, en merak edilen sorunun yanıtını en başta vererek başlayalım: Dolar kurunda 31 Mart yerel seçimlerinin ardından, geçtiğimiz yılın mayıs ayındaki genel seçimler sonrası yaşanan türden sert ve ani bir tırmanış yaşanma olasılığı oldukça zayıf, hatta neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu değerlendirme, sadece bir varsayımdan ibaret olmayıp, mevcut ekonomik koşullar ve geçen yıla kıyasla belirginleşen önemli farklılıklar üzerine inşa edilmiştir.
Geçtiğimiz yılki seçim sürecine yaklaşırken döviz piyasalarındaki koşullar ile bugünkü durum arasında dağlar kadar fark bulunmaktadır. Benzer şekilde, dolarda o dönemde biriken baskı ya da “tortu” ile şimdiki durum arasında da ciddi farklılıklar gözlemlenmektedir. Şimdi, Alaattin Aktaş’ın bu güçlü savını hangi verilerle desteklediğini ve neden böyle düşündüğümüzü detaylarıyla inceleyelim.
Dolar Kaygısı: Türk Toplumunun Bitmeyen Gündemi
Türkiye’de dolar kuru, adeta hiçbir zaman bitmeyen bir endişe kaynağı olmuştur. Döviz, özellikle uzunca bir süre yatay veya yataya yakın bir seyir izlediğinde, biriken potansiyel enerjinin bir noktada patlayacağına dair güçlü bir kanı oluşur. Bu düşünce, aslında geçmiş deneyimler göz önüne alındığında tamamen haksız da sayılmaz. Türkiye, dönem dönem dolar kurunda yaşanan ani ve sert sıçramalara tanıklık etmiştir; bunun en yakın örneğini de geçtiğimiz yılki genel seçimlerden sonra yaşadık. O dönemde döviz kurunun uzun süre baskılandığı ve seçim sonrasında bu baskının ortadan kalkmasıyla hızla yükseldiği görüldü.
Şimdi de benzer bir kaygının pençesindeyiz. Doların uzun zamandır belirli bir aralıkta hareket ettiğini, dolayısıyla seçim sonrası bu “zincirlerinden kurtularak” yukarı yönlü bir ivme kazanacağını düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Ancak bu genel algının göz ardı ettiği veya yeterince dikkate almadığı önemli detaylar bulunmaktadır.
Mayıs 2023 seçimlerinden önceki dönemde dolar kuru adeta “sabitlenmiş” bir görünüm sergilemişti. Türk Lirası, aylarca değer kaybetmiyor, dolar kuru neredeyse hiç hareket etmiyordu. Bu durum, piyasada büyük bir baskı birikmesine neden oldu. Seçimler sona erip, kuru tutma politikası değiştiğinde ise bu biriken baskı adeta bir boşalım yaşadı; haziran ve temmuz aylarında dolar tam yüzde 34 oranında değer kazandı. İşte bu dramatik yükseliş, bugünkü kaygıların temelini oluşturuyor.
Bugün de benzer bir senaryonun yaşanıp yaşanmayacağı tartışılıyor. Hatta tartışma, bir tırmanış olup olmayacağı sorusundan ziyade, eğer olursa “ne kadar” olacağı noktasına evrildi. Piyasa adeta bu konuda bahis açmış durumda, en yüksek tahminlerin en gerçekçi tahminler gibi algılandığı bir ortamda sayılar havada uçuşuyor. Ancak Alaattin Aktaş, geçen yılki gibi bir tırmanışın olasılığının neden çok az olduğunu, hatta neredeyse hiç olmadığını detaylıca açıklıyor.
Geçen Yılki Boyutta Bir Artış Olmaz: İşte Temel Nedenler
Bu köşeyi düzenli takip edenler bilir ki, belirli varsayımlara dayalı sayısal ifadelerin ötesinde asla kesin bir dolar tahmini yapılmaz. Türkiye gibi dinamik bir ekonomide döviz kuru tahmini yapmak, doğası gereği oldukça zorlu bir iştir. Ancak eğilimlere ilişkin güçlü argümanlar sunmak elbette mümkündür. Gelelim bu yılki yerel seçimlerin ardından neden geçen yılki kadar büyük bir döviz hareketliliği beklenmediğine dair temel nedenlere.
Seçim Öncesi Dolar Performansındaki Kritik Fark: %8’e Karşılık %21
Geçtiğimiz yılla bu yılın görünüşte benzer olsa da, aslında ekonomik dinamikler açısından önemli farklılıklar barındırdığını belirtmek gerekir. Bu farkı daha iyi anlamak için iki dönemin verilerini karşılaştıralım.
Geçen Yılki Durum (Mayıs 2023 Genel Seçimleri Öncesi): 2022 yılının eylül ayını 100 kabul ederek oluşturulan dolar endeksine göre, Eylül 2022’de 100 olan dolar kuru, Mayıs 2023’te 107.68’e yükselmişti. Bu sekiz aylık dönemdeki artış sadece yüzde 7.68 civarındaydı. Dolar kurunun uzun süre baskılanması ve enflasyon karşısında değer kaybetmesi, ciddi biriken bir baskı (tortu) oluşturmuştu. İşte bu düşük artışın ardından gelen haziran ve temmuz ayları, daha önce de belirtildiği gibi, o sekiz ayda biriken potansiyel enerjinin serbest kaldığı ve kurda yüzde 34’lük bir artışla sonuçlanan “felaket ayları” oldu.
Bu Yılki Durum (Mart 2024 Yerel Seçimleri Öncesi): Şimdi gelelim bu yıla. Bu kez seçim öncesi sekiz aylık dönemi esas almak için 2023 yılının temmuz ayındaki dolar kurunu 100 kabul ediyoruz. Doların şubat ayı ortalaması 30.45 lira olarak gerçekleşti. Tahminlere göre şubat ayı ortalamasının 31, mart ayı ortalamasının ise 32 lira civarında olması bekleniyor. Bu varsayımlarla, Temmuz 2023’te 100 olan dolar endeksi, Mart 2024’e gelindiğinde yüzde 21’lik bir artışla 121 seviyesine ulaşacak.
Şimdi en kritik noktaya dikkat çekelim: Geçtiğimiz yılki genel seçim öncesinde sekiz aylık dönemdeki dolar artışı yaklaşık yüzde 8 iken, bu yılki yerel seçimler öncesindeki sekiz aylık dönemdeki artış yüzde 21 seviyesindedir. Aradaki bu yüzde 13’lük fark, döviz kuru üzerindeki baskının geçen yıla kıyasla çok daha düşük olduğunu açıkça göstermektedir. Geçen seçim öncesindeki yüzde 8’lik artışın üzerine iki ayda yüzde 34’lük bir sıçrama gelmişti. Peki, bu yılki seçim öncesindeki yüzde 21’lik artışın üstüne yine iki ayda yüzde 34’lük bir artış gelir mi? Aktaş’ın cevabı net: Gelmez!
Zaten mart ayı ortalamasının 32 lira olması muhtemel görülen doların, birkaç ayda yüzde 34 daha artması halinde ulaşacağı seviyeler, hem enflasyonist baskılar hem de ekonomik gerçekler açısından sürdürülemez bir tablo çizecektir. Bu durum, geçen yılki gibi orantısız bir sıçramanın mantıksızlığını ve olasılığının düşük olduğunu vurgulamaktadır. Elbette kur artışına ilişkin varsayımlarda bulunurken enflasyonu da dikkate almak gerekir; ancak bu konu, başlı başına ayrı bir analizin konusudur.
Faiz Politikası: Geçmişle Günümüz Arasındaki Uçurum
Döviz kurunun değer değişimini belirleyen en temel etkenlerden biri de faiz oranlarıdır. Geçtiğimiz yılki seçim öncesi ve sonrası dönemle bugünkü faiz ortamı arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Bu fark, dolar kurunun gelecekteki seyri açısından belirleyici rol oynamaktadır.
Geçen Yılki Durum (Mayıs 2023 Genel Seçimleri Öncesi ve Sonrası): Hatırlatmak gerekirse, politika faizi geçen yıl 23 Haziran’a kadar yüzde 8.5 gibi oldukça düşük bir seviyede uygulanmıştı. Bu durum, Türk Lirası’nın cazibesini azaltarak döviz talebini artırıyordu. 23 Haziran’dan itibaren faiz yüzde 15’e çıkarılsa da, piyasanın beklentilerinin altında kalmıştı. 21 Temmuz’da ise tahminler en az 5 puanlık bir artış yönündeyken, faiz sadece 2.5 puanlık artışla yüzde 17.5’e yükseltildi. Bu “yetersiz” artış, piyasada büyük bir karamsarlığa yol açmış ve hem içeride hem dışarıda Türk Lirası’na olan güveni sarsmıştı. Bu karamsar tablo, dövizin hızla artmasının önemli nedenlerinden biri olmuştu.
Mevcut Durum (Mart 2024 Yerel Seçimleri Öncesi): Oysa şimdi durum kökten farklıdır. Politika faizi, yüzde 45 gibi oldukça yüksek bir seviyede bulunmaktadır. Merkez Bankası’nın son dönemdeki açıklamaları ve kararlı duruşu, bu oranın uzunca bir süre değişmeyeceğine dair güçlü sinyaller vermektedir. Yüzde 45’lik faiz oranının tek başına yeterli olup olmadığı tartışmasından bağımsız olarak, geçen yılki oranlarla bugünkü arasında çok büyük bir uçurum olduğu aşikardır. Bu yüksek faiz oranı, Türk Lirası mevduatlarını cazip hale getirerek döviz talebini kısmakta ve dövizin yukarı yönlü hareketini ciddi şekilde frenlemektedir.
Dolayısıyla, diğer tüm ekonomik etkenler aynı olsa bile (ki aslında o etkenler de aynı değil), faiz düzeyinden kaynaklanan bu önemli fark, geçen yılki gibi ani ve sert bir kur sıçramasının önüne geçecek niteliktedir. Yüksek faiz, “Carry Trade” olarak bilinen, borçlanılan düşük faizli para birimiyle yüksek faizli para birimine yatırım yapma stratejilerini Türk Lirası lehine çevirmekte ve yabancı yatırımcılar için TL varlıklarını cazip kılmaktadır. Bu durum, döviz arzını artırarak kura destek olmaktadır.
Ekonomik Yönetimin Yeni Yaklaşımı ve Beklentilerin Yönlendirilmesi
Sadece faiz oranları ve seçim öncesi kur hareketleri değil, aynı zamanda ekonomik yönetimin genel yaklaşımı da dolar kuru beklentilerini şekillendiren önemli bir faktördür. Geçtiğimiz yılki genel seçimlerin ardından, Türkiye ekonomisinde daha rasyonel ve ortodoks politikalara dönüş sinyalleri verilmiştir. Merkez Bankası’nın bağımsızlığına vurgu yapılması, mali disiplin adımları ve enflasyonla mücadeledeki kararlılık mesajları, piyasalardaki güveni artırmaktadır.
Bu yeni yaklaşım, piyasa katılımcılarının geleceğe yönelik beklentilerini olumlu yönde etkilemektedir. Beklentiler, ekonomideki gerçek hareketleri büyük ölçüde yönlendirir. Eğer piyasa aktörleri, dolar kurunun kontrol altında tutulacağına ve aşırı volatiliteye izin verilmeyeceğine dair bir kanaat geliştirirse, spekülatif hareketler de azalır. Geçmişte yaşanan ani yükselişlerin birçoğu, beklentilerin kötüye gitmesi ve piyasa paniğiyle tetiklenmişti. Bugün ise, daha öngörülebilir ve istikrarlı bir para politikası vaadi, bu tür panik ataklarının önüne geçebilir.
Dolar Kaygısını Besleyen Diğer Faktörler ve Gerçekçi Bir Bakış
Dolar kuruna ilişkin kaygıları besleyen bir diğer önemli faktör ise yüksek enflasyondur. Türkiye’deki enflasyon oranları hala oldukça yüksek seyretmektedir. Ancak, Aktaş’ın da belirttiği gibi, enflasyon ile kur arasındaki ilişki ayrı bir analizin konusudur. Yüksek enflasyon, uzun vadede nominal kuru yukarı yönlü itme potansiyeli taşısa da, faiz oranları ve Merkez Bankası’nın sıkı duruşu gibi diğer güçlü faktörler, kısa vadede bu baskıyı dengeleyebilir.
Kaldı ki, her seçim öncesi ve sonrası dönemin toplam kur artışının mutlaka aynı düzeyde oluşması beklenmez. Ekonomik koşullar, global dinamikler, siyasi gelişmeler ve uygulanan politikalar her dönemde farklılık gösterir. Dolayısıyla, geçmişteki bir senaryonun birebir aynısının tekrar edeceğini varsaymak, yanıltıcı olabilir. Özellikle ana belirleyici faktörlerde (faiz oranları ve seçim öncesi kur hareketi gibi) böylesine belirgin farklılıklar varken, “geçen yılki gibi olur” algısı gerçekçi bir temele dayanmamaktadır.
Sonuç: Dolar Kurunda Ani Bir Sıçrama İhtimali Zayıf
Ekonomim yazarı Alaattin Aktaş’ın analizleri ışığında, 31 Mart yerel seçimleri sonrasında dolar kurunda geçtiğimiz yılki genel seçimlerin ardından yaşanan yüzde 34’lük ani ve sert bir sıçramanın tekrarlanma olasılığının oldukça düşük olduğu sonucuna varabiliriz. Bu değerlendirme, iki temel farklılığa dayanmaktadır:
- Seçim Öncesi Kur Hareketi: Geçtiğimiz yıl seçim öncesi sekiz ayda dolar yalnızca %8 civarında artarken, bu yıl aynı dönemde %21’lik bir artış kaydedilmiştir. Bu durum, dolar üzerinde birikmiş olan baskının (tortu) geçen yıla göre çok daha az olduğunu göstermektedir.
- Faiz Politikası: Geçtiğimiz yıl politika faizi %8.5 gibi düşük bir seviyedeyken, bugün %45 gibi oldukça yüksek ve istikrarlı bir düzeydedir. Bu yüksek faiz, Türk Lirası varlıklarını cazip kılarak döviz talebini azaltmakta ve kurdaki aşırı hareketleri engellemektedir.
Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde, geçtiğimiz yılki gibi piyasada panik yaratacak ve dolar kurunu astronomik seviyelere taşıyacak bir sıçrama için koşulların uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Elbette döviz piyasaları her zaman belirsizlikler barındırsa da, mevcut veriler ve uygulanan politikalar ışığında, daha kontrollü ve öngörülebilir bir seyir beklenmektedir.