Emtia Piyasalarında Dalgalı Seyir

Fed Beklentileri ve Jeopolitik Risklerin Gölgesinde Emtia Piyasası: Altın Rekor Kırarken, Enerji ve Tarım Ürünleri Ne Durumda?

Küresel ekonomi ve finans piyasaları, belirsizliklerle dolu bir haftayı geride bırakırken, emtia piyasası da bu dinamiklerden payına düşeni aldı. Özellikle ABD Merkez Bankası (Fed) tarafından öngörülen faiz indirimlerinin hızına ilişkin beklentiler ve dünya genelinde artan jeopolitik gerilimler, emtia fiyatlarında belirgin bir dalgalanmaya yol açtı. Geçtiğimiz hafta, Fed’in faiz indirimlerini piyasanın genel beklentisinin altında bir tempoda gerçekleştirebileceği yönündeki sinyaller, doların güçlenmesine ve tahvil faizlerinin yükselmesine neden oldu. Bu durum, pek çok emtia grubunda satış baskısı yaratırken, özellikle değerli metaller ve enerji piyasasında jeopolitik risklerin etkisiyle kayda değer yükselişler yaşandı.

ABD’deki yaklaşan başkanlık seçimleri ve Fed’in para politikasına yönelik belirsizlikler, yatırımcıların güvenli liman arayışını tetiklerken, dolar endeksi kritik seviyeleri test etti. 29 Eylül’de yüzde 4,5’lik bir artışla 30 Temmuz’dan bu yana en yüksek seviyesi olan 104,6’ya ulaşan dolar endeksi, haftayı 104,3 seviyesinde dengeleyerek güçlü konumunu korudu. Bu yükseliş, dolar bazlı emtialar üzerinde doğal olarak aşağı yönlü bir baskı oluşturdu. Aynı dönemde, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizleri de 17 baz puan artışla yüzde 4,25 seviyesine çıkarak yatırımcıların dikkatini çekti. Bu gelişmeler, Fed’in gelecekteki faiz indirimleri konusunda daha temkinli davranabileceği beklentisini güçlendirdi ve piyasalarda “bekle-gör” stratejisini ön plana çıkardı. Analistler, bu durumun küresel emtia piyasalarında genel olarak karmaşık bir tablo çizdiğini ve fiyatlamaları zorlaştırdığını belirtiyor.

Değerli Metaller: Altın Rekor Kırarken, Güvenli Liman Arayışı Devam Ediyor

Geçtiğimiz hafta emtia piyasasında en çok dikkat çeken gelişmelerden biri, değerli metallerdeki hareketlilik oldu. Özellikle altın, küresel ekonomik ve jeopolitik belirsizliklerin ortasında güvenli liman talebinin artmasıyla adeta şahlanarak rekor seviyelerini tazeledi. Altının ons fiyatı, haftayı %1’lik bir artışla tamamlayarak 2.758,5 dolar gibi tarihi bir zirveye ulaştı. Bu yükselişin arkasında yatan temel faktörler arasında, Orta Doğu’da devam eden jeopolitik gerilimler, İsrail-İran arasındaki tansiyonun yükselmesi ve ABD ekonomisine yönelik süregelen belirsizlikler yer alıyor.

Piyasa analistleri, altın fiyatlarındaki bu ivmenin önümüzdeki dönemde de devam edebileceğini öngörüyor. Gelecek yıl altının ons fiyatının 3.000 dolar seviyesini test edebileceği yönündeki beklentiler güç kazanıyor. Bu tahminlerin temelinde, Fed’in faiz indirim döngüsüne girmesiyle dolar talebinin zayıflayabileceği ve bunun da altın fiyatlarını yukarı yönlü destekleyeceği düşüncesi yatıyor. Doların değer kaybetmesi, dolar bazlı emtiaları, özellikle de altını, diğer para birimleri cinsinden alan yatırımcılar için daha cazip hale getiriyor.

Ayrıca, ABD’nin artan ulusal borcu da altın fiyatları üzerinde önemli bir destekleyici faktör olarak gösteriliyor. Analistler, ABD borcunun yükselmeye devam etmesi halinde hükümetin borcu finanse etmek için ek para basmaya başvurabileceğini ve bu durumun doların değerini aşındırabileceğini belirtiyor. Böylesi bir senaryoda, altın, enflasyona karşı bir hedge ve güvenilir bir değer saklama aracı olarak cazibesini daha da artırıyor, yatırımcıları finansal istikrarsızlık risklerine karşı korumak için portföylerine altın eklemeye yöneltiyor.

Sadece altın değil, diğer değerli metallerde de hareketlilik gözlendi. Gümüş, ons bazında sınırlı bir yükselişle haftayı tamamlarken, paladyum %10,4, platin ise %0,9 değer kazandı. Gümüşün fiyat performansı, hem değerli metal olma özelliği hem de elektronik, yenilenebilir enerji ve hatta askeri sanayi gibi birçok alanda endüstriyel hammadde olarak kullanılmasıyla yakından ilişkilidir. Jeopolitik gerilimler ve tedarik zincirindeki aksamalar, gümüşün endüstriyel talebini artırarak fiyatlarını destekleyebilir. Özellikle yeşil enerji dönüşümündeki rolü, gümüşe olan uzun vadeli talebi güçlendiren bir başka faktördür.

Paladyumdaki dikkat çekici yükselişin ana nedeni ise, ABD’nin Rusya’nın paladyum ve titanyum ihracatına yönelik potansiyel yaptırım haberleriydi. Rusya, dünyanın en büyük paladyum üreticilerinden biri olduğu için, olası yaptırımlar küresel arzda önemli bir daralmaya yol açabileceği endişesini beraberinde getirdi ve fiyatları hızla yukarı çekti. Platin ise, endüstriyel talep ve yatırımcı ilgisiyle sınırlı ancak istikrarlı bir yükseliş sergiledi.

Baz Metaller: Dolar Baskısı ve Arz-Talep Dengelerindeki Hassasiyet

Emtia piyasasında değerli metallerin aksine, baz metaller genellikle doların güçlenmesinden daha doğrudan etkilenir. Geçtiğimiz hafta artan dolar talebi, baz metaller üzerinde genel bir satış baskısı oluşturdu. Bu durum, endüstriyel talebin yavaşlayabileceği endişeleriyle birleşince, bazı metallerde düşüşler kaydedildi.

Tezgah üstü piyasada (OTC) libre bazında bakır fiyatları %0,5, kurşun fiyatları %1,3 ve nikel fiyatları %4,9 oranında geriledi. Bakır, küresel ekonomik büyümenin bir göstergesi olarak kabul edilir ve fiyatlarındaki bu düşüş, büyüme beklentilerindeki belirsizliklerin bir yansıması olabilir. Nikel ve kurşun gibi diğer endüstriyel metaller de benzer şekilde küresel sanayi üretimindeki yavaşlamadan etkilendi.

Ancak bu genel düşüş eğiliminden ayrışan iki metal oldu: çinko ve alüminyum. Çinko fiyatları %0,5 oranında yükselirken, alüminyum %2,3 değer kazandı. Çinkodaki yükselişin temelinde arz tarafındaki özel bir gelişme yatıyordu. Kanada merkezli madencilik şirketi Teck Resources’un Kanada’daki izabe tesisinde meydana gelen yangın, şirketin üretim hedeflerini aşağı çekmesine neden oldu. Şirket, bu yılki rafine çinko üretiminin daha önce beklenenden %12 daha düşük olabileceğini açıklayarak piyasalarda arz endişelerini tetikledi ve fiyatları yukarı yönlü baskıladı. Bu olay, tek bir üretim tesisindeki aksaklığın bile küresel emtia piyasalarında nasıl domino etkisi yaratabileceğini gösterdi.

Alüminyum fiyatlarındaki artışın arkasındaki ana itici güç ise, dünyanın en büyük emtia tüketicisi olan Çin’den gelen teşvik haberleriydi. Çin Merkez Bankası, ekonomik büyümeyi desteklemek ve iç talebi canlandırmak amacıyla kredi faiz oranlarında indirime gitti. Kurumsal ve emlak kredileri için gösterge faizi işlevi gören 1 ve 5 yıllık kredi faiz oranları (LPR), 25’er baz puan düşürüldü. Ulusal Bankalar Arası Fon Merkezi’nin açıklamasına göre, 1 yıllık LPR %3,35’ten %3,1’e, 5 yıllık LPR ise %3,85’ten %3,6’ya çekildi. Bu faiz indirimleri, emlak sektörünü ve genel ekonomik aktiviteyi canlandırarak alüminyum gibi inşaat ve sanayi için kritik öneme sahip metallere olan talebi artırma umutlarını yeşertti. Çin’deki ekonomik canlanma sinyalleri, küresel baz metal piyasaları için her zaman önemli bir yön belirleyici olmuştur.

Enerji Grubu: Jeopolitik Riskler ve Mevsimsel Etkilerin Kesişim Noktası

Enerji piyasası da geçtiğimiz hafta jeopolitik gerilimlerin ve arz-talep dengelerindeki beklentilerin etkisiyle önemli hareketlilikler yaşadı. Özellikle Orta Doğu’daki tansiyonun yükselmesi ve küresel enerji arzına yönelik belirsizlikler, Brent petrol ve doğal gaz fiyatlarını yukarı yönlü tetikledi.

Brent petrolün varil fiyatı, haftayı %3,7’lik kayda değer bir artışla tamamladı. Bu yükselişin ana nedeni, bölgedeki çatışmaların petrol arz hatlarını veya üretim tesislerini etkileyebileceğine dair endişelerdi. Jeopolitik riskler, yatırımcıları potansiyel arz kesintilerine karşı kendilerini korumak amacıyla petrol vadeli işlemlerine yöneltirken, bu durum fiyatların yükselmesine neden oldu. Küresel petrol talebinin güçlü kalmaya devam etmesi ve OPEC+ grubunun üretim politikaları da fiyatları destekleyen diğer faktörler arasında yer aldı.

Doğal gaz piyasasında ise çok daha keskin bir yükseliş gözlendi. New York Ticaret Borsası’nda işlem gören doğal gazın İngiliz termal birimi (MMBtu) cinsinden fiyatı, haftalık bazda %11,8’lik büyük bir artış kaydetti. Doğal gaz fiyatlarındaki bu dramatik yükselişin ardında birden fazla faktör bulunuyor. Birincil ve en önemli faktörlerden biri yine jeopolitik riskler. Avrupa’daki enerji krizi endişelerinin tamamen ortadan kalkmamış olması ve genel enerji piyasasındaki belirsizlikler, doğal gaz fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. İkinci olarak, Kuzey Yarımküre’de yaklaşan kış mevsimi öncesinde hava sıcaklıklarının düşeceğine dair beklentiler ve buna bağlı olarak ısınma amaçlı doğal gaz talebinin artacağı öngörüsü, fiyatları destekledi. Ayrıca, bazı bölgelerde doğal gaz arzının beklentilerin altında kalacağına dair sinyaller de piyasayı yukarı çekti. Özellikle depolama seviyeleri, hava durumu tahminleri ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracat kapasiteleri gibi faktörler, doğal gaz fiyatlarının seyrini belirlemede kritik rol oynuyor.

Tarım Grubu: Hava Koşulları ve Küresel Arz Beklentilerinin Fiyatlara Etkisi

Emtia piyasasının bir diğer önemli segmenti olan tarım ürünleri grubunda ise geçtiğimiz hafta karışık bir seyir izlendi. Çeşitli ürünlerde bölgesel hava koşulları, arz beklentileri ve küresel talep dinamikleri fiyatları farklı yönlerde etkiledi.

Chicago Ticaret Borsası’nda (CBOT) kile başına fiyatlar buğdayda %0,6 oranında azalırken, mısırda %2,7, soya fasulyesinde %2,9 ve pirinçte %0,5 artış gösterdi. Buğday fiyatlarındaki düşüş, küresel piyasalarda yeterli arzın bulunduğuna dair işaretler ve bazı büyük üretici ülkelerdeki hasat beklentilerinin iyileşmesiyle ilişkilendirilebilir. Ancak mısır fiyatları, Rusya ve Ukrayna gibi önemli mısır üreticisi bölgelerde yaşanan kuraklık endişeleri nedeniyle yükselişe geçti. Bu bölgelerdeki olumsuz hava koşulları, küresel mısır arzına yönelik potansiyel kısıtlamaları gündeme getirerek fiyatları destekledi.

Soya fasulyesi fiyatları da kayda değer bir artış kaydetti. Analistler, soya fasulyesi fiyatlarının uzun bir süredir düşük seviyelerde işlem görmesinin ardından, artan taleple birlikte yükselişe geçtiğini belirtiyor. Özellikle Asya ülkelerinden gelen güçlü talep ve hayvan yemi sektöründeki ihtiyaçlar, soya fasulyesinin değer kazanmasında etkili oldu. Pirinç fiyatları da, bazı önemli üretici ülkelerdeki arz endişeleri ve artan tüketimle birlikte hafif bir yükseliş yaşadı.

Diğer tarım ürünlerine bakıldığında, Intercontinental Exchange (ICE) borsasında libre bazında şeker ve pamukta %0,4’lük sınırlı düşüşler gözlenirken, kahve fiyatları %3,5 oranında geriledi. Bu düşüşlerin arkasında yatan temel faktörlerden biri, dünyanın en büyük tarım ürünleri üreticilerinden biri olan Brezilya’dan gelen haberlerdi. Brezilya’da artan yağışlara dair olumlu öngörüler, kahve ve şeker üretiminin artacağı beklentisini güçlendirerek fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturdu. Ayrıca, Brezilya realinin ABD doları karşısında değer kaybetmesi de, Brezilya menşeli ürünlerin uluslararası piyasalarda daha ucuz hale gelmesine ve bu ürünlerin satış baskısı altında kalmasına yol açtı.

Kakaoda ise haftayı %15 gibi oldukça keskin bir düşüşle tamamladı. Fildişi Sahili ve Gana gibi dünyanın en büyük kakao üreticisi ülkelerinde artan yağışlar, daha önce arz kıtlığına dair duyulan endişeleri hafifletti. İyi hava koşulları, kakao ağaçlarının verimini artırarak gelecekteki hasat beklentilerini iyileştirdi ve bu da fiyatlar üzerinde belirgin bir aşağı yönlü baskı yarattı. Bu durum, tarım emtialarının ne kadar çok mevsimsel koşullara ve hava durumu tahminlerine bağımlı olduğunu bir kez daha gösterdi.

Genel Değerlendirme ve Gelecek Beklentileri

Geçtiğimiz hafta emtia piyasası, Fed’in faiz indirim döngüsüne ilişkin belirsizlikler, küresel ekonomideki toparlanma beklentileri ve özellikle Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik gerilimlerin etkisiyle oldukça hareketli ve karışık bir seyir izledi. Değerli metaller, başta altın olmak üzere, güvenli liman arayışının güçlenmesiyle rekor seviyelere ulaşırken, paladyum özel haber akışlarıyla dikkat çekti. Enerji grubunda petrol ve doğal gaz, jeopolitik riskler ve mevsimsel taleplerin etkisiyle yükseliş kaydetti. Baz metaller ise doların gücüne ve arz-talep dengelerindeki bölgesel gelişmelere göre farklı performanslar sergiledi. Tarım ürünlerinde ise hava koşulları, rekolte beklentileri ve yerel para birimlerinin değer değişimleri, ürün bazında farklı sonuçlar doğurdu.

Önümüzdeki dönemde, emtia piyasasının ana belirleyicileri yine Fed’in para politikası duruşu, küresel enflasyonun seyri ve jeopolitik gelişmeler olmaya devam edecektir. ABD’deki başkanlık seçimleri ve olası politika değişiklikleri de piyasalar üzerinde önemli bir etki yaratabilir. Yatırımcıların, “bekle-gör” stratejilerini sürdürerek piyasalardaki oynaklığa karşı dikkatli olmaları ve portföylerini çeşitlendirmeleri, bu belirsizlik ortamında öne çıkan yaklaşımlar olacaktır. Emtia piyasası, ekonomik ve politik gelişmelerden doğrudan etkilenen yapısıyla, küresel risk iştahının ve ekonomik beklentilerin önemli bir barometresi olmaya devam edecektir.