Her Dört Gençten Biri Ne Okuyor Ne Çalışıyor

Türkiye’de NEET Gençlik ve Konut Fiyatlarındaki Çarpıcı Artış: Geleceğe Yönelik Ekonomik ve Sosyal Sınavlar

Türkiye, dinamik genç nüfusu ve hızla değişen ekonomik koşullarıyla dikkat çeken bir ülke konumundadır. Ancak bu dinamizm, beraberinde önemli yapısal sorunları da getirmektedir. Son veriler, 15-24 yaş arasındaki genç nüfusun önemli bir kesiminin ne eğitimde ne de istihdamda (NEET) olduğunu ortaya koyarken, konut fiyatlarındaki astronomik artışlar da geniş kitlelerin barınma hayallerini suya düşürmektedir. Bu iki temel sorun, özellikle gençlerin geleceği ve ülkenin sosyoekonomik yapısı üzerinde derin etkiler bırakmaktadır. Bu makalede, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu bu iki kritik konuyu detaylı bir şekilde inceleyerek, nedenlerini, sonuçlarını ve olası çözüm yollarını ele alacağız.

NEET Gençlik: Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olanların Artan Sayısı ve Toplumsal Yansımaları

Üçüncü çeyrek itibarıyla Türkiye’deki 15-24 yaş arasındaki genç nüfus, 11 milyon 652 bin kişiye ulaşmıştır. Bu gençlerin 3 milyon 70 bini, yani her 100 gençten yaklaşık 26’sı, kısaca “NENİ” olarak adlandırılan “ne eğitimde ne istihdamda” (NEET – Not in Employment, Education or Training) kategorisinde yer almaktadır. Bu oran, ülkenin genç potansiyelini ne yazık ki tam anlamıyla değerlendiremediğini gösteren ciddi bir uyarı işaretidir. İşsizlik oranlarının aylık bazdaki küçük dalgalanmalarına odaklanmak yerine, bu büyük tabloya odaklanmak, gerçek sorunun boyutunu ve derinliğini anlamak açısından çok daha önemlidir.

Yüzde 26.3’lük bu oran, 3 milyondan fazla gencin ne okula gittiğini ne de bir işte çalıştığını ifade etmektedir. Bu durumdaki gençleri ‘boşta geziyor’ olarak nitelendirmek, yüzeysel bir yaklaşım gibi görünse de, bu durumun ardındaki nedenleri ve toplumsal arka planı anlamak hayati önem taşımaktadır. Bu gençler, genellikle elleri yağda balla, keyfi olarak zaman geçirmekten ziyade, çoğunlukla iş bulamadıkları, eğitimlerine devam edemedikleri veya çeşitli sosyal ve ekonomik engellerle karşılaştıkları için bu durumda kalmaktadırlar. Bu durum, bireyler için gelecek kaygısı, sosyal dışlanma, motivasyon kaybı ve hatta psikolojik sorunlar gibi olumsuz sonuçlar doğururken; ülke ekonomisi için de büyük bir beşeri sermaye kaybı ve üretkenlik düşüşü anlamına gelmektedir. Genç nüfusun bu şekilde atıl kalması, uzun vadede ekonomik büyümeyi, yenilikçiliği ve sosyal refahı olumsuz etkileyen önemli bir risk faktörüdür.

Kadınlarda NEET Oranı Alarm Veriyor: Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Eşitsizlikler

Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin toplamdaki oranı yüzde 26.3 iken, bu oran kadınlarda çok daha yüksek seviyelere ulaşmaktadır. Genç kadınlar arasında NEET oranı yüzde 34.9 düzeyinde seyretmektedir. Bu, neredeyse her üç genç kadından birinin ne okuduğunu ne de çalıştığını göstermektedir. Erkeklerde ise bu oran yüzde 18.3’tür. Kadınlardaki bu yüksek oran, sadece ekonomik zorluklardan değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rolleri, eğitim ve iş hayatına erişimdeki eşitsizlikler, çocuk ve yaşlı bakımı gibi hane içi sorumluluklar ve kültürel bariyerler gibi çok çeşitli faktörlerin birleşiminden kaynaklanmaktadır. Bu durum, kadınların ekonomik hayata katılımının önündeki engellerin hala ne kadar büyük olduğunu gözler önüne sermektedir ve cinsiyet eşitliği hedeflerine ulaşma yolunda önemli bir engel teşkil etmektedir. Kadınların işgücüne katılımının artırılması, sadece ekonomik büyüme için değil, aynı zamanda daha adil ve kapsayıcı bir toplum inşa etmek için de kritik öneme sahiptir.

Eğitim Durumuna Göre NEET Dağılımı: “Diplomalı İşsizlik” Paradoksu ve İşgücü Piyasası Uyumsuzluğu

NEET oranlarının eğitim durumuna göre dağılımı incelendiğinde ise dikkat çekici bir paradoks ortaya çıkmaktadır: eğitim düzeyi yükseldikçe, ne eğitimde ne istihdamda olma oranının da artış göstermesi. Okuryazar olmayan genç nüfusu (yaklaşık 86 bin kişi; 40 bini erkek, 46 bini kadın) bu değerlendirmenin dışında tuttuğumuzda, tablo daha net anlaşılmaktadır. Zira okuryazar olmayan bir nüfus için “eğitimde olma” tanımı doğal olarak geçerli değildir ve bu kesimde işsizlik oranı da oldukça yüksektir.

  • 15-24 yaş arasındaki lise altı eğitimlilerde NEET oranı yüzde 18.8 iken,
  • Lise mezunlarında bu oran yüzde 29.6’ya,
  • Mesleki ve teknik lise mezunlarında yüzde 30.2’ye,
  • Yükseköğretim (üniversite) mezunlarında ise şaşırtıcı bir şekilde yüzde 36.3’e çıkmaktadır.

Bu veriler, Türkiye’de “diplomalı işsizlik” olgusunun giderek yaygınlaştığını açıkça göstermektedir. Üniversiteden genellikle 22-23 yaşlarında mezun olan gençler, mevcut ekonomik koşullarda ve işgücü piyasasındaki yetersizlikler nedeniyle kısa sürede iş bulamamakta ve mezuniyet sonrası doğrudan “ne eğitimde ne istihdamda” sınıfına girmektedirler. Bu durum, eğitim sisteminin işgücü piyasasının ihtiyaçlarıyla tam olarak örtüşmediği, yetenek ve beceri uyumsuzluklarının yaşandığı, staj ve iş deneyimi fırsatlarının kısıtlı olduğu gibi yapısal sorunlara işaret etmektedir. Yükseköğretim mezunlarının iş bulamaması, hem bireylerin umutlarını kırmakta, hayata atılmalarını geciktirmekte hem de ülkenin eğitim yatırımlarının verimliliğini sorgulatmaktadır. Bu durum, gençlerin umutsuzluğunu artırarak beyin göçü riskini de tetikleyebilir.

Türkiye'de gençlerin eğitim ve istihdam durumu grafik: Cinsiyet ve eğitim düzeyine göre NEET oranları
Kaynak: Ekonomim.com – Türkiye’de gençlerin eğitim ve istihdam durumu, yaş gruplarına ve cinsiyete göre dağılımını gösteren grafik.

Konut Fiyatlarındaki Fahiş Artış: Barınma Krizi ve Gençlerin Gelecek Kaygısı

NEET gençlik sorunuyla birlikte, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu bir diğer büyük problem ise konut piyasasındaki akıl almaz fiyat artışlarıdır. Son yıllarda yaşanan bu artışlar, özellikle orta ve dar gelirli vatandaşların, hatta yükseköğretim mezunu gençlerin bile ev sahibi olma hayallerini adeta bir fanteziye dönüştürmüştür. Merkez Bankası verilerine göre, konut birim fiyatlarındaki değişimler, ekonomik göstergelerdeki dramatik bozulmayı gözler önüne sermektedir.

Yüzde 70’ten Yüzde 1044’e: Konut Fiyatlarında Şok Edici Yükseliş ve Ekonomik Yansımaları

Konut piyasasındaki değişimi anlatmak için “Sıfırdan 100’e” benzetmesiyle bir otomobilin hızlanmasına atıfta bulunabiliriz, ancak bu oranlar bir otomobilin performansından çok daha fazlasını, ekonomik bir felaketin boyutunu gözler önüne sermektedir. Merkez Bankası’nın üçüncü çeyrekler itibarıyla yaptığı hesaplamalar, konut fiyatlarındaki artışın ne denli yıkıcı olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor:

  • 2014’ten 2019’a kadar olan beş yıllık süreçte Türkiye ortalamasında konut birim fiyatlarında yüzde 70’lik bir artış kaydedildi. Bu oran bile o dönem için yüksek kabul edilebilir bir artıştı ve barınma maliyetlerinde belirgin bir yükselişe işaret ediyordu.
  • Ancak asıl şok edici tablo, 2019’dan 2024’e kadar olan son beş yılda yaşandı. Bu dönemde konut birim fiyatlarındaki artış tam yüzde 1044’e ulaştı! Bu, dünya genelinde dahi nadir görülen, Türkiye ekonomisinin derin yapısal sorunlarını yansıtan fahiş bir artıştır.

Bu muazzam artış, birikimi olmayan veya normal gelir seviyesindeki vatandaşların konut sahibi olma şansını neredeyse tamamen ortadan kaldırmıştır. 2014 yılında Türkiye genelinde metrekare birim fiyatı ortalama 1.742 lira iken, 2019’da 2.963 liraya yükseldi. Ancak bu artış, 2019’daki 2.963 liralık fiyatın sadece beş yıl sonra, yani 2024’te 33.892 liraya fırlamasının yanında oldukça mütevazı kalmaktadır. Özellikle son beş yıldaki bu ivmelenmenin büyük kısmı 2022 ve 2023 yıllarında, yüksek enflasyonun ve düşük faiz politikalarının etkisiyle gerçekleşmiştir. Bu yılki artışın ise yüzde 20 gibi daha düşük bir seviyede kalması, piyasada bir miktar yavaşlama veya durgunluk sinyali olarak yorumlanabilir; ancak önceki yıllardaki fahiş yükselişi telafi etmekten ve barınma sorununu çözmekten çok uzaktır.

Konut fiyatlarındaki bu anormal artışın arkasında birden fazla faktör bulunmaktadır. Yüksek enflasyon, inşaat maliyetlerindeki (hammadde, enerji, işçilik) artışlar, arsa fiyatlarındaki spekülatif yükselişler, kentsel dönüşümün yarattığı geçici arz daralması, döviz kurlarındaki dalgalanmalar, düşük faiz politikalarının getirdiği kolay kredi erişimi ve konutun bir yatırım aracı olarak görülmesi gibi etkenler bu durumu körüklemiştir. Ayrıca, yabancıya satışların da belli bölgelerde ve fiyat segmentlerinde fiyatları yukarı çektiği gözlemlenmektedir. Bu durum, özellikle gençler ve yeni evlenecek çiftler için barınma sorununu çok daha derin bir krize dönüştürmüş, evlenme ve aile kurma kararlarını dahi ertelemelerine neden olmuştur.

Büyük Şehirlerde Durum Daha Vahim: İstanbul, Ankara, İzmir Örnekleri

Konut fiyatlarındaki artış, Türkiye’nin üç büyük metropolünde de ülke ortalamasını aşan veya ona yakın seyreden değerlerle dikkat çekmektedir. Büyükşehirlerdeki talep yoğunluğu, göç hareketleri, kentsel dönüşüm baskısı ve ekonomik dinamikler, fiyat artışlarını daha da hızlandırmaktadır:

  • İstanbul: 2014-2019 arasında yüzde 56 artış yaşanırken, 2019-2024 döneminde yüzde 939 gibi devasa bir yükseliş kaydetti. Bu artış, İstanbul’u dünyanın en pahalı şehirlerinden biri haline getirmiştir.
  • Ankara: İlk beş yılda yüzde 56 artış gösterirken, sonraki beş yılda yüzde 1166 ile Türkiye rekoruna yakın bir artış sergiledi. Başkent, barınma maliyetleri açısından neredeyse İstanbul’u yakalamıştır.
  • İzmir: İlk dönemde yüzde 94’lük artışla diğer illerden ayrılırken, 2019-2024 arasında yüzde 1078’lik bir artışla konut sahibi olmayı hayli zorlaştırdı. İzmir’in doğal güzellikleri ve yaşam kalitesi, yoğun bir talep yaratmaya devam etmektedir.
Türkiye'nin büyük şehirlerinde konut fiyat artış oranları karşılaştırması: İstanbul, Ankara, İzmir
Kaynak: Ekonomim.com – Türkiye’nin büyük şehirlerinde 2014-2019 ve 2019-2024 dönemleri konut fiyat artış oranları karşılaştırması.

Sonuç: Türkiye’nin Geleceği İçin Acil Eylem Çağrısı ve Kapsamlı Çözüm Yaklaşımları

Türkiye’nin genç nüfusunun büyük bir kısmının ne eğitimde ne istihdamda olması (NEET) ve konut fiyatlarındaki fahiş artışlar, ülkenin yakın gelecekte karşılaşacağı en büyük sosyoekonomik zorlukların başında gelmektedir. NEET gençlik, potansiyelini kullanamayan, hayata adapte olmakta zorlanan bir nesil yaratırken, barınma krizi de aile kurma, bireysel gelişim, toplumsal refah ve sosyal adaletin üzerinde ciddi baskılar oluşturmaktadır. Bu iki sorun birbiriyle de yakından ilişkilidir; iş bulamayan, ekonomik gücü olmayan gençlerin kendi evlerine sahip olma hayali sadece bir ütopyadan ibaret kalmakta, bu durum gençlerin genel yaşam memnuniyetini ve gelecek beklentilerini derinden sarsmaktadır.

Bu kapsamlı sorunlar karşısında acil ve kalıcı çözümler üretmek elzemdir. NEET oranlarını düşürmek için; işgücü piyasasının ihtiyaçlarına uygun mesleki eğitim programlarının yaygınlaştırılması, üniversite müfredatlarının güncellenerek pratik becerilerin ve dijital yetkinliklerin kazandırılması, staj ve istihdam teşviklerinin artırılması, girişimcilik ekosisteminin desteklenmesi ve özellikle kadınların işgücüne katılımını artıracak kreş imkanları gibi politikaların geliştirilmesi gerekmektedir. Kamu-özel sektör işbirliğiyle gençlere yönelik mentörlük programları ve kariyer danışmanlığı hizmetleri de büyük önem taşımaktadır.

Konut krizi için ise; sosyal konut projelerinin hızlandırılması, kentsel dönüşümün sosyal etkileri de gözetilerek planlanması, arsa spekülasyonunun önüne geçilmesi, inşaat maliyetlerini düşürücü önlemler alınması, vergi düzenlemeleri ve adil kira politikaları gibi çok yönlü stratejilere ihtiyaç vardır. Ayrıca, gençlere özel faizsiz veya düşük faizli konut kredisi olanakları ile ilk evini alacaklara yönelik devlet desteklerinin artırılması da barınma sorununa kısmi çözümler sunabilir. Türkiye’nin geleceği, bu sorunlara ne kadar hızlı ve etkili, uzun vadeli çözümler üretebildiğine bağlı olacaktır. Bu sorunların çözümü, sadece ekonomik istikrarı değil, aynı zamanda toplumsal huzuru ve adaleti de doğrudan etkileyecektir.

Kaynak: ekonomim.com

  • Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.